Okul Röportaj

Kayhan Karlı ile Yenilikçi Öğrenme Okulları (YÖM) üzerine

Oğlum doğduğu zaman yaşadığım endişelerime ve şimdiki endişelerime baktığımda, ne kadar basit şeylere kafa yormuşum dediğim oluyor. Belki de şimdikilerin sonra basit geleceği gibi! Gerçi bu seferki çok da basit değil aslında: Hangi okula göndersek!

Bir öğretmen olarak ben bile “okul değil, öğretmen önemli” diyemiyorum! Bizim gibi durumun farkında olanların çocuklarını “evlerinin yanındaki okullara göndermeleri” ve “bir şeyleri değiştirmekte ısrarcı olurlarsa düzelebileceği” fikri de hiç hoş gelmiyor kulağıma. Nitekim anaokulu zamanını iki yıl devlet okulunda bunu deneyerek gördüm.

Ülkemizde velilerin taleplerine, çocukların ihtiyaçlarına cevap verebilecek donanıma sahip öğretmen, idareci ve okul çok az. Elbette bu noktada bütçe devreye giriyor. Çocuğunu özel okula göndermek isteyip nereye göndereceğini şaşıranlar için fikir olsun diye bu röportajı yapmaya karar verdim. Çünkü özel okullar arasında da ciddi anlamda fark var…

Veliyi müşteri gibi görenlerin yanında çocuğun sahip olduğu potansiyelin farkında olarak onu destekleyen, değişimine katkı sunan, seçimlerine saygı duyan bir okul var: YÖM | Yenilikçi Öğrenme Okulları.

Göztepe’ de Oyuncak Müzesine yakın bir konumda yeşillikler içinde bir bahçede bulunan okulun kurucusu Kayhan Karlı’yı ve okulunu daha yakından tanımak için kendisine bazı sorular hazırladım. Umarım keyifle okursunuz.

Kendinizi tanıtabilir misiniz?

Aslında kendimi tutkulu bir öğrenen, öğrenme yoldaşı diye tarif ediyorum. Yaşam aslında her birimiz için bir öğrenme yolculuğu ve bu yolculukta yol arkadaşlarına ihtiyacımız var. Yol arkadaşları bize dikte eden, yöneten, yönlendiren değil birlikte yol aldığımız, keşfettiğimiz, eğlendiğimiz, paylaştığımız kişilerdir. İşte bu nedenle ben yaklaşık on yıl önce kavramsallaştırmaya başladığım öğrenme yoldaşı tanımını hem kendim için hem de ekibimizdeki herkes için kullanıyoruz. Bir öğretmen çocuğu olarak bilerek ve isteyerek öğretmen olmayı seçtim ve bu kararımdan bir gün olsun pişman olmadım. Kadıköy Anadolu Lisesinde staj yaptıktan sonra mesleğe yıllar önce yani 25 yıl önce, Marmara Kolejinde  başladım ve sonra Kültür Koleji, FMV Ayazağa Işık, Yüzyıl Işıl, TED  Koleji gibi okullarda öğretmenlik ve yöneticilik yaptım. Bununla beraber benim esas eğitimsel gelişimimi sağlayan uluslararası eğitim alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarında öğretmen mesleki gelişimi, okul akreditasyonu, program geliştirme vb. Alanlarda yaklaşık yirmi yıl çalıştım. Bir dönem İngiltere`de bir okulda çalışmak ise benim için önemli bir sentez fırsatı oluşturdu. Tüm bu deneyimlerimi kendi ülkemde meslektaşlarımızın mesleki gelişimini sağlayacak bir platform oluşturma çabalarım sırasında yolum Garanti Bankası ile kesişti ve hayatımda çok önemli bir deneyim olan Öğretmen Akademisi Vakfı`nın kurucu genel müdürü olarak yaklaşık altı yıl ülkenin her yanında on binlerce meslektaşım ile çalıştım. Bu vakıf deneyimi hem ülkeyi hem de ülke gerçeklerini çok daha iyi tanımamı sağladı, çok şey öğrendim. 2013 yaz aylarında vakıftaki görevimi tamamlayarak Yenilikçi Öğrenme Merkezi`ni aynı zamanda üniversiteden sınıf arkadaşım olan meslektaşım, eşim Göknur Karlı ile birlikte kurduk. Tüm bu çalışmaları sürdürürken bir yandan da akademik çalışmamı devam ettirerek liderlik alanında yüksek lisansımı tamamladım ve sınıf öğretmenliği alanında da doktora tezimi tamamlamak üzereyim. Şimdi de yine Göknur Karlı ile birlikte Yenilikçi Öğrenme Merkezi mutfağında hazırlanmış programların sunulacağı YÖM | Yenilikçi Öğrenme Okullarını kurduk.

Okul kurma düşüncesi ne zamandan beri vardı aklınızda?

Aslında biz okul kurma düşüncesini zaman zaman düşünsek de çok sıcak bakmıyorduk. Bunun elbette çeşitli nedenleri var ancak en temel sorun ülkede eğitim hakkında söylenen ve yapılanların müthiş bir tezat içinde olması ve elbette velilerin tercihleri konusunda farkındalık düzeyleriydi. Yenilikçi Öğrenme Merkezini kurarken amacımız eğitim sisteminin tüm paydaşları için araştırma temelli programlar geliştirmek ve uygulamaktı. Yaklaşık dört yıl içinde ülkemizin pek çok özel ve resmi eğitim kurumuyla ebeveyn atölyeler, eğitimci programları ve öğrenciler için programlar geliştirdik ve uyguladık. Bu sırada bize özgü bir çerçeve program geliştirmeye başladık, bu yıl anaokulu ve ilkokul kısmını tamamladığımız program artık bizim dışımızda okullar tarafından da akredite olarak kullanılabilecek. Bu noktada ekibimizin “ biz neden kendi okulumuzu kurmuyoruz?” şeklinde soruları artmaya başladı. Bunun üzerine geçtiğimiz yıl geniş katılımlı bazı arama toplantıları yaptık ve biz nasıl bir özel okul kurmalıyız, sorusunun cevabını aradık. Şimdi de bu yol haritasını izlemek üzere okullarımızı açmaya başladık. Özel okullar da genellikle temel sorun kurumun vizyonunun değil gündelik kararların kurumu yönlendirmesi ve kısır bir rekabet algısı diye düşünüyorum. Ayrıca okulun belirlediği çizgisinde alternatif sunması ve gelişen bir kararlıkla yürümesi gerektiğine inanıyoruz.

Okulunuzun öğrenci kapasitesi nedir?

Şu anda Göztepe binamızda anasınıfı ve ilkokul olarak başladık. Toplam kontenjanımız 210 kişi ancak bu yıl sadece anasınıfı ve ilkokul 1. Ve 2. Sınıflara öğrenci kabul ediyoruz. Ataşehir anaokulumuzda ise sadece anaokulu yaş grubunda 90 kişilik yerimiz var ve her düzeye öğrenci kabul ediyoruz. Göztepe okulumuzda ve Ataşehir anaokulumuzda uzun zamandır tanıdığımız ve birlikte çalıştığımız çok değerli bir meslektaş grubu ile çalışıyoruz.

Okulunuzu fiziki olarak tanıtır mısınız? Öğrencilerin faydalanabilecekleri alanlar yeterli mi?

Göztepe ilkokulumuz tarihi eser bir köşk. Geçmişte de okul olarak kullanılmış bir bina. Hatta Küçük Prens Okulları`nın ilk başladığı bina. Dersliklerimiz bağımsız girişleri, spor salonumuz ve diğer tüm donatılarının yanında şehrin kalbinde geniş bahçesiyle bu kapasitede bir okul için tam anlamıyla yeterli. Ancak velilerimize de söylediğimiz gibi bizim okulumuzda havuz yok. Ataşehir binamız da aynı şekilde her türlü yeterliği olan geçmişte de anaokulu olarak kullanılan bir bina. Ayrıca farklı iş birlikleri ile öğrencilerimizin kentte çok karşılaşma şansları olmayan doğa ve toprak ile bir araya gelmelerini hedefliyoruz.

Öğrencilerin doğayla ilişki kurmalarını nasıl sağlayacaksınız?               

Yukarıda söylediğim gibi çeşitli kurumlar ile görüşmelerimiz sürüyor. Bu kapsamda yakınımızda olan Botanik bahçesi bizim için büyük bir fırsat. Ayrıca İstanbul yakınlarında bir alanda okulumuz için bir tarım alanı kurmak için çalışıyoruz. Bu yolla sadece öğrencilerimiz değil okul ailesinin tüm paydaşları bu alandan yararlanabileceğiz.

Okulunuzda sizinle beraber çalışacak ekibi seçerken neye dikkat ederek seçim yaptınız?

Bizim en güçlü olduğumuz yönlerden birisi aslında çok büyük bir eğitimci ağımızın olması. Uzun zamandır bizimle tam zamanlı veya yarı zamanlı çalışan arkadaşlarımızdan oluşan kadromuza yeni katılan arkadaşları seçmek te oldukça titiz davrandık. Bizim okul açma kararımızdan sonra çok sayıda meslektaşımızdan başvurular aldık. Bu konuda temel ölçütlerimiz, işbirlikçi çalışma becerisi, öğrenme odaklılık ve birden fazla beceriyle, ilgi alanıyla sadece öğretmen değil öğrenme yoldaşı olmak ☺ Bundan sonraki süreçte programımızı akredite olarak uygulayacak okullar ve yeni okullarımız için Göztepe okulumuz bir anlamda akademi okul olacak ve benim öğrenmekten, paylaşmaktan çok keyif aldığım harika bir ekip oluştu. Bu ekibimizin benzerlerini oluşturabildiğimiz yeni okullar kurmayı hedefliyoruz.

Okulunuzda hangi felsefeye bağlı kalmayı düşünüyorsunuz?

Aslında bizim eğitimci olarak yaşamımızı yönlendiren, ekibimizde herkesin ortak bir kabulü vardır; “ Her insan tam ve bütündür, hiç kimsenin tamir edilmeye ihtiyacı yoktur…” Şöyle bir etrafınıza bakın büyükler küçükleri, ebeveynler çocuklarını, öğretmenler öğrencilerini, üstler astlarını sürekli düzeltmeye, tamir etmeye çalışıyorlar! Her çocuğun yeterince şans ve fırsat verildiğinde başarabileceğine inanıyoruz. O nedenle temel felsefemiz çocuğun yüksek yararını korumak olacaktır. Ne yazık ki hızla kentlileşen Dünyamızda sosyal duygusal öğrenme becerilerini geliştiremeyen çocuklarımız için bilişsel alanın yanında özellikle sosyal-duygusal alanı da geliştirecek bir okul olacağız. Özetle okulumuzu; Öğrenmek için bir yer, paylaşmak için bir yer, büyümek için bir yer! Diye tanımlıyoruz. Tüm okul ailesi büyükler ve küçükler, öğreneceğiz, büyüyeceğiz ve paylaşacağız…

Okulunuzda beslenmeyle ilgili aldığınız bir önlem var mı?

Aslında hem beslenme hem de servis okul açısından kritik iki alan. Biz bu konuda çocuklar için sağlıklı beslenme ilkelerine uyacak ve bunu yapabilecek bu işi en iyi yapan şirketlerinden birisi olan Sofra Yemek ile anlaştık. Diyetisyenimizin çocuklar için un, şeker ve pirinç, kızartma vb. Olmayan sağlıklı beslenme menülerini Sofra yemek hazırlayacak ve okulumuzda servis edecek. Sabah kahvaltısı ve öğle yemeklerini okul yemekhanesinde alacaklar ve ikindi atıştırmalıkları katlarda servis edilecek. Özellikle çeşitli gıda tercihleri ve alerjileri olan öğrencilerimizi tek olarak takip edilecek. Servis konusunda da aynı yaklaşımla Tursan Servis şirketi ile anlaştık ve onlardan hizmet alacağız. Temel ilkemiz çocukların gün aydınlığında evden çıkmaları ve yine gün aydınlığında eve dönmeleri olacak. Bize uzak mesafelerden gelen veli taleplerinde servis süresi uzayacağı için de başka okullara gitmelerini öneriyoruz.

Özel eğitim gören çocuklar için ayrılmış kontenjanınız var mı?

Ne yazık ki ülkemizde özel eğitim denildiğinde daha çok öğrenme güçlüğü veya tanılı öğrenme bozuklukları akla geliyor. Üstün yetenekli çocuklar da özel eğitim kapsamına girerler! Biz okul olarak özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin daha çok akranlarıyla kaynaşabilecekleri içermeci bir okul felsefesine inanıyoruz. Bu nedenle okulumuzda pek çok öğretmenimizin özel eğitim konusunda deneyimi ve eğitimi vardır. Ancak özel eğitim ihtiyacı olan öğrencileri sınıflarımızda okul dışındaki toplumda görülme sıklığını yansıtan bir oranda kabul ediyoruz. Temel ilkemiz bizim başvuran öğrenciye yarar sağlayabilmemiz olacaktır. Okulumuzda şu anda hem öğrenme güçlüğü olan hem de üstün yetenekli olan öğrencilerimiz var. Ayrıca bizim uzun süredir üstünde çalıştığımız çerçeve programımız olan BOYEP | Beceri Odaklı YÖM Eğitim Programı, temelde farklılaştırılmış öğretim ve planlamayı ilke aldığı için bu çocuklara beraber okurken doğrudan çok katkı sağlayabiliriz.

Alternatif okullar olarak adlandırılan ve daha çok deneysel ilerleyen bir okul olmadığımızı söylemek isterim.

Akademik başarı sizin için kaçıncı planda?

Aslında bu durum bizde gereksiz ve yanlış bir noktadan ele alındığı için sanki sosyal ve duygusal gelişim ile akademik başarı birbirlerine zıt alanlarmış gibi gösteriliyor. 25 yıllık deneyimim içinde yaklaşık olarak dünyanın 40`tan fazla ülkesinde okullar ve eğitimcilerle çalıştım ve gördüm ki bu konuyu en fazla bizim ülkemizde çarpıtıyoruz. Son yıllarda nöroscience-beyin alanında yapılan çalışmalar bize öğrenme konusunda çok yeni ışıklar tutuyor. Bizde genellikle akademik başarı bir sınav başarısı olarak tanımlanıyor oysa durum bu kadar basit değil! Bireyin gelişiminde insanın sosyal ve duygusal öğrenme becerileri akademik yani bilişsel alan gelişimine zemin oluşturuyor. Siz eğer sadece bilişsel alan gelişimine odaklanır ve sosyal-duygusal gelişimi atlarsanız o zaman akademik olarak başarılı ancak yaşamda başarısız bireyler yetiştirirsiniz. Bu nedenle biz elbette akademik başarıyı önemsiyoruz ve bunun zemini olan sosyal ve duygusal öğrenme becerilerini oluşturup yıllar içinde bilişsel alanı bunun üzerinde geliştiriyoruz Sınavı değil, sınav ve sonrasında ayakta kalabilen bireyleri oluşturmayı dertlendiğimiz için elbette akademik süreçleri de takip ediyoruz.

Hiçbir şeye bağlı kalmadan tamamen deneysel süreçleri kullanan, ödev vermeyen bir okulla çocuğun ilgi ve yeteneklerinin farkında olmayan her gün sayfalarca ödev yükleyen yapılandırılmış eğitim modelini kullanan bir okula göre siz neredesiniz? Bu okullarla ilgili fikriniz nedir?

Elbette bu kadar hızlı değişen bir dünyada eğitim alanında da çok farklı yaklaşımlar oluşuyor. Alternatif okullar olarak adlandırılan ve daha çok deneysel ilerleyen bir okul olmadığımızı söylemek isterim. Bu soru bize sıklıkla soruluyor. Biz mevcut okul ekosistemine, öğrenme ve paylaşma ekosistemine bir alternatifiz ancak bunu oluşturmak için üzerinde yıllarca çok geniş bir ekiple çalıştığımız bir çerçeve programımız var. Özetle hangi yaşta, hangi ilgi ve eğilime, hangi yaklaşımları kullanarak çalışacağımız belirlenmiştir. Bize göre bir programın olması çocuğun gelişiminin sadece kalıplara oturtulması anlamına her zaman gelmez. Bu ancak çerçeve programı incelediğinizde kullanılan yöntem ve yaklaşımların sonucunda anlaşılabilir. Bizim geliştirdiğimiz BOYEP çerçevesi çocukların, sahip oldukları kaynakları en iyi şekilde kullanarak yaşamını sürdürebilen öz yönetimli bireyler oluşturmak için geliştirilmiştir. Programımızın üst standartları üç ana ilkeyi kapsıyor; Dönüşümlü düşünen, Girişimci ruha sahip etik dünya vatandaşları. Ödev konusunun da tartışıldığı bağlamı iyi seçmek gerekir diye düşünüyorum. Ödev sadece bir pekiştireç olarak kullanılıyorsa araştırmalar gösteriyor ki farklı seviyelerde farklı etkileri var. Biz ödev yerine öğrenme, üretim görevleri olarak isimlendirerek öğrenmenin ve deneyimin sürdürülebilir, dönüştürülebilir olması için süreç tasarımları yapmayı tercih ediyoruz. Ayrıca çerçeve programımızın temel yaklaşımlarından olan farklılaştırma uyguladığımız için bireyin ilgi ve kapasitesinin de öğrenme ve üretim görevlerinin tasarımını şekillendirdiğini de söylemek gerekir. Özetle biz 21. yüzyılın okulunu omurgası sosyal-duygusal öğrenme olan ve teknolojinin etkili bir araç olarak kullanıldığı bir okul diye tarif ediyor, kendi yaptığımız işe odaklanıyoruz.

Biz 21. yüzyılın okulunu omurgası sosyal duygusal öğrenme olan ve teknolojinin etkili bir araç olarak kullanıldığı bir okul diye tarif ediyor, kendi yaptığımız işe odaklanıyoruz.

Bana göre okulların en büyük sorunlarından biri veliler! En iyisini ben bilirim hissiyle her şeye müdahale etmek isteyen velilere karşı bir planınız var mı? Veliler kendi ihtiyaçları ile çocuğununkileri karıştırdıklarında rehberlik servisiniz onlara yardım edebilecek mi?

Elbette veli konusu önemli! Önceki bir sorunuzda da belirtmiştim, ülkemizde velilerin farkındalık düzeyleri çok farklı ve doğal olarak da talepleri çok farklı. Veliler bizim okul ekosistemimizde en önemli paydaşlardan biridir. Her birimiz üzerimize düşen yükü kaldırmak zorunda olacağız. Her zaman söylediğim gibi, Müfredat değil ekosistem öğretir! O nedenle biz sadece mutlu çocukların olduğu değil mutlu bireylerin olduğu mutlu bir okula odaklanıyoruz. Veliler ile ilişkimiz aslında ilk karşılaşma da başlıyor ve ilk sözlerimiz bizi nereden duydunuz olur. Bizim okul anlayışımızı anlattıktan sonra bizden ne beklemeleri gerektiğini tarif ediyoruz. Eğer baştan veliler ile okul arasında açık ve anlaşılır bir anlaşma olmazsa bu ilişki her zaman sorunlu olacaktır. Öte yandan eğitim işinde velilerin en son riske atacakları çocuklarını okula teslim ettiklerini unutmayıp onlarla empati kurmak gerektiğini de unutmamalı. Velilerin seçtikleri okulun katılımcı süreçlerini kendi talepleri ile şekillendirmeye çalışmak yerine birlikte gelişmeye odaklanmaları gerekecektir. Okulumuzda tüm arkadaşlarımız aynı zamanda bir öğrenme yoldaşı olarak velilerimizle ilişkide olacaklar. Okul psikologlarımız bu konuda önemli bir deneyime sahip. Bizim yıllar boyunca pek çok okulun velileri ile yaptığımız atölye çalışmalarını artık kendi okulumuzda yürütüyor olacağız. Aile katılımı ile ilgili ekibimizde koordinatör bir arkadaşımız var.

Çerçeve programımızın temellerinde öğrencilerimizin karar verme otonomisini geliştirmek var.

Sizin için demokratik, alternatif bir okul diyebilir miyiz?

Aslında önceki soruda söylediğim gibi biz algılandığı şekliyle bir alternatif okul değiliz. Biz mevcut okul ekosistemine, öğrenme ve paylaşma ekosistemine bir alternatifiz. Demokratik bir yaşam kültürü okulun her yerinde hissedilecek ancak tek başına böyle bir sınıflamayı söyleyemeyiz. Bireyin içsel motivasyonunun gelişmesi için ilk temel karar verme otonomisi geliştirmesidir. Bu nedenle bizim çerçeve programımızın temellerinde öğrencilerimizin karar verme otonomisini geliştirmek vardır. Aslında bu kadar yılın deneyimi ve hazırlığı ile yapmak istediğimiz tüm paydaşlarının mutlu olduğu bir ekosistem oluşturmak ve bunun için tüm ekip çok çalışıyoruz.

Etiketler

Meftun Kocakaya

Anne olunca kuşlara ağaçlara boceklere annelere babalara bir daha baktım. Bakınca bunca zaman göremediğim ne çok şey olduğunu farkettim. Farketmek beni içimdeki benle tanıştırdı ve anne olmadan önce yaptığım ve ara verdiğim yazı çizi işlerine geri döndüm. İyi ki de döndüm. Kendimle bir kez daha tanıştım içimi aydınlattım.
Anne olmanın benim için bir mucize olduğunu düşünüp düşünüp mutlu oldum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız