Güncel Kategorisiz Röportaj

Mehtap Erel: “Gelinime iyi bakarım, oğluma iyi baktığı sürece!”

Mükemmel olmak zorunda değilim. Hayat mükemmel değilken, ben öyle olmak için popomu yırtamam!

Onu Newsweek’teki yazıları sayesinde tanıdım. Ciddi bir dergide annelik üzerine ciddi bir yazı okuyacağım zannederken önce dudaklarımı büzdürüp sonra da kıkır kıkır güldürmüştü beni. Şimdi AnneBoyutu.com’un yayın yönetmenliğini yapan bu “alternatif” kadın benimle röportaj yapmayı kabul ettiğinde sevinçten dört köşe oldum. Bir de demez mi, “Sorular kazık olsun!” Allah yarattı demedim, sordum ben de. Kendisini biraz kıvrandırmışım ama olsun, sonuca değmiş! Karşınızda kâh neşeli, kâh zeki, kâh duygusal, kâh kodummu oturtan bir Mehtap Erel…

Bunca zamandır annelik üzerine yazıp çiziyorsun. Atahan kocaman oldu, ayıptır sorması sıkmıyor mu artık bu hamilelik-bebek-çocuk muhabbetleri?
Yok, ayıp değil. Aksine hep bahsetmeyi çok sevdiğim bir hususu tekrarlama imkânı yakaladım bu vesileyle.
Ben mizah yazarıyım ve mizah yazıları yazıyorum. Küçük parodiler ya da skeçler gibi düşünelim bunu. İnsanları gülümseten bizden, içimizden anılar, anekdotlar… Aile yaşantısı yaşayan bir kadın olduğum için de yazılarımda aileye dair konular işliyorum çoğunlukla. Annem, kayınvalidem, kocam, işim, patronum, bizim apartmanın güvenliğinde çalışan arkadaşlar, oğlumun sınıf öğretmeni, diğer veliler, sinemaya gittiğimizde yaşadığımız bir olay, dönülmez yerden dönüp, trafik polisi tarafından durdurulmam… Her şey bana malzeme! Ve evet, zaman zaman oğlumla olan diyaloglarımız da bana yazı konusu olmuştur ancak anne olma halimden daha fazla eş olma halime dair yazılarıma rastlanır. Son zamanlarda -artık kendimi frenleyemediğimden- Türkiye’de olan bitenler hakkındaki fikirlerimi ve endişelerimi de yazmaya başladım. Ama hiçbir zaman sürekli hamilelik-bebek yazan bir yazar olmadım.
Bir de profesyonel olarak yazarlıktan ekmek yiyenlerin bilmediği bir gerçek var: Sen bir yerde yazar olarak çalışmaya başlarsın. Bu yer, seni belli bir çerçeve dâhilinde yazman için işe alır. Sana, “Sen bu konularda yazacaksın” der ve sen o konuda yazarsın. Şey gibi düşünebiliriz. Her gazetenin bir anne bebek yazarı, bir magazin yazarı, bir ekonomi yazarı var değil mi? Hah! Kimse, “Ben anne bebek yazıcam” demiyor, yayın yönetmenleri görev dağıtıyor. Sistem öyle işliyor. Bir müddet sonra da yaptığın iş üzerine oturuyor. Mesela pek çok insan beni magazinci sanıyor şu anda. Anne Boyutu’nu görüp şok olan, “Ne alaka?” diye mail atan daha fazla.
Bu şekilde bir sektörel işleyiş datası sunduktan sonra, soruyu şöyle değiştirip cevaplayayım mı? “Anne-bebek-çocuk sektörüne yayın yapan bir haber portalı yönetiyorum ve hep okura hizmet veren içerik işlemekten sıkıldım mı?” Hayır. Çünkü annelerin sadece pişikle ilgilenen kültürsüz, bilgisiz mutant canlılar olduğuna inanmıyorum. Bu sebeple gündemdeki her konuyu haber olarak kullanıyoruz ve bu da bizi rutinden kurtarıyor.

“Annelerin sadece pişikle ilgilenen kültürsüz, bilgisiz mutant canlılar olduğuna inanmıyorum”.

Annelik meselelerinin tam ortasında duran bir yayın yönetmeni olarak, sıradan bir anneden farklı olarak neler öğrendin, neler gördün?
Birincisi ve en önemlisi bu işle uğraşanların büyük çoğunluğunun annelik hadisesi ile hiçbir alakası olmadığını ama anne-bebek-çocuk ürünleri satan büyük firmaların reklam payından faydalanmak için süper “Anne taklidi” yaptığını gördüm! Bu kadar önemli ve hassas bir konuda -çünkü çocuğa dair, bebeğe dair söz söylüyorsun- insanların neler salladığına, nasıl “mış gibi” yaptığına, ne kadar üçkâğıtçı davranabildiğine şahit oldum. Bu, benim okura saygımı ve haliyle anneye saygımı daha da arttırdı. Bence bu işin içindeki “en gerçek anneler”, okurlar. Ben kendi yayınımı kurduğum için kendimi o parametrelerden kurtardım. Bir medya şirketinin değil, bir yayınevinin portalını yönettiğim için temiz çalışıyorum. Biz, önce kitapçıyız. Bizim dışımıza baktığımda da bloggerları çok daha dürüst, içten ve temiz buluyorum. Henüz sistemin içine girmedikleri için yazıp çizerken oldukları gibi kalabiliyorlar. Bunu herhangi bir konuyu işleyişlerindeki samimiyette görebiliyorsun. Ne yazık ki bu meselelerin ortasındaki bir yayın yönetmeni olarak, meselenin dışında kalanların daha temiz olduğunu öğrendim. Olaya göbekten girip ama önüne gelene kafa tutana da deli muamelesi yapıldığını öğrendim. Evet, kendimden bahsediyorum!

“Oğlumu kucağımda da salladım, ayağımda da salladım. N’aapiim, hanzo durmiyim diye uyumayacak mıydık?”

Atahan’ı doğurduğun sırada son moda annelik yaklaşımları nelerdi?
Ben doğum yaptığımda “6 ay sadece anne sütü” diyorduk ve bunda bir değişiklik olmadı. Biberon kullanımını çocuğu tembelliğe alıştırdığı için doktorum istemiyordu. “Biberondan foş foş geliyor, memeyle uğraşmaz, emmezse de sütün gelmez” diyordu ve ben doktorumu dinledim. Bir buçuk yaşına gelmeden –özellikle erkek çocuklarda- memeyi kesmem önerildi. Oğlum 13 ay emdi, sonra memeyi kestik. Emzik vermedim, damak yapısını bozuyor (yok doğal kauçuk, bilmem ne, güvenmedim.) Yabancı kaynakları da takip ettim, buradaki kaynakları da. Biz ne yapıyoruz, millet ne yapıyor? Bunlara bakıp annemin önerilerini ekleyerek, kendi oğlumun yapısına göre bir sistem oluşturmaya çalıştım. Oğlumu, uyuyamadığında kucağımda da salladım, ayağımda da salladım. “Kendi kendine ağlasın, uyur” demedim. Evde bizim yaptığımız püreleri yemediğinde hazır meyve pürelerinden de aldım. Belli bir trendi tutturmaya çalışmadım, ben takmam öyle şeyleri. Atahan’a göre pozisyon aldım ben. Benim çocuğum ne istiyor ve ben nasıl rahat edicem? Soru buydu! Atahan bana ihtiyaç duyuyordu ve ben bunu görmezden gelerek rahat edemezdim. Baktım ki ayağımda sallayınca uyuyor, salladım. N’aapiim, “Hanzo durmiyim” diye uyumayacak mıydık çocukla? Arkadaşlarım ayıpladı falan, hiç takmadım. Hiç de bir şey olmadı. İncilerimiz dökülmedi. Bu trend olayları, annelerin birbirleriyle sosyalleşebilmek için uydurdukları şeyler bence! Çünkü annelerimizin yöntemleri daha fazla işe yarıyor. Dikkat et, bir yerden bir trend çıkıyorsa, akabinde bir ürün gelir! Sektör bunu pompalıyor.

Taze anne iken sana en ağır gelen şeyler meseleler duygusal mıydı, teknik mi?
Lohusalığımda beni çok hırpalayan iki şey oldu. Biri sütümün az gelmesi. Aklımı kaçırıyordum o ara. Altı ay sadece anne sütü vermem gerekiyor ama sütüm az, bebeğime yetmiyor, bebeğim aç, uyuyamıyor. O ara oynatıyordum aklımı. Nasıl ağlıyordum ya, inanamazsın! Bir gün hiç unutmuyorum, yatak odamdayım, sol göğsümü oğlum emiyor, sağ göğsümde sıcak havlu var, süt kanalları açılsın diye koymuşum. Zaten yaz, loğusa teri denen mevzu var. Ve saat sabaha karşı, 05:00 sularından bahsediyorum bu arada. Annem bizdeydi, uyuduk mu diye bakmaya gelmiş, beni gördü, Sarhan ütüyle havlu ısıtıyor ben ağlıyorum: “Anne ben bebeğimi doyuramıyorum!” dedim. Fıttırık bir şekilde ağlıyorum. Annem beni zayıf görmeye pek alışkın değildir. Oğlumu kucağımdan aldı, bizi evden söküp hastaneye götürdü. Niye süt gelmiyor, tıkanıklık mı var diye bakıldı falan. Neyse, ben 6 ay sadece anne sütü verdim. Sonrasında da 13 ay emzirdim ama o duygu, “Bebeğim doymuyor!” duygusu beni mahvetti. Bir diğer mesele, çok tuhaf… Yeni doğum yapmışım, fazla kilom var elbette ve neye “süt yapacak” derlerse yiyorum. Kayınpederim geldi dedi ki; “Çok kilo aldın az ye.” Şimdi şu parametreleri hatırlayalım. Çocuğuma süt yetmiyor diye kafayı kırmış bir anne, 3cc fazla süt gelirse diye, kim ne derse ağzına atıyor ve bu ara kayınpeder vücut ölçülerine dair en alakasız şeyi söylüyor. Zaten psikoloji altüst. “Ne o baba? Beni mi pazarlayacaksınız?” diye çıktı ağzımdan! Annem ağzıma vurmuştu sonra. Bazen çok hayvan olabiliyorum ama teknik olarak ben haklıydım. Yine de, kocamın babasıyla öyle konuşmam doğru olmadı.

Yine de güçlü mizah duygunla her zorluğun üstesinden geliyor gibisin. Okul müdürüyle, sokakta işine karışan adamla, gerçekten hep kakara kikiri muhabbetler mi oluyor yoksa arada bir adam öldürdüğün oluyor mu?
Aslında o sohbetler son derece gergin ilerliyor o esnada! Yani düşünsene, çocuğunu okula yazdırmışsın. Okul sene ortasında el değiştiriyor. Sen, veli olarak çocuğunu yazdırdığın okulun bir tarikat grubuyla alınan bir okul grubuna geçtiğini şubat tatilinde öğreniyorsun… Okula gidiyorsun, bir bakıyorsun daha önce öğretmenler odası olan salonun kapısında “Mescit” yazıyor. Çocuğu okuldan alıp başka yere yazdıracaksın ama buraya ödeme yapmaya mecbur ediyorlar seni. “Niye gidiyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz?” diyorlar. Bir okul adı veriyorsun, müdür sana diyor ki; “Burada mescit olmasından rahatsız oluyosunuz da götürüp çocuğu rahiplerle, rahibelerle okutmaktan rahatsız olmuyorsunuz öyle mi?” Şimdi bu konuşma elbette son derece gergin ve sinir bozucu ilerliyor. Ancak ben bunu sanki çok komikmiş gibi kaleme alabiliyorum.

Mükemmel olmak zorunda değilim. Hayat mükemmel değilken, ben öyle olmak için popomu yırtamam!

Günümüzde kadınlardan beklentinin çok yüksek olduğunu yazılarında vurguluyorsun. Çocuk-kariyer dengesini kurmakta zorlanan annelere verebileceğin bir tüyo var mı?
Ben kendi hayatımda şöyle yapmaya çalışıyorum: Mükemmel olmak zorunda değilim. Her şeyi elimden geldiğince iyi yapmaya çalışıyorum ama mükemmellik peşinde koşmuyorum. İş yerinde tatsızlıklar yaşayabiliyorum, oğlumun tırnak yemeye başladığı dönemler oluyor, son zamanlar çok kilo aldım veremiyorum. Hiçbir şey mükemmel değil. “Gün batımında çimen kokan bahçemizden kendi ektiğim naneleri toplayıp, limonatamıza koyup kocam bana aşk sözcükleri fısıldarken, kelebek kovalayan oğlumuzu verandamızda izliyorum” tadında bir hayatım yok ve böyle bir derdim de yok! Sağlıklıyız, bir aradayız. Bir arada ve sağlıklı kalabilmek için de elimizden geleni yapıyoruz. Hayat mükemmel değilken, ben mükemmel olmak için popomu yırtamam. Benim mottom bu. Mevcut durumu muhafaza etmeye çalışıyorum, bu da hayatı kolaylaştırıyor.

Aile kavramı, belki de en iyi oturttuğumuz kavram ve artıları olduğu gibi eksileri de var.

Toplumumuzdaki çocuğa aşırı düşkünlüğü nasıl değerlendiriyorsun?
Yahu, bu asrın sorusu, biliyosun dimi? Bizde bir “Göbek Bağı” meselesi var. Bu bağ doğumda kesiliyor hesapta ama bizde görünmez bir ikinci bağ sonsuza dek kalıyor. Bu bağ sayesinde, kardeşler ağabeylerinin borcu için arabasını satıyor, büyükanneler eve alınıyor yaşlılar yurduna bırakılmıyor, çocuklar hastanelerde refakatçi kalıyor, aileler ellerindeki avuçlarındakini çocuklarının eğitimine ve evliliğine harcıyor. Bu, tamamen Türk aile yapısıyla alakalı bir durum. Aile kavramı, belki de en iyi oturttuğumuz kavram ve artıları olduğu gibi eksileri de var. Çocuğunun her olayının içinde olan o hasta anne de bu eksilerden bir tanesi. Ancak, artıları daha fazla olduğu için tolere edilmesi gereken bir eksi…

Benim için iki şey boşanma sebebi olabilir: Şiddet ve uyuşturucu. Bunun dışındaki her şeyi çözmeye çalışırım.

Anne-babanın anlaşamaması ya da boşanması, çocuk için daima sarsıcı olur derler. Bir gün Mehtap Erel evinde çok mutsuz olduğunu fark ederse, ne yapar?
Şimdi herkes beni ayıplayacak biliyorum. Ama dürüst davranıcam, üzgünüm. Ben boşanmam.
Sadece, “Ben mutsuzum” veya “Aşk bitti” ya da “Beni aldattı” gibi bir sebep benim boşanmama yetmez. Oğlum babasıyla ve benimle aynı çatı altında büyüsün, iki ev arasında kalmasın isterim. Akşam birlikte masaya oturalım, günümüzün nasıl geçtiğini konuşalım. Bu ortamı oğluma sağlayabilmem için o masada çok mutlu olmam gerekmiyor. Ben önce ailemin düzenine bakarım ve devam ederim. Benim için iki şey boşanma sebebi olabilir: Şiddet ve uyuşturucu. Bunun dışındaki her şeyi çözmeye çalışırım.

