Ekolojik Yaşam Gülüş'ün Köşesi Sağlık

En güvenilmez sertifika bile sertifikasız üründen iyidir

10940456_10204400656190444_4575771920130996733_nBundan 14 yıl önce Doğal Hayatı Koruma Derneği’nde birlikte çalışırken tanıştık onunla. Etrafına neşe saçan, enerji dolu, tutkulu, tuttuğunu koparan Güneşin… Bir “Kışa Merhaba” partisinde yaptığı muhteşem sıcak şarabın kokusu hala burnumda, tarifi ise defterimde! Sayesinde her yılbaşında bizim evde bu nefis şarap içiliyor. Artık Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı olan Güneşin Aydemir’le biz annelerin durumunu bütün çıplaklığıyla paylaşıp, bu kadar emek veren birinden (azar işitmek pahasına da olsa!) nasihat dinlemek istedim. Organik beslenme hayatımızın neresinde durursa dursun, Güneşin’in söyledikleri kulağımıza küpe olsun.

Artık beslenmek zor, bebek beslemek daha da zor Güneşin! Ortada dolaşan haberlere bakacak olursak mamalardan vitaminlere kadar ağza alınan her şey zehirli, onları üreten herkes de yalancı! Bebeklerin canına kastediliyor sanki. Birçok anne “organik” etiketine güvenmiyor, neredeyse korkudan titriyor…

Titremesinler… Öncelikle şunu söyleyeyim, en güvenilmez organik etiketi bile diğerinden iyidir. Kaldı ki güvenilmez olduğu da tartışılır. Ben güveniyorum, kullanıyorum. Neden biliyor musun? Çünkü daha iyisini yapmaya vaktim yok. Eğer birisi bir gıdaya güvenmiyorsa -ki hakkıdır, annelerin daha çok hakkıdır- o zaman gıda meselesine vakit verecek, emek verecek. Öğrenecek, üreticiyle temasa geçecek, sorumluluğu alacak. Almadığı noktada sertifika işi devreye giriyor.

Güvenmeyenlere soruyorum: Nesine güvenmiyorlar? Gittiler mi, gördüler mi de güvenmiyorlar? Alıp teste mi gönderdiler de güvenmiyorlar? Bu konuda çalışan bir sivil toplum kuruluşuna üye oldular, güvenlerini zedeleyecek bir şey oldu, onu düzeltmek için uğraştılar mı? Eğer bunları yapmadıysak o sertifikaya güvenmemiz gerek. Çünkü o insanlar bu işin bedelini ödüyorlar. Hem üretici, hem de sertifika kuruluşları. Organik gıdaya güvenmiyorum demeden önce bu sistemin nasıl işlediğini öğrenmek, emek vermek lazım. Ez cümle, gıda ciddi bir iştir, ilgilenilmesi, vakit ayrılması gerekir.

10565151_10202947403380032_7902086227862430196_nPeki, şu ya da bu sebepten işin mutfağına girmeyecek olanlara “hiç olmazsa” diye başlayarak tavsiye verecek olsaydın, neler söylerdin?

Şöyle bir sıralama var: kendin üret, üretemiyorsan bildiğin kaynaktan al, alamıyorsan organik sertifikalı ürün kullan… Organik sertifika bunun garantisini veriyor. Ya diğeri? Hiçbir şeyin garantisini vermiyor. İyi Tarım diye bir sertifika daha var mesela. O sertifika da üretim sırasında hangi kimyasaldan ne kadar kullanıldığı bilgisini kayıt altına alıyor. İnan, o bile sertifikasız üründen iyidir. Sıradan ürünün tercih edilmesinin tek sebebi fiyatı ise, “ucuz etin yahnisi” ile başlayan atasözünü hatırlatmak isterim. Çünkü o ucuz fiyatın içinde kirlenen suyun, toprağın bedeli yok, üreticiye emeğinin adil karşılığı yok. Aksine daha fazla karbon ayak izi, daha fazla kimyasal, daha fazla aracı var. Şu basit kuralı büyük harflerle yazıp başköşemize asalım:

Bir ürünün üretiminden bize ulaşana kadar geçen süreçte herhangi bir şekilde doğaya zararı dokunuyorsa, bize de kaçınılmaz olarak zararı dokunacaktır. Ha bugün, ha yarın. Ama eninde sonunda bir gün. Ve sanırım o gün geldi bile.

10455250_10202947403340031_3522944619081944440_n
“Yaşam Okulu”nda

Kimi anneler ise organik yaşamın içine bir düşüyor, pir düşüyor! Farkına varmıyor ki kendi ekmeğini kendin yap, kendi şampuanını kendin yap derken çocuğunun yüzünü göremez oluyor! “Çocukla kaliteli zaman geçirmek” de bu sağlıklı yaşamın bir parçası oysa. Onlara tavsiyen olur mu?

Kentte yaşayan her ailenin kırsalda yaşayan bir çiftçi aile kardeşi olsa, her iki taraf da birbirleri için kendilerince bir şeyler yapsa, çocukları birlikte büyüse, birbirlerini iyi günde kötü günde destekleseler nasıl olur? Şaka