Kodachrome! Bize bütün dünya güneşli bir günmüş gibi hissettirdin
Steve McCurry, 30 yıldır National Geographic için fotoğraflar çeken bir Magnum fotoğrafçısı. Üniversite yıllarında bir gazete için fotoğraf çekerek başlamış bu işe. İşte o zamanlar basın fotoğrafçıları başta olmak üzere fotoğrafçıların gözdesi olan renk yoğunluğu ve uzun yıllar saklanabilirlilik özelliği olan Kodachrome ile tanışmış. Ama daha sonra teknolojiyle birlikte tüm fotoğrafçılara olduğu gibi onunda digital makinalar girmiş hayatına.
Bu arada Kodak firması da efsane Kodachronme filmelerini 22 Haziran 2009’da üretmekten vazgeçmiş. Steve McCurry’de fotoğrafçılar için bir devrin kapanışı olduğunu düşündüğü bu filmlerin son üretimi olan 36 pozu istemiş firmadan. Renkleriyle, kalitesiyle fotoğrafçılar için önemli bir yeri olan Kodachrome’un sonunun seremonisiz olmasına gönlü razı olmamış. Firmada bunu kabul etmiş ve bu son filmin 36 pozunu onun becerikli ellerine emanet etmişler. Çokta iyi etmişler.
Steve McCurry’yi zaten dünyada çok ses getiren “Afgan kızı” fotoğrafından
hatırlarsınız. O fotoğraf da yine Kodachrome ile çekilmiş şahane bir fotoğraftır.
İşte dün ben bu sergiye gittim. 36 adet harika kareye bakmaya doyamadım. Sonra da, bu çekimlerin hikâyesini anlatan yarım saatlik bir video izledim. Steve McCurry filmi eline aldığından itibaren onunla ne yapacağı hakkında neler hissettiğini anlatmış. Resimleri nasıl çektiğini, neyi çekeceğine nasıl karar verdiğini. Malum çok değerli 36 poz ve geri dönüşü yok.
İlk olarak, Newyork’u temsil eden bir şeyler çekmeye karar vermiş. Bunların portreler olmasını istemiş. Woody Allen, Al Pacino, Scorsese ve Robert De Niro’nun bu temsile çok güzel uyacağını düşünmüş. Ama Robert De Niro dışında kendisine olumlu cevap veren olmamış fotoğraflarla aralarının iyi olmadığını söyleyerek.
Sonra, ilk fotoğrafçılık yıllarının geçtiği renklerin bir kültür olayı olduğu Hindistan’a gitmiş. Orada göçerek yok olmaya başlamış olan bir köye geçmiş. Rabari kabilesinin yine Kodachrome gibi yok olmak üzere olması orada fotoğraf çekme nedeni olarak gayet iyi bir fikir olmuş. Büyücü ve yaşlılarının fotoğraflarında ki renklere bakmaya doyamadım. Ta içime işledi portreler. Hele turuncu saçlı ve sakallı bir büyücüye hayran oldum. Hediyelikler arasından posterini aldım. Yakın zamanda bana bizim evin duvarından bakmasını planlıyorum.
Bu çok değerli Kodachrome filminin 25. karesini Steve McCurry “İstanbul’un gözü” olarak nitelendirdiği Ara Güler portresine ayırmış. Bir karesini de tabiî ki kendisine…
Son karesi ise gayet manidar olarak, filmin yıkamasını da yapan şirketin bulunduğu Kansas Parkson’da bir mezarlıkta çekilmiş. “Bir tutam canlı renk” adı altında.
Diğer bir sürpriz ise, Paul Simon’ın Kodachrome için yazmış olduğu bir şarkıyı dinleme şansınız olacak. Ben bayıldım şarkıya. Türkçesi aşağıda.
“Son Kodachrome Filmi” sergisini mutlaka gezin. 4 Eylül 2011 tarihine kadar İstanbul Modern’de sizi bekliyor olacak bu muhteşem portreler.
Paul Simon’ın Kodachrome Şarkısı; 1973
Lisede öğrendiğim tüm saçmalıkları hatırladığımda
Hala düşünebiliyor olmam bir mucize
Eğitim eksikliğim bana hiç zarar vermemiş olsa da
Duvardaki yazıyı okuyabiliyorum ya.
Kodachrome
bize o parlak renkleri sen verdin
Bize yazların yeşillerini sen verdin
Ah. Bütün dünya güneşli bir günmüş gibi hissettirdin
Bir Nikkon fotoğraf makinem var
Fotoğraf çekmeye aşığım
Yani anne, Kodachrome’umu benden alma
Bekarken tanıdığım tüm kızları alsan
Bir gece için hepsini bir araya toplasan
Biliyorum, tatlı hayalimle uyuşmayacaklar
Üstelik siyah beyazken her şey daha kötü görünüyor.
Kodachrome
bize o parlak renkleri sen verdin
Bize yazların yeşillerini sen verdin
Ah. Bütün dünya güneşli bir günmüş gibi hissettirdin
Bir Nikkon fotoğraf makinem var
Fotoğraf çekmeye aşığım
Yani anne, Kodachrome’umu benden alma
Yazar Hakkında
Benzer yazılar
Yorum yazın
You must be logged in to post a comment.
