Kitap Röportaj

Hüseyin Abay: “Ödülsüz-cezasız çocuk yetiştirmek, yumurtasız menemen yapmaya benzer!

abay4“Kusursuz bir dünya normal değildir!” anlayışından yola çıkarak “Organik Çocuk” kavramını ortaya koyan psikolog Hüseyin Abay, son 10 yıldır duymaya alıştığımız tüm söylemlerin aksine dayağın bile telafi edilebilir bir hata olabileceğini, ödülsüz cezasız eğitimin ise komik bir fikir olduğunu savunuyor! “Bilinçli Anne”nin her şeyi mükemmel yapmak derdiyle hiçbir şeyi daha iyi yapamadığını vakalar üzerinden gözlemlemiş. Uzmanın, “Cahil Anne” ile “Uzman Anne” arasındaki dengeyi nasıl tutturabileceğimizi düşündüğünü merak ederek kapısını çalıyorum…

abay1Bilinçli çocuk yetiştirme, pazarlanan bir kavram!

Gülüş Türkmen: Benim gözümde geleneksel Türk annesi, “doğal” ama bir o kadar da tökezleyen bir çocuk yetiştirme şekline sahip: Kendisi hazır olmadıkça çocuğunu dizinin dibinden ayırmıyor, hala “öcü”yle korkutabiliyor, gerekli-gereksiz ikazlarla onu sesine dahi duyarsız hale getiriyor! Bağırıyor, çağırıyor, dövüyor… Bir de bilinçli anne modeli var: Çocuğuyla empati kuran, ona “kaliteli vakit” ayıran, bağırmadan sözünü dinleten ama kendi doğasına meydan okuduğu için kendi içinde gerilim yaşayan bir anne. Ağzından çıkan her sözün farkında, üçüncü kişilerin müdahalelerinden rahatsız, doğum şeklinden eğitim sistemine her konuda fikir sahibi… Bu iki anne tiplemesinin çocuklarına baktığınızda neler görüyorsunuz?

Hüseyin Abay: 12 yıldır anne-babalar ve çocuklarla çalışıyorum. Bu süre içerisinde her türlü sosyo-ekonomik düzeyde çocuk ve aileyle yeterince çalışma olanağım oldu. Geleneksel ya da “bilinçli” olarak ifade edilen anne-babaların çocuk yetiştirme tutumları arasında sizin bahsettiğiniz şekilde bir fark görmedim. Benim gözlediğim her iki grubun da nevrotik; kaygılı, huzursuz, alıngan, içine kapanık ya da aşırı şımarık, kendini dünyanın merkezinde zanneden, özgüveni ve kendilik saygısı düşük, ciddi kompleksleri olan vb.. özellikleri ağır basan duygusal açıdan yeterince olgunlaşamamış ve sosyal açıdan medeni bireyler olamamış insanlar yetiştirdikleri. Bu gözlemime Türkiye’de yaşayan insanların % 85 inin de katıldığını yaptığım araştırmayla tespit ettim. 1980 lerden bu yana gösterilen “bilinçli çocuk yetiştirme” çabasının bir sonuç vermediği açık ve net.

Bilinçli çocuk yetiştirme pazarlanan bir kavram. Yaşamın doğal akışında telafi edilen ya da denge bulan bir çok konuyu hastalık ya da hastalığa neden olan bir durummuş gibi yansıtan pazarlanmış bir anlayış. Bu anlayış, anne-babaların çocukların her yaptığını bir sendroma bağlamaya çalışmalarına her davranışın altında bir problem aramalarına ve/veya yaptıkları en küçük şeyin çocuklar üzerinde büyük etkileri olacağını zannetmelerine ya da bazı uygulamalarla çocukların kapasitelerinin üzerinde performansa sahip olabilecekleri yanılgısıyla, olur olmaz uzmanların kapısını aşındırmalarına neden olmaktadır. Bu “aman dikkat” hali adeta bir paronaya yaratmış durumda. Bunun sonucu; anne-babaların sürekli bir kaygı içerisinde doğallıklarını kaybederek  daha fazla hata yaptıklarını ve çocuklarıyla ilişkilerinin normalliğinin zedelendiğini görmekteyiz. Ayrıca, sürekli özel olmaya, güzel olmaya, süper olmaya, hiper olmaya vurgu yapılmaktadır. Böylece, bir çeşit steril iç ve sosyal dünya yaratılmakta, çocukların yaşamın doğal sıkıntılarını dahi yaşaması engellenmeye çalışılarak egoları gerçekdışı bir şekilde şişirilmektedir. Bu nedenle de çocuklar yaşamın getirdiği olağan engeller ve kendi tercihlerinin sonuçlarının yarattığı duygusal güçlüklerle baş etmeyi öğrenememektedirler.

Her şeyi uzman bilgisi dahilinde kusursuz şekilde düzenlemeye çalışan bilinçli anne babaların, çocuğun duygusal açıdan olgunlaşmasının, yani psikolojik olarak güçlenmesinin önünde, en büyük engel olduklarını çoğu zaman görüyoruz. Çocuk yetiştirmeyi kitaplardan ve uzamanlardan edinilen bilgiye indirgemiş olan bilinçli anne-babaların, çocuk yetiştirmede asıl ihtiyacı olan; doğal anne-babalık güdülerinin paralize olduğunu, sağduyu ve  sezgilerinin zayıfladığını ve uygulamadan gelen çok değerli geçmiş deneyimleri ıskaladıklarını görmekteyiz.

Kitaplara gerekli gereksiz doldurulmuş üç beş afilli kelimeyle bilinçli çocuk yetiştirdiklerini zanneden anne-babalar bilsinler ki, birkaç kavram okumuş olmak hatta tanımını bilmek demek, onu hayata doğru olarak geçirmek demek değildir. Tam tersi, bazı şeyleri afilli kavramlarla ifade etmemek onu hayata geçirmemek demek değildir. Örneğin; empati kavramını hayata geçirmek için onu kitaptan okumak gerekmez. Bu kavramı bilmese de geleneksel bir çok anne-babanın bunu kullandıklarını biliyoruz. “çocuktur, gençtir/ çocukluğuna ver, gençliğine ver vb..” ifadeler son derece empatik ifadelerdir. Buna karşın empatiyi sayfalarca okumuş ama karşısındakinin çocuk olduğunu unutmuş bir çok “bilinçli” anne-baba da gördüğümü söylemeliyim. Örnekler çoğaltılabilir ama konuyu daha fazla uzatmadan toparlamak istiyorum.

Çocuk yetiştirmeyi birkaç teknik ya da popüler kavramla sınırlamayı bırakıp, hayatın bütünü, dengesi ve hataları içerisinde düşünmeye başlayıp zihinsel bir devrim yapmalıyız. “Aman dikkat” halinden kurtulup, sakin ve rahat olmalıyız. Uzmanlar arasında dahi tartışma konusu olan konuları oradan buradan okuyup gereksiz ve tam anlamadığımız bilgilerle kafamızı karıştırmamalıyız. Anne-babalık güdülerimize, sağduyumuza, sezgilerimize ve çevremizdeki deneyimli kişilere de biraz güvenelim. Belki de şu soruyu sormalıyız kendimize: “Dünyada çocuk yetiştirme konusunda hiçbir kitap olmasaydı ne olurdu? Çocuklar yetişemez miydi?”

Son olarak şunu söyleyeyim: etrafta çok fazla kitap var, ama okumaya değer çok çok az kitap var. Umarım aileler sağduyuları ve sezgileriyle bu kitapları seçebilirler… Uzmanlar da anne-babaların ihtiyacı olmayan bilgilerle donatılmış kitapları piyasaya sürmesinler lütfen!

abay2Bilinçli anne doğallığını kaybettiğinde çocuğuna daha fazla mı zarar veriyor?

Ben geleneksel ya da bilinçli anne-babalar arasında sonuçlar açısından bir fark olmadığını biliyorum. Burdan da anlaşılacağı üzere, “Temel tutumlar ve davranış kontrol teknikleri” her iki ebeveyn grubunda da ciddi şekilde  eksik. Asıl önemsediğim eksik olması değil. Olabilir. Eksiklik giderilir. Ama asıl mesele biz eksikliğimizin farkında değiliz. En çok da “ bilinçli anne-babalar” bunun farkında değil. Bildiklerini düşündükleri bir çok şeyi aslında bilmiyorlar. Bu da değişmenin önündeki en büyük engel oluyor. Organik Çocuk yetiştirme anlayışının temel perspektifi; kitabımızda da yazıyor, ama kısaca söylersek; insanın gelişimsel ve psikolojik olarak bir bütün olduğu, hayatın doğal akışında bir dengenin olduğu, normal insan yetiştirmenin içerisinde telafisi mümkün hata payının olduğudur.

Uzmanlar, anne babaların ihtiyacı olmayan bilgiler içeren kitaplar piyasaya sürmesinler lütfen!

Çocuğa el kaldırmak gibi tabulaşmış bir konuyu da telafi edilebilir bir hata konumuna indirgemişsiniz. Bu, biz anneler için elbet çok rahatlatıcı.  Ancak bu fikrin çekilebileceği manalardan korkarım…  

Bence korkmanıza gerek yok. Anne-babalar da hata yapabilir ve bunu telafi edebilirler. Anlatılmak istenen budur. O örneğin amacı, uç bir örnek vermekti. Yani böylesine büyük bir  tekil hatanın da telafisi mümkündür. Burada “tekil hata” ifadesinin altını çizmek isterim. Zaten paragrafın sonunda, “önemli olanın, hataların sürekli hale gelip genele yayılmaması”  olduğu yazmaktadır. Buradan yanlış bir anlam çıkarmak anlamı zorlamak ya da burayla ilgisiz şekilde şiddet eğilimli olmakla açıklanabilir.

abay3Özellikle bilinçli anne babalar, kendi tutum ve iletişim sorunlarının farkında değiller!

A57WMD woman smacking child

Ödülsüz ve cezasız çocuk yetiştirme fikri, yumurtasız menemen yapmak gibi bir şey!

“Ödülsüz, cezasız disiplin” adı altında çocuğa “ceza” sözcüğünün kullanılmaması son dönemde çok konuşuluyor. Oysa sizin cezaya dair olumsuz bir tutumunuz yok!

Ödülsüz ve cezasız disiplinin ne olduğunu bilmiyorum. Böyle ifadelerle yola çıkanlar ödül ve ceza kavramlarını muhtemelen bilmiyorlardır. Çünkü böyle bir şey mümkün değil. Hani eşyanın tabiatına aykırı deler ya, bunun gibi bir şey… Yumurtasız menemen yapmak gibi bir şey bu söyledikleri. Çünkü, ceza hayatın olağan akışında isteseniz de istemeseniz de vardır.  Ödül ve ceza konusunu, cezasız-ödülsüz eğitim vs.. diyenler de anlasınlar diye son derece anlaşılır şekilde yazdık.

Ceza meselesine gelince, olumsuz bir tavır almak için cezayı, ceza ilke ve işlem yolllarını bilmemek gerek. Ceza ilke ve işlem yollarına uyulduğu müddetçe ceza olumlu işlevi olan bir kontrol tekniğidir. Bu konuda doğru bilgilenmek isteyenler,  “Organik Çocuklar-I temel konular” kitabımızın bu bölümlerini okuyabilirler. Ayrıca 14 mayıs 2013 tarihinde Kanal B’de yayınlanan ‘Sormak Gerek’ programını organikcocuklar.com sitesinden izleyebilirler.

Ülkemizde yaşayan insanların söylenenleri yanlış anlama konusunda özel bir eğilimleri var sanki. Bu nedenle yanlış bir anlaşılmaya meydan vermemek için şunu açıklamak istiyorum: cezaya karşı olumsuz bir tavrımın olmaması olumlu bir tavrım olduğu anlamına gelmiyor. Ben konuyu temelde bir bilgi meselesi olarak görüyorum. Yani konuya tarafsızım. Herkes konunun bir bilgi meselesi olduğunu anlasa, tartışılacak bir şeyin olmadığı görülür.

En büyük ödül iyi bir ilişki, iyi bir ilişkinin temeli ise saygıdır.

O halde çocukla iyi bir ilişkinin temeli, doğru bir iletişim tekniği…

Bir çocuğa verilebilecek en büyük ödül; onunla kurulan iyi bir ilişkidir. İyi bir ilişkinin temeli de “SAYGIDIR” . Aslında saygı: güçlü bir birey olabilmenin, sağlıklı kişiler arası ilişkiler kurabilmenin ve medeni bir insan olabilmenin en temel unsurudur. Dolayısıyla doğru bir pedagojinin de temel unsurudur.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

10 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Kitabı okumayı çok isterim 2 çocuğum var ve oğlumla bazen disiplin sorunları yaşıyoruz benimde ona öğrettiğim bir cümledir telafisi mümkün.Ama denildiği gibi hep böyle düşünüldüğünde çok büyük kayıpta olabiliyor iyi bir denge lazım

  • Bebeğim daha küçük ama bahsettiğiniz sekilde bir hayat gecirmek onu bu şekilde yetiştirmek istiyorum umarım başarırım 🙂 güzel bir paylaşım.

