Kategorisiz

Güzel şeyler yazmak gündelik bir ihtiyaç değil midir?

Sadece sosyal medyada yazarak sosyalleşen bizler asosyal olmaya doğru ilerliyoruz.

unnamedOkuyor muyuz? Evet! Yazıyor muyuz? Hayır!

Çok sert bir giriş oldu, belkide daha naif  yazmalıydım “Hayır’ı”? Ama kişisel gözlemim maalesef bu yönde. Uzun yıllardır okur-yazarım. Çocukluk yıllarında renkli kalemler, kokulu silgiler ve kahramanlı defterlere olan merakım taa bugünlere kadar geldi. İlkokuldaki olmazsa olmazımız hatıra defterleri, aşık olunan yıllardaki lise günlükleri ve üniversitede not tutmayı hep sevmişimdir.

Yazmak, yürekte ve beyinde birikenlerin kağıda döküp başka beyinlere ve yüreklere ulaşmasıdır benim için. Tıpkı şimdi benim yaptığım gibi. Bazen akıl ürünüdür kalemin ucundan dökülenler, bazen de yürek. Hatta bazen ikisi birden olur, o da pek bir güzeldir. Beynimiz, hayatımız, karakterimiz kısacası biz hangisini ön planda tutuyorsak, ortaya ona dair yazılar çıkıyor. Tarihe bakınca da aynı şeyi görüyoruz. Hep etkili bir silah ve insanın elinde hep bir araç olmuştur yazı. Kimisi iyi kimisi kötü kullanmıştır bu durumu. Yön vermek, sanat eseri ortaya çıkarmak, kendini anlatmak, vs ne yazmak istersek yazalım iyi şeyler yazalım. Çünkü her şeyde olduğu gibi iyi şeyler yazmak sağlığımız içinde faydalı. Düşüncelerimizi iyi organize edip, geçmişle yaşamamak yazıya dökülenleri olumlu etkiliyor. Bir de insanın canı gerçekten yazdıkça yazmak istiyor.

Türkiye’de okuryazar oranı Cumhuriyet dönemine göre çok yükselmiş. Bu muhteşem yükseliş ancak iyi bir “okur” ve iyi bir “yazar” olma yönünde olmalı. Yoksa ne devlet, ne insan gelişir. Son yıllarda hepimizin musdarip olduğu ve benim de o girdapta bulunduğum sosyal medya, bence okuma ve yazmayı çok etkiliyor. Orada da okuyup bir şeyler yazıyoruz hatta bunu oldukça fazla yapıyoruz. Evet yapıyoruz 7’den 77’ye kadar, akıllı telefonu ve bilgisayarı olan herkes yapıyor. Ama çoğu boş geliyor bu okunan yazılan eylemlerin bana. Sadece sosyal medyada yazarak sosyalleşen bizler asosyal olmaya doğru ufaktan ufaktan ilerliyoruz.

Kavgamızı, sevgimizi, fotoğrafımızı paylaşmayı seven ama kitap okumayı ve deftere yazı yazmayı unutan bir nesil olduk. Ben hiçbir zaman kalem kağıttan kopmadım. Mesleğim de izin vermedi kopmama ellerim boya kalemi izli gezdim ve büyük oğlum Emir’e de kitabı sevdiği kadar, kalemi de sevip yazmasını, hayatımızın sonunda geride bırakacağımız günlüklerin değerini anlattım. Hayalimi de söyledim tabi ki her yazmayı sevenin hayali gibi bir gün rafta duran kitabım olsun, o zaman benden mutlusu olmaz diye.

Bana yazmak iyi geliyor, korkmuyorum, umutlanıyorum, heyecanlanıyorum yazarken. Önce kalemi sıkı sıkı tutarak yazdıklarımı, klavye tuşlarına aktararak saklamak, her gün birikenleri bir yere boşaltmak, güzel şeyler yazmak, gündelik hayattaki en önemli ihtiyacım benim, bizim, hepimizin…

İpek Dağıstanlı

Sosyal yönü kuvvetli, iletişimde olmaya bayılan, teknoloji meraklısı, bildiğini paylaşmak için dünyaya gelmiş, kocasına aşık, Emir ve Almir’ine düşkün, ailesine bağlı, arkadaşlarını seven, okul öncesi öğretmeni, blogger bir anneyim.

Durum böyle olunca, aklına geleni yazan, yaşadıklarını ballandıra ballandıra anlatan, süslenip püslenip gezen, çocuklu hayattan keyif alıp bir o kadar da şikayet eden, halis muhlis bir türk kadını ortaya çıkıyor.

Hayatta insanın alabileceği en büyük sorumluluğun çocuk yetiştirmek olduğunu, çocuğa söylenen her sözün ne kadar önemli olduğunu, mükemmel annelik diye birşeyin olmadığını, cennetin neden annelerin ayakları altında olduğunu, büyütmek ile yetiştirmek arasındaki farkı, zamanın kıymetini, özgürlük kavramını ve birde herkesin anne olamayacağını, anne olunca anladım desem yalnız kalmam herhalde. Hakkımdamı okurken, yüzünü gülümsettiysem tanıştığımıza memnun oldum…:)

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız