Eleştiri Film Gülüş'ün Köşesi

Küçük Prens filmiyle imtihanımız

Çocuğuna saygı duymak fikri aklından bile geçmeyen bir topluluk Küçük Prens’i izledi...

kp2Küçük Prens’in küçüklere değil, büyüklere yazılmış bir hikâye olduğu söylenir.
Kült bir kitap olmasının belki de en büyük sebebi, sadeliğidir. Yoksa türünün ne ilk, ne de son örneğidir aslında. “Sorun büyümemiz değil, büyürken unuttuklarımız” mesajı verir.
Sorun mu? Hangi sorun?
Yüreğimizle değil, gözlerimizle görüyor olmamız”. Hımm…

Kızım ve oğlumla gitmeye hazırlandığım filme, oğlum ödevini bitiremediği için onu evde bırakarak gittiğim için ilk golümü yemiş oldum. Film, bir annenin kızı için hayalini kurduğu koleje girebilmesi adına hem kendi hayatını hem de kızınınkini buna göre planlamasıyla başlıyor. Saat saat, hafta hafta, ay ay, yıl yıl, kızının bütün hayat planı hazır ediliyor. Bu planda Küçük Kızın boşa harcayacak tek bir dakikası bile yok: Koleje girmek istiyorsa yaz tatili boyunca çalışmalı. Buyurun buradan yakın. Oğlu ödevini bitirsin diye plan yapmış, onu sinemadan mahrum etmiş, kötü bir anneyim ben! Kendimi St. Exupery tarafından tokatlanmış hissederek seyre başlıyorum…

kp3Küçük Prens’in bilindik öyküsü, modern bir Küçük Kız öyküsüyle iç içe anlatılmış. Sırayla her öyküden bir sahne izliyoruz: Kâh Küçük Prens, kâh Küçük Kız.

Perdede izlediklerimin yanısıra salonda olan bitene de kulak misafiri oluyorum. Arkamda bir çocuk, aynı benim kızım gibi yüksek bir ses tonuna sahip. Ve sürekli soruyor: “Anne ne oldu şimdi? Gitti mi Küçük Prens?” (hikâyeler arası geçiş bazı çocuklar için takibi zor bir durum, demek ki). Annenin yorumları akıllara zarar! Betimlemeden, şiirsel anlatımdan anlamaktan fersah fersah uzakta. En fenası da, çocuğunun duygularını mütemadiyen boğazına tıkıyor:

– Ama bu çok üzücü bir hikaye, anne!

– Hayır üzücü değil, bak şimdi nasıl başaracak, onu göreceğiz.

– Ama ağlatıyor beni!

– Hayır ağlatmıyor, bak şimdi ne olacak.

Aksi gibi film, annenin sözlerini yalanlarcasına “başartmıyor”, sorunları çözmüyor ve Küçük Prens bir zamanlar terk ettiği çiçeğini ölmüş buluyor! İşte tam o sırada… tam o sırada…

Arka koltuktaki çocuğun anneannesinin cep telefonu çalıyor! Evet, o en önemli repliği cep telefonu yüzünden kaçırıyoruz! Ve ön koltukta bulunan bendenizin cinleri tepesine çıkıyor. Arkamı dönüyorum ve “Pardon ama sinemadayız, telefonunuzu kapatır mısınız?” diyorum. Bu, o anda kurabileceğim en nazik cümle. Cevap:

– Alo? İyiyim canım sen nasılsın? Ben de iyiyim çok şükür, sinemadayım. Evet… Evet…

Kendimi tutamıyorum. Mazur görün. Yine dönüyorum, daha yüksek sesle, “Hanımefendi burası telefon konuşma yeri değil, lütfen kapatın.” Anneanne değil ama anne tepki verme inceliğini gösteriyor, annesine en yumuşak sesiyle sesleniyor: “Anne, hadi kapat telefonu”.

– Tamam canım, tamam. Tamam. Akşam görüşürüz hadi. Tamam, hadi bay bay.

kp1Ahh, demek bu yüzden” diyor filmdeki Küçük Kız.
Ne yüzden???

Filmin en güzel anlarından birini kaçırdıktan bir süre sonra, hem arkadaki çocuk hem de benim kızımın şöyle dediklerine şahit oluyorum: “Ben bu filmden hiçbir şey anlamadım”.

Filmden bir şey anlamak ya da anlamamak elbette tek bir cümleyi kaçırmakla ilgili olamaz ama;
Kızım okulun neden filmde gösterildiği gibi korkunç bir yer olduğunu anlamadı, bir (bu da belki bizim okulumuzun onun gözüne ne kadar sıcak ve sevimli geldiğini gösteriyor! Ama genel anlamda ebeveynlerin ve okulların işini kolaylaştırmıyor…)
Kızım gezegendeki “kötü adamların” varoluş sebebini de anlamadı, iki.
Bir büyüme cihazına mıhlanan Küçük Kız için “O da mı büyüyecek şimdi?” diye endişeyle sorduğunda, filmin felsefesine birkaç gömlek küçük geldiği için büyümeyi olumsuz bir hisle bağdaştırmakta olduğunu fark ettim, üç.

Bilanço:

Çocuğuna saygı duymak fikri aklından bile geçmeyen bir ebeveyn topluluğu, Küçük Prens’i izledi! Bu bir sanatsal ve sosyal sınavdı. Ve sınıfta kaldılar! Ne çocuklarının duygularını yaşamalarına izin verdiler, ne de başkalarının ağız tadıyla film izlemelerine! Filmin “sorun büyümek değil, büyürken unuttuklarımız” anlatısını küçük-büyük fark etmeksizin seyircinin anladığına dair kuvvetli şüphelerim var.

Eh, hal böyle olunca, bu çocukların bu filmden bir takım negatif mesajlar almaları, yani okulu siyah-beyaz, soğuk ve sıkıcı bir yer olarak görmeleri, büyümeyi de bir nev-i ölüm gibi algılamaları gayet mümkün görünüyor. Eğer onları zekice ve empati becerilerini konuşturarak yönlendirecek ebeveynler yoksa – ki bu salonda yok gibiydi- akıllarına neler işlenir bilmiyorum. Bu konuda sizin fikrinizi, deneyiminizi çok merak ediyorum…

Gülüş Türkmen

Gülüş Türkmen

ALTERNATİF ANNE KURUCUSU | Belçika’nın Brüksel şehrinde büyüyüp Edebiyat ve Reklamcılık okuyan Gülüş Türkmen, Türkiye’ye dönüp evlendi. Bir erkek, bir de kız çocuk annesi olduktan sonra her annenin çok emek harcadığını ama her emeğin olumlu sonuç vermediğini fark etti ve Alternatif Anne platformunu kurdu (2010). Adele Faber ve Elaine Mazlish’in destekleriyle Türkiye’deki “Çocuğumla Nasıl Konuşursam beni Dinler?” atölyelerinin ilk lisanslı koordinatörü oldu (2011). Annelik trendlerini irdeleyen “Anneliğin Ötesinde” (Kaknüs, 2012) araştırma kitabını yazdı. Kanal34’te #AlternatifAnneTV programını, TRT’de #AlternatifAnneRadyo’yu sundu (2014-2015). Annenin çocuğuna yönelik yaklaşım ve uygulamalarını değerlendirebildiği Annelik Haritası© uygulamasını geliştirdi, “Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik” kavramını kurguladı. Türkmen halen eğitim merkezlerinde, panel ve sempozyumlarda araştırmalarını paylaşmaya, Alternatif Anne’nin yanı sıra çeşitli dergi ve gazetelerde de yazmaya devam ediyor.

6 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

*

  • Gülüş merhaba. Ben yanlış iki çocukla gittim. Zaten o kadar soyut kavram var ki bu nedenle film 7+. Benimkiler Ömer ve Rana 5,5 ve 3,5; tabii ki o karanlık sahnelerde korktular çokça ağladılar. Ben filmin yarısında onların ısrarlı çıkma isteklerine, durun bekleyin, sonunu görelim diye karşı koydum. Zira en kötü de bıraksak hep öyle hatırlayacaklar. Ama filmin çizimleri ve efektleri yedi yaşın bile üzerinde. Belki bu sebeple diğer izleyicilerde benden nefret 😉 etmişlerdir. Kusura bakmasınlar 🙂

  • Mutlaka izlenmemeliler dedigim 5 yaşındaki ikizlerimi götürdüm.bazi bölümlerden ben bile sıkıldım.böyle anlatmasalardi dedigim oldu.ilk bölümden sonra umitsizdim.ikinci yarı daha hareketliydi.kulakları dolsun yeter diye düşünüyordum.gercekten de dolmus,eve gelince biri kırmızı gülü,prensi,boabablarin oldugu gezeni resimledi.ertesi gün digeri rüyasında gördü.gönül gözüyle görmeyi öğrendiler kendilerince.deneyimlemenin ne demek olduğunu ve hicbirsey icin yaslari küçük dememek gerektigini öğrendim

  • Filmden değil sizin ana fikirle ilgili yaptığınız yorumdan ve kitaptan yola çıkarak yazıyorum ,(bazen kitaplar fikirler sinemaya uyarlanırken farklılaşabiliyor). bir anne baba istediği kadar çocuğunun empatik becerilerini geliştirsin yada yönlendirsin o çocuk kötülükle karşılaşmadan empatiyi ve gerekliliğini kavrayamıyor Keşke sadece sineme da bu negatif etkileri alıyor olsalar ama okulda,büyürken toplumla kaynaşırken sosyalleşirken hayatın içinde yaşarken o kadar çok negatif etkiye maruz kalıyorlar ki çocuklar da bizlerde durumla başa çıkmak içinde yaptıklarıda yaptıklarımızda da empati değil daha başka bir şey sanırım. Ailemin bana öğrettiği empatik davranışlar insanlara sadece tahammül etmemi sağlıyor başka bir işe yaramıyor ne yazık ki insanları anlamak imkansız.

  • Senaryo bence kime ne anlatmak istediğine karar verememiş. 1. Çocuklara yönelik kabul edilebilecek, küçük kızla pilotun ilişkisi var. O da ikinci yarıda çok dramatik bir hal alıyor. 2. Küçük Prens kitabından alıntılar var. Ama koca kitap dönüp dolaşıp “büyürken unuttuklarımız” ve “gerçeğin mayası göze görülmezdir” etrafında dolaşıyor. 3. Kapitalizm eleştirisi var. Yetişkinler, şirket sahibi azami kar etsin diye, düzenin kendisi için hazırladığı planı mutsuz ve ruhsuz bir şekilde yaşıyor (anne-çocuk ilişkisi dahil), çünkü büyürken unutmuşlar. Unutturma ve büyütme işini de okullar gerçekleştiriyor. Bu eleştiri bir çocuğun anlayabileceği birşey zaten değil. Betimlemeler de yetişkine hitap etmek için fazla abartılı. Pixar’ın hem büyüklere hem de yetişkinlere hitap eden ince zevki ve yaratıcılığından eser yok. Küçük Prens bence de büyükler için yazılmış çok etkileyici bir kitaptır, ama okuyan çocuğu incitmez, çünkü çocuk en fazla anlamaz. Ben önümdeki çocuk yerinde olsam, herhalde “Büyüyünce insan mutsuz oluyor, çünkü okulda bisikleti parçalayıp ellerini kelepçeliyorlarmış” diye bir sonuca varırdım! 32 yaşındaki halimde filmden mutsuz çıktım!

    • Küçüklerin ne anlayıp anlayamadığı ve büyüklerin bu mesajları çocuklara sunup sunmamak arasındaki çekişmeleri devam edecek gibi gözüküyor Zeynep. 🙂 Küçük Prens zamanında pedagoji bilimi bugünkü kadar işlevsel değildi. Bugün bu kadar bilinçlendikten sonra çocuklar için belli kalıplar çizilebileceğini görüyoruz. Bu da bazı anarşist yetişkinleri rahatsız ediyor. Geleceğin Küçük Prens’i bence daha güzel olacak 😉

En Popüler İçerikler

Alternatif Yazarlar

Gülüş Türkmen
Gülüş Türkmen
Aslı Demirörs Ağtaş
Aslı Demirörs Ağtaş
Gözde Erserçe Özateşler
Gözde Erserçe Özateşler
Deniz Sütlü Özgül
Deniz Sütlü Özgül
Ayşegül Uysal
Ayşegül Uysal
Özdemir Hiçdurmaz
Özdemir Hiçdurmaz
Özge Çakıcı Songür
Özge Çakıcı Songür
Tuba Tayfun Kayalarlı
Tuba Tayfun Kayalarlı
Meftun Kocakaya
Meftun Kocakaya
Zeynep Domaniç
Zeynep Domaniç
Tümünü Gör

Güvenilir Uzmanlar

Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Psk. R. Berin Tuncel
Psk. R. Berin Tuncel
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm.Ped. Belgin Temur
Uzm.Ped. Belgin Temur
Tümünü Gör