  • Hüseyin Bey’in dediği gibi asıl sorun ebeveynlerin eksikliklerinin farkında olmayışları… Bu yüzden bence çocuk eğitimine aile eğitimi ile başlamak gerekiyor gibi…

  • Hüseyin Bey’i birlikte çalıştığı grubu tanımlarken kullandığı ifadeler açısından fazla net buldum.
    “Benim gözlediğim her iki grubun da nevrotik; kaygılı, huzursuz, alıngan, içine kapanık ya da aşırı şımarık, kendini dünyanın merkezinde zanneden, özgüveni ve kendilik saygısı düşük, ciddi kompleksleri olan vb.. özellikleri ağır basan duygusal açıdan yeterince olgunlaşamamış ve sosyal açıdan medeni bireyler olamamış insanlar yetiştirdikleri. Bu gözlemime Türkiye’de yaşayan insanların % 85 inin de katıldığını yaptığım araştırmayla tespit ettim.”
    İnsanların “bana göre” doğru davranmadığını düşündüğüm çok zaman oldu ama amaç iyileştirmekse sorunu ortaya koyarken bu kadar negatif ifadeye gerek var mı bilmiyorum.

  • Ailelerin kafa karışıklığı ile hata yapıyor olması, ‘gerçek saygı’ içeren bir metodun geçersiz olduğu anlamına gelmemeli. Yazarın kendisinin de bahsettiği gibi ceza bir kontrol yöntemi. Biz çocuğu kontrol edelim ama dışarıda bağımsız ve saygılı olsun? Gayet ironik. Çocuğun davranışının motivasyonu içsel değil cezaya bağlı. Çocuk bir hakkından mahrum olduğunda, kendini kötü hissettiğinde iyi davranış ne kadar içselleştirilebilir? Öfke ve korku başka bir davranışta kendini yeniden gösterir. İyi davranışların kalıcı olması için anne baba tarafından model olunması ve çocukta iyi hisler uyandırması gerekir. 15 yaşındaki çocuğunuzu mola minderine oturtabilir misiniz? Oturtamazsınız. Ceza büyük ve fiziksel olarak güçlü kişinin, küçük ve zayıf kişiye uyguladığı baskıcı bir kontrol yöntemidir. Bu konudaki ailenin başarısızlığı, tutarsızlıktan ve günlük konuşma dilinin kendi çocukluğunda ona karşı kullanılan dil ile aynı kalmasından kaynaklanır. Anne babalar önce kendi iç hesaplaşmalarını yaptıkları zaman, kendilerine ve çocuklarına dürüst oldukları zaman, sağlık ve güvenlikle ilgili sınırları net koyabildiklerinde cezaya gerek kalmaz. Çocuklar bu dünyaya hayatın kurallarını öğrenmeye ve bağımsızlaşmaya gelirler. Bizim gibi yaşamak ve kabul görmek isterler. Sağlıklı ve güvende olmak isterler. Yaramazlık dediğimiz her şey bize benzeme çabasıdır. Kullandıkları dil ve yaptıkları şeyler bizim yaptıklarımızdır. Şımarıklık vs gibi etiketleri nasıl da kolay kullanmış yazar!! Etiket ruhumuzdaki en ağır hasardır. Kontrol varsa.. saygı yoktur bana göre. Ve saygı bir method değil insan hakkıdır. Çocuklar da insandır. Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi çocuğunuza yaparsanız onun da aynını size ve başkalarına yapacağı aşikardır. Ödülle manipüle edilen bir çocuğun ileride başkalarının davranışlarını manipüle etmeye çalışması da öyle tabi.. Çocuklar hayatı sadece bizim yaptıklarımızından öğrenirler.. Yaptıklarımızdan. Bir de soru. . Sizce toplumda ceza sistemi işliyor mu? İşlemiyor diyorsanız, ki ben diyorum. . Çocuklarda neden hasar vermeden işe yarasın? Üstelik suçlu değillerken? Biz bile ceza verirken tutarlı olamıyoruz.. Olamayacağız da. . Acı verdiğini hatırlıyoruz çünkü. Çocukluk yaraları ruhumuza işler farkına bile varamayız.. Ceza yöntemi bilinçli ama kafası karışık ve hatta bilinçsiz anne babaların elinde, cezasızlıktan daha çok yara açan bir silaha döndü yıllardır.. Bizim yaralarımız bundan.. Yaralarımız boynumuzda pranga. Çocuklarımızın boynundaki pranga biz olmayalım derim.. Yazarın bahsettiği gibi bir karakterde bir çocuk yetişmediğini, saygılı, empati yeteneği yüksek, güvenlik ve sağlıkla ilgili konularda bizim liderliğimizde sakince ilerleyen, diğer her konuda bizim kadar orta yol bulmaya gönüllü çocuklar görüyorum. Önemli olan bizim kendimize ve çocuklarımıza dürüstlüğümüz. İç hesaplaşmamızı yapmamız. Kendimizi bilmemiz, nasırlarımızı, yaralarımızı, sınırlarımızı bilmemiz ve bu sınırlar konusunda çocuğumuza dürüst olmamız. ‘Her yer dağınık olduğunda toplamak için çok yoruluyorum. Dağınıklık beni gerginleştiriyor çünkü aradığım şeyleri bulamıyorum. Eşyalarını salonda bırakmanı istemiyorum. Bu konuda ne yapabiliriz? Eşyalarını ne zaman toplayabilirsin? Dağınıklık seni rahatsız etmiyor anlıyorum. O halde dağınıklığı odanla sınırlamanı isteyeceğim.’ demek gibi. sakince ve gerektiği kadar. Onun da bir yapısı karakteri olduğunu unutmadan.. Dürüst olmak, saygılı olmak.. Bunu benim 2 yaşındaki kızımla bile konuşuyorum. Sorunsuz ilişkimize devam ediyoruz. Dürüstlük aslında her şeyden kolay ve saygılı ve net ve can yakıp güven sarsmıyor..

    Yazarın söylemlerinde saygı eksikliği var bence. Yine de kitabı okuyacağım. O zaman kendi blogumda detaylı eleştirisini yapabilirim.

    Ve bir alıntı ile bitirmek isterim yorumumu
    “Hiçbir köle, çocuğun ailesinin mülkü olduğu kadar, efendisinin mülkü olmamıştır. Hiçbir köle çocuğun karşılaştığı kadar sınırsız engellerle karşılaşmamıştır. İnsan hakları asla çocuğun durumunda olduğu gibi hiçe sayılmamıştır.”

    M.Montessori

    Eklemeden geçemeyeceğim, bu şekilde dürüstçe annelik yapmak çok kolay.. kendime davranılmasını istediğim gibi davranıyorum o kadar.. sonuçları şahane..

    Kendi yaralarımızı sarmadan, ne yaparsak yapalım.. çocuklarımızı yaralarız.

    Sevgiler

  • Sule hanim “annemin kitapligi” yazdiklariniza katiliyorum.sizden sonra soze hacet yok.yalniz sunu diyim menemen yumurtasizda olur 😉 mesela ben yumurtasiz severim

  • şule hanım size katılıyorum bende kızıma sizin söylediğiniz gibi davrandım ve sonucu iyi gidiyor kızım 6 yaşında çocuklar hatalarını bilmeden yaparlar ve bu yüzden hiç bir zaman suçlu değillerdir suçlu aranacaksa oda bizim çocuğa karşı tavırlarımızdır biz düzelince çocuklarda düzeliyor tabiki çocuklar başkalarının deyimiyle yaramazlık yapacaklar bu tabire çok gülüyorum bence yaramaz çocuk yoktur oyun oynayan yada ilgi isteyen çocuk vardır eğer bir çocuğun coşkusuna katılamayacaksanız ya da saygı duyamayacaksanız anne olmayı tekrar düşünün.Bizim ödül veya cezalarla çocuğun ve kendimizin doğallığını bozmaya hakkımız yok.Ödül ve ceza çocuğun iç disiplinini engelliyor çünkü yapması gerekeni ya cezadan korktuğu için ya da maddi bir ödül kazanmak için yapıyor bu da doğru davranışın çocuğun dünyasındaki hazzı azaltıyor bence ödül koşullandırma olmadan farklı zamanda alınırsa ve güzel davranışlarında ne kadar mutlu olduğumuzu çocuğa fark ettirirsek ve bunu da aşırı abartmazsak yerinde olur diye düşünüyorum.