Kategorisiz Psikolog

Koruyucu aileler, sorumsuz çocuklar

Çocuk küçükken masaya takılıp düşse masa dövülür. Peki, bunun bedeli ne olacak?

sorumsuz cocukTürk toplum yapısına bağlı alışkanlıklar gereği, çocuklarımız genelde koruyucu aile yapıları içinde büyütülür. Anneler çocukları için her şeyi yapmaya çalışır, her hatalarını düzeltir, her başı sıkıştığında bir çözüm yolu bulur.

Yeter ki çocukları dersini çalışsın, başka bir şeyle ilgilenerek yorulmasın! Her şey daha ihtiyacını bile duymadan önüne konsun!

Koruyucu aile yapısı, çocuğuna herhangi bir sorumluluk yüklemeye “kıyamayacaktır”. Zaten ebeveynler de çocuklarının her türlü ihtiyacı ile ilgilenerek çözüm olmayı kendilerine görev atfetmişlerdir. Çocukların görevi ya da sorumluluğu ise ders çalışmaktır. Ama onu da çocuk bütün bunlardan sonra ya sahiplenir, ya da sahiplenmez. Çünkü ödevleri varsa anneler çocukların yerine telaşlanır, sınavları varsa kaygılanırlar. Eh çocuğa da yapacak çok fazla bir şey kalmaz! Birisi varken bir diğer kişinin daha çabalamasına gerek yoktur. Bir kişi yetiyordur da artıyordur bile…
Böylelikle çocuklar tam olarak hiçbir sorumluluk almadan büyümüş olurlar.

Sorumluluk almadıkları gibi bir de yaptıkları hataların suçunu da üstlerine almamak gibi bir alışkanlık edinirler. Bu da yine çocukluktan beri öğretilen bir durumdur.

Sevgili Hocam Üstün Dökmen’in söylediği gibi: “Çocuk küçükken masaya takılıp düşse masa dövülür: “Ah masa ah! Sen niye benim oğlumu- kızımı düşürüyorsun, niye ordasın!” diye. Ve çocuk; o andan itibaren masa orada olmasa bütün bunların yaşanmayacağına, kendisinin dikkatsizliğiyle hiç ilgisi olmadığına ve yaşanan bu sıkıntının tamamın masadan kaynaklandığına inanmaya, “inandırılmaya” başlar. Hepsi masanın suçudur. Buna inanır! “Acaba benim bir hatam var mı” diye düşünmez.

Ve böylece suçu kendinde aramayan, suça sebep olan etkenleri dışarıda arayan, hep karşı tarafa yüklemeler yapan, düşünmeden hareket eden, yaptığı davranışların sonucunu görmeyen, her zaman payına düşen sorumluluktan kaçan, sanki olanlar onun problemi ya da sorumluluğunda değilmiş gibi davranan kişiler çıkar ortaya.

Bu durum ergenlik dönemi ile beraber daha da netleşir ve bir problem olarak artık karşımıza çıkmaya başlar. Ergenlik döneminde benmerkezcilik ön plandadır. Ergen kendini tüm olayların merkezinde görür. Ergenlikte hep “BEN” vardır. Zaten kafası karışık olan ergen olayların sonuçlarını önceden kestiremeyebilir. Tabii işte bu noktada o ergenin nasıl yetiştirildiği de önem kazanır. Evde sürekli pohpohlanarak, el üstünde tutularak, hiçbir sorumluluk verilmeden, her istediği yapılarak büyüyen çocuk, ergenlik döneminin de doğal özellikleri ile tüm dış dünyayı kendine karşıymış gibi görmeye başlar. Arkadaşları ile sürekli sorun yaşar. Öğretmenleri ile sürekli arası açıktır. Kendi hatalarını asla görmez, sürekli karşı tarafı suçlar. Kural tanımaz. Hep onun istediği yapılsın ister. Hep kendi söylediklerinin doğruluğuna inanır.

Tabii bu durumda aile de objektif olamıyorsa ve hala koruyucu aile tutumunda ise çocuklarının her söylediklerini kesin doğru olarak kabul eder.

Evde bu kadar el üstünde tutulan çocuk, dış dünyada sıkıntılar yaşamaya son derece açıktır.Çünkü evdeki gibi dışarıda herkes onu mutlu etmek için çabalamaz ve hatalarını hoş görmez. Ama çocuk evde buna o kadar alışmıştır ki normalin bu olduğunu zanneder.

Böyle davranarak çocuklarımız yerine onların problemlerini çözmüş ve onlara kendilerini geliştirme fırsatı vermemiş oluyoruz. Biz onların yerine problemlerini hem çözeriz ve hem de şikayet ederiz. “Hiçbir problemini çözemiyor, sonuçları göremiyor” diye! Fırsat vermeyiz ki çocukluktan beri. Okulda da ister arkadaşları ile ister öğretmenleri ile olsun karşılaştıkları problemde hemen okula koşarız. Onun yerine problemi halletmeye uğraşırız. Sonra da “niye bu çocuk karşılaştığı problemleri çözemiyor, kendi başına karar veremiyor?” deriz.

Hepimizin her zaman mutlaka hataları vardır. Öğretmenlerinin de, öğrencilerinde, ailelerin de…

Sonuç olarak birilerini suçlamak, eleştirmek çok kolaydır. Zor olan ise kendimizi eleştirebilmektir. Hatalarımızı görebilmektir. Her olayda üstümüze düşen payı kabullenebilmemizdir. İşte budur insanı olgunlaştıran. Çocuklarımızın da böyle olmasını istiyorsak değişime kendimizden başlamalıyız. Eğer biz olgun davranırsak onlara iyi birer model olabiliriz.

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 7 Mart 2011 tarihinde yayınlanmıştır.

Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal

ALTERNATİF ANNE ANA DESTEKÇİSİ VE UZMANI | 1981’de doğdu. Çocukken ne olmak istediğinden emin değildi, kararını üniversitede verip hem tarihçi hem de psikolog oldu. Dinlemek,düşünmek ve anlamaya çalışmak üzerine kurulu bir hayatı seçti. Evlendi, ”mükemmel anne” olmak için kendini paralamayan güleryüzlü annelere heveslendi, Deniz’i doğurdu.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız