Eleştiri Gülüş'ün Köşesi Kategorisiz

“Küçük çocuğunuz birine vursa duygu durumunuzda bir değişiklik olur mu?” ve başka uzaylı soruları

spoiled1Benim çocukları Cuma gününden uyarmışlar: Pazartesi yollar buzlu olacak, beş dakika erken çıkın. Ne düşünceli bir servis… Gel gör ki Pazartesi sabahı değil beş dakika erken, tam 15 dakika geç geldi kapının önüne. Çocukları itiş kakış hazırladığım ve strese soktuğum için üzüldüm doğrusu.

İnsanlar birbirinden farklıdır elbet. Çocuklarımıza toplu halde yaşamanın kurallarını öğretirken tolerans gösterdiğimiz ve göstermediğimiz kurallar da farklı oluyor. Mesela siz, çocuğunuzun oturarak yemek yemesini önemsiyorsanız, bunun için uzun ve sabır isteyen bir eğitim mücadelesine girersiniz. Bir başka anne, çocuğunun gezerek yemesini normal buluyordur ama buna karşın yüksek sesle konuşulmasına karşıdır. O da çocuğuna sesini kontrol etmeyi zor da olsa öğretir. Bu anne ile aynı restoranda yan yana oturursanız, siz onun çocuğunun koşuşturmasını, o da sizin çocuğunuzun yüksek sesle konuşmasını yadırgayabilir. Farklılıklarımız, birbirimize tolerans göstermemizi gerektirir. Ancak bazı kurallar vardır ki, kanımca es geçme şansımız yoktur ve dahası, öğretmeyi ertelemek de gerçek anlamda sıkıntı yaratır. Bakalım benimle hemfikir olacak mısınız:

Şiddetsizlik

Geçen gün küçük bir çocuk, konuşmakta olduğum yetişkine vurdu. Öylesine! Geldi ve vurdu. Annesi hemen arkasındaydı, tepki verme ihtiyacı duymadı. Baktı ki iki yetişkin dönmüş kendisine bakıyoruz, hiç üzerine alınmayarak şu açıklamayı yaptı: “Bugün ters tarafından kalktı”.

Toplu yaşamda uymamız gereken kural sayısı tek olsaydı, o “şiddetsizlik” olmalıydı herhalde. “Ama o daha çok küçük” sözü aldatmaca değildir de nedir? Bütün bilinçli anneler bilir ki eğitim bebeklikte başlar. Kendi çocuğuma vurmamayı öğretmeye ilk yılda başlamıştım. Nasıl mı? Isırılmayı, birine kasıtlı olarak zarar vermeyi (mini minnacık ellerle bile olsa) hiç hoş görmeyerek. Hemen yüz ifademi sertleştirir, işaret parmağımı ortaya çıkarır ve “Vurmak yok, kızdıysan şöyle yapabilirsin, böyle yapabilirsin” diye fikirler getirmeye çalışırdım. Hiç kolay olmadı tabii. Ama bunu yapmak görevimdi ve yaptım. Öfkesini karşısındakine yöneltemeyeceğini bildiği için alternatif yollar deneyen oğlumun 4 yaşındayken eliyle kendi yüzüne vurduğuna bile şahit oldum. Merak ediyorum, bugün bir çocuğun çocuğunuza kasıtlı olarak zarar vermeye çalışmasını nasıl karşılarsınız? Ben şunu fark ettim: Annesi tepki veriyorsa hiç kızmıyorum. Ama annesi oturduğu yerden “Ay çok yaramaz bu” diye kih kih gülüyorsa, haksızlık hissediyorum ve öfkeleniyorum.

spoiled2Bir kişinin özgürlüğü…

Bir randevuya geç kalıp birini beklettiği için strese giren vatandaş oranı nedir acaba? %0,8 mi mesela? Öyle görünüyor ki geciktiği için vicdan azabı çekmiyor pek kimse. Yarım saat gecikmeyle kapıdan aheste aheste girip, “Merhaba şekeriiiiim” diye kocaman gülümseyen birini gördüğümde düşünüyorum: Ben nerede hata yapıyorum?

Annemin beni itelemelerini hatırlıyorum: “Ama olmaz ki böyle! İnsanlar aşağıda seni bekliyorlar. Bekletmek kabalıktır. Ayıp. Hemen in aşağıya. Giyinmediysen bile in. Kusura bakmayın geciktim, hemen hazırlanıp döneceğim de, bir açıklama yap. Ama böyle olmaz!” Sonra okulumu hatırlıyorum: 08:15’te orada olmalıydık. Metrodan inmiş kan ter içinde koşarken saatime bakardım, 08:16… Ve uzaktan, koca ahşap kapının kapanmakta olduğunu görürdüm. Geç kalanlar kapıyı çalarak içeri alınırdı ve ilk derse giremezlerdi. Rötarımız kâğıda yazılır, bize imzalatılırdı. Rötar sayısı üçe çıkarsa velilerimizle konuşulurdu.

Türkiye’de zaman algısının Avrupa’ya göre esnek olduğunu anlayabiliyor ve buna sempati de duyuyorum, ama ya başkasının zamanını çalmak, onu bekletmek, verdiği sözü tutmamış olmak? Bütün bunların önemi yok mu?

Çocuklarım randevularına zamanında yetişsinler diye bazı günler nasıl gerildiğimi düşünüyorum. O gerginlik içinde çocuklara karşı sesim yükseliyor, hareketlerim sertleşiyor. Sonra kendi kendime şunu soruyorum: Bu emeğinin bir amacı var mı? Çocuklarını germekten başka neye hizmet ediyorsun? Senin çocuklarının beklemesini önemsemeyen kişilere mi?

Her iki başlığı da aynı fikre bağlamak istiyorum: Bir kişinin özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde bitiyorsa eğer, eğer karşı taraftan saygı bekliyorsak, o zaman saygı göstermeyi öğretmeliyiz. Hem de hemen, en küçük yaştan itibaren…

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Kesinlikle katiliyorum. Tahammul edemedigim seylerden biri cocugu vururken izleyen anneler. Ama bazilari oturdugu yerden cocuguna dahi bakmadan evladim vurma kardese demiyor mu o zaman bende safak atiyor. Bir seyi laf olsun diye yapmakla hic yapmamak arasinda bir fark yok bence. Sanirim bu durumda kibar bir sekilde anneleri uyarmak sart. Belki bazilari sagduyulu cikar da bizleri ciddiye alir…