Pekâlâ, son olarak bir hayali senaryo: Atahan 30 yaşına gelmiş, evleniyor. Kolunda müstakbel karısıyla oturuyor nikâh masasına. “Evet”ler mırıldanıyor, alkışlar kopuyor, müzik başlıyor ve işte karşında evli bir çift! Gelinle damat sana doğru yürüyorlar. Önce oğlunla sarılıyorsun, sonra gelininle. “Allahım sen onlara yardım et” diye geçiriyorsun içinden. İşte o sırada, gelin bir şey fısıldıyor kulağına: “Merak etmeyin anneciğim, oğlunuza iyi bakacağım”. Tepkin?
Çok duygulanırım herhalde. “Çünkü ben gözünün içine baktım oğlumun. Ve sana veriyorum yavrumu şimdi. Ben üzmedim, sen de üzme oğlumu.” Ağzımdan çıkmasa da kalbimden geçen budur o anda ve gelinim bana, “Merak etme anne oğluna iyi bakıcam” diyorsa, ben daha ne isterim? Muhtemelen gözlerim dolar, gülümsemeye çalışırım. Oğluma bakarım, Allah’ım nasıl yakışıklı. Ne emeklerle büyüttüm ben onu. Gelinime dönerim ve derim ki; “Merak etme güzel kızım. Ben de sana iyi bakacağım, oğluma iyi baktığın sürece!”

 

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 26 Eylül 2012 tarihinde yayımlanmıştır.

Gülüş Türkmen

Gülüş Türkmen

ALTERNATİF ANNE KURUCUSU | Belçika’nın Brüksel şehrinde büyüyüp Edebiyat ve Reklamcılık okuyan Gülüş Türkmen, Türkiye’ye dönüp evlendi. Bir erkek, bir de kız çocuk annesi olduktan sonra her annenin çok emek harcadığını ama her emeğin olumlu sonuç vermediğini fark etti ve Alternatif Anne platformunu kurdu (2010). Adele Faber ve Elaine Mazlish’in destekleriyle Türkiye’deki “Çocuğumla Nasıl Konuşursam beni Dinler?” atölyelerinin ilk lisanslı koordinatörü oldu (2011). Annelik trendlerini irdeleyen “Anneliğin Ötesinde” (Kaknüs, 2012) araştırma kitabını yazdı. Kanal34’te #AlternatifAnneTV programını, TRT’de #AlternatifAnneRadyo’yu sundu (2014-2015). Annenin çocuğuna yönelik yaklaşım ve uygulamalarını değerlendirebildiği Annelik Haritası© uygulamasını geliştirdi, “Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik” kavramını kurguladı. Türkmen halen eğitim merkezlerinde, panel ve sempozyumlarda araştırmalarını paylaşmaya, Alternatif Anne’nin yanı sıra çeşitli dergi ve gazetelerde de yazmaya devam ediyor.

3 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

*

En Popüler İçerikler

Alternatif Yazarlar

Gülüş Türkmen
Gülüş Türkmen
Aslı Demirörs Ağtaş
Aslı Demirörs Ağtaş
Gözde Erserçe Özateşler
Gözde Erserçe Özateşler
Deniz Sütlü Özgül
Deniz Sütlü Özgül
Ayşegül Uysal
Ayşegül Uysal
Özdemir Hiçdurmaz
Özdemir Hiçdurmaz
Özge Çakıcı Songür
Özge Çakıcı Songür
Tuba Tayfun Kayalarlı
Tuba Tayfun Kayalarlı
Meftun Kocakaya
Meftun Kocakaya
Zeynep Domaniç
Zeynep Domaniç
Tümünü Gör

Güvenilir Uzmanlar

Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Psk. R. Berin Tuncel
Psk. R. Berin Tuncel
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm.Ped. Belgin Temur
Uzm.Ped. Belgin Temur
Funda K. Yıldırım
Funda K. Yıldırım
Tümünü Gör