Gülüş'ün Köşesi Gündem

Haya(t)ta tut(un)mak

Bugünkü gazetelerde Charlie bebek ile ilgili haber beni çok düşündürdü. Öyle zor kararlar var ki hayatta, hangisinin daha iyi olduğunu bilmek çok zor.

Hassas olanlar ve zor konular üzerinde çözüm odaklı düşünmek istemeyenler lütfen bu yazıyı okumasınlar. Ben sorunların yüzüne bakarak, tartışarak ve mümkünse sistemli bir cevap anahtarı üreterek huzur bulan biriyim (Annelik Haritası da bu işe yaramıyor mu?). Bu yüzden bu konu hakkında –tüm zorluklarına rağmen- yapıcı fikirlerinizi duymak isterim.

11 ay önce Britanya’da doğan Charlie isimli bebeğe, günümüzde bilinen bir tedavisi olmayan “mitokondriyal tükenme sendromu” teşhisi konmuş. Bu genetik hastalık ne yazık ki Charlie’nin önümüzdeki günler içinde ölmesine sebep olacak. Tahmin ediyorum ki benzer bir durumla karşılaşsak bizler de Charlie’nin ebeveynleri Connie Yard ve babası Chris Gard gibi tepki verir ve bebeği yaşatmak için sonuna kadar savaşmayı seçerdik. Biliyoruz ki bazen istisnai durumlar yaşanabiliyor ve büyük mücadeleler zaferle sonuçlanabiliyor. O zaman da felaketimiz, “mucizemiz” oluyor.

Connie ve Chris çifti, hastalığa bir çare bulmak için bebeklerini ABD’ye götürüp, orada deneysel tedavi yöntemlerine başlamaya karar vermişler. Ne var ki Britanya’daki hastane çiftin bu taleplerine karşı çıkmış! Doktorlar tedavilerin işe yaramayacağı gibi, bu deneylerin bebeğin çok acı çekmesine neden olacağını dile getirmişler.

Konu dünya çapında bir etik tartışmasına dönüşmüş, mahkemeye taşınmış.
Geçtiğimiz günlerde karar çıkmış: Bebek, solunum cihazı ünitesinden ayrılarak bir bakımevine transfer edilecek ve orada kısa bir süre içinde acı çekmeden ölecek…

Konuyu derinlemesine araştırmadan yazıyorum çünkü bu tek vakanın ötesine geçip, aslında şu hayatta tutma yasaları üzerinde düşünmek istiyorum. Hikayenin daha da üzen detaylarını es geçiyorum. Zaten yüreğimizi zorlayan bu olayda mantığımızı ne kadar kullanabileceğimiz muamma…

Şimdi düşünün ki anne değil, doktorsunuz ve ölümcül hastalığı olan bir bebeğin annesi, bebeğine ızdıraplar yaşatmayı göze alarak onun hayatta kalmasını sağlayacak bir tedavi “denemek” istiyor.

“Valla ben bilimsel doğruları söyler çekilirim, bebek sizin bebeğiniz, seçim sizin seçiminiz” mi dersiniz?
“Hemen başlayın, dünyaya gelen bir canlı ne olursa olsun yaşamalı!” mı dersiniz?
“Yarar-zarar dengesine bakılırsa bebeğin acı çekmeden ölmesine yardımcı olmak daha iyi” mi?

Her biri birbirinden zor değil mi?

Şimdi en kolayını düşünün, yani kendinizi annenin yerine koyun:

“Ya o kadar acı çekmezse?
“Ya kısa sürede iyileşirse? Siz hiç mi duymadınız mucize hikayeleri?”
“O benim biricik bebeğim, ve ben onu yaşatacağım, ne pahasına olursa olsun!”

Tabii bir de bebeğin düşüncesi var… yani, olabilirdi, yaşından dolayı olamıyor.
Ama olsaydı, ne düşünürdü, ne derdi acaba?

Aklıma babaannem geliyor. Boğazından içeri oksijen tüpü sarkıtılmış 91 yaşındaki haliyle, tüpü işaret ederek “çekin, çıkarın şunu” demeye çalışıyormuş. “Bunları çektiğime değer mi? Değmez.” diyormuş. Ama doktorların fikri başkaymış. Onu bir ay daha o şekilde yaşattılar. Etik olan neydi acaba?

“Canım yanıyor anne… Yaşıyorum evet ama yaşadığımın farkında bile değilim! Böyle yaşamaya yaşamak denir mi? Hayatta kalsam, ne pahasına kalacağım? Eğer yapabilseydin, eğer hiçbir kararın başkaları tarafından eleştirilmeseydi, eğer Tanrı kararı sana bıraksaydı ve en doğrusunu senin bildiğini söyleseydi, benim için ne isterdin?”

(Ben bu haberi yayına alırken, Charlie bebeğin hayatını kaybettiği haberiyle karşılaştım…) 🙁

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız