Eğitim

İlkokul seçimi: Çocuğumu kimden, nereden kaçırıyorum?

"Tam da bu sebeple yalnızız. Küçük gruplar içinde iyi olmamız yalnızlığımızı değiştirmiyor."

Bütün yaz, aynı yaşta çocuğu olanlar, aynı heyecanı paylaştık: Hangi ilkokula vermeli?
Aynı okula devam mı etmeli yoksa yeni açılan okul mu seçilmeli? Ya da şu butik okul, yeterli mi? Yoksa devlet okulu daha mı iyi? Ya öğretmen seçimi?

Okullar gezildi, kulaktan dolma, broşürden gelme bilgiler alındı ve herkes, kafasına en çok yatan kararı verdi. Temennim; herkesin kararının içine sinmesi ve adına karar verdiğimiz küçük insanlar için güzel bir başlangıç olması.

Her neyse, bizim kararımız devlet okulundan yana oldu. Şimdi bana soruyorlar: “Memnun musunuz? Cevabım: “Beklentiye göre değişir.” Bu cevabı duyduğumda ne çok sinirleniyordum oysa! Ama şimdi anlıyorum: Beklenti = Memnuniyet.

Evet, “Beklentiye göre değişir.”
Okuldan beklentiniz nedir?

Keşkelere başlarsak; Bir fidan ekmeyi, biraz sebze yetiştirmeyi, azıcık tamirat, belki yemek yapma, tabii ki imla ve grameri doğru konuşma, yazma ve iyi, sorgulayıcı bir okuma, alışveriş pratiği gibi uzayıp gider benim beklentiler…
Mesela geçenlerde bir sebepten oğlum okula gitmemişti, beraber Kadıköy’e indik. Balık Pazarı’nı gezdik. Balıkları inceledik. Balık kümesinin alt kümelerinden bahsettik; karagöz, barbun, fener, lüfer, palamut vs… Sonra lüfer alt kümesinin alt kümelerini inceledik; lüfer, sarıkanat, çinekop. Sonra bir kafeye oturduk, biraz İngilizce sohbet ettik, limonatanın tadı hakkında ve tabii yediği sandviçin içeriği ve yapılışı hakkında… Oradan çıktık meze aldık, ekmek aldık, peynir tattık. Sonra en sevdiğimiz kitabevine gittik, kitapları inceledik. Beğendiği iki kitabı aldı, ki özellikle el yazılı seçti, artık akşamları kendi kitabını okuyor.

Bu değilse, nedir okul?
Ben hangi şartları göz önüne alıp “okul”seçmeliyim?
Mesela güvenlik önemli, sonuçta ilk defa gözetimsiz teneffüslerde oğlum ve akranları olan çılgın insanlar topluluğunun kapıdan çıkıp gidebilme olasılığı pek de az sayılmaz, kendi yapmasa da bir akıllı bir çoğunu peşimden sürükleyebilir.
Mesela temizlik önemli, ama sonrasında sınıfları her gün çocuklarımızın o özene bezene aldığımız formalarla pürüpak ettiğini görünce bu konuda içim rahat.
Ve yakınlık. Saatlerce bir minibüsün içinde havasız bir ortamda 20 çocukla şehir turu atmasını istemiyorum.

Bilgi kısmına gelince, yukarıda hayallerimin pembe panjurlu okulundan ipuçları versem de gerçekte öğreneceklerinin imladan, dil bilgisinden maalesef! Bağımsız “Ela”, “Lale” ve “Talat” arasındaki elden ele dolaşan nesneler vb olduğunu kabul etmiştim… Bundan sonra da alt kümeleri, sayı sistemlerini, geometriyi, yapım/çekim eklerini aynı şekilde hayattan kopuk, kötürüm bir bilgi olarak öğrenecek.  Eh biraz İngilizce kelime öğrenebilir, o da zaten bu kadar erken olmasa da olur!

İşte tam burada okul -hele de bu kadar uzun sürelerde okul- sadece çocuğu oyalamanın bir yöntemi gibi duruyor. Ve bu durumda artık büyüyen çocuğumu okula göndermek şu an için kanuni bir zaruriyet dışında anlamını yitirmeye başlıyor.

Sorularımıza dönelim:
Çocuğunuzdan beklentiniz nedir?

Benim beklentim, sosyal anlamda iyi ilişkiler kurabilmesi için bağımsızlaşması, yaşadığı ve yaşamını sürdürmesi olası bu ülkedeki her farklı kültürden gelen insanla bir şekilde erken dönemde karşılaşıp gerekli armoniyi yakalaması. Bu durumda en yakın mahalle okulu benim için ideal, zira gözleme dayalı olarak sosyolojik dağılımın en normale yakın çan eğrisi hali burada. Ve evet sosyalleşme becerisi bence okulun olası en büyük kazanımı bunun dışındaki bilgiyi öğrenmek ve hatta daha da temel olan kendi öğrenme stilini geliştirmek sadece çocuğun kendisine bağlı bir faktör veya kazanım, artık ne açıdan bakarsanız. Okuldan arta kalan, yani sürdürülebilir olan iki şey; biri var olduğu toplulukta iletişim becerisi bir diğeri bilgiyi edinme ve kullanma becerisi.

Oysa kimimiz okuldan beklentilerimiz için pek “alternatif” Son moda, harika, sihirli, muhteşem, ekstra muazzam çözümleri yaratıp çocuklarımızı en azından bu okullara göndererek kurtarmaya çalışıyoruz!
Peki, kimden ve neyden kurtarıyoruz?
Kurtardığımız şeyle bir gün yüzleştiklerinde, mücadele etmeleri için gerekli silahlardan yoksun kalmış olmayacaklar mı?
Ve -en önemlisi- hep beraber kurtulmadan, sadece bir kısmımızın kurtulma ihtimali var mı? Yani fanus kırıldığında yine gerçek, olduğu yerde olmayacak mı?

Biliyorum, çocuğun Ela ve Talat ile değil de çamur ve toprakla büyümesini isteyen, oyun oynamanın yaşamın ilk pratiği olduğunu idrak etmiş olan küçücük bir grubuz. Ve bu grubun bir kısmı kaderine razı olmuş durumda, bir kısmı ise alternatif çözümleriyle okyanusta farklı bir damla olmaya çalışıyor. Oysa işte en “keşke”m bu bireysel çözümler aramak yerine bulunduğumuz yerdeki okulla okullaşsak, sadece kendi çocuğumuzu önemsemek yerine içinde yaşayacağımız toplumu hayal ederek ve herkesin en kalabalık olduğu yerde biraz daha kalabalık olup sesimizi çıkarmaya çalışsak…
Kendi özel çözümlerimizle sürdürülebilir bir iyilik kazanmamız mümkün durmuyor.

Tam da bu sebeple yalnızız. Küçük gruplar içinde iyi olmamız yalnızlığımızı değiştirmiyor. Oluşturduğumuz küçük ve mutlu dünyalar gerçek değil, gerçekse bile sürdürülebilir değil, fanustan dışarı çıktığımızda karşılaştığımız beklentimizi karşılamıyor. Özel çözümlerle saklanmak yerine, toplulukta görünür olabilmek adına, çoğunluğu sağlamak gerek.

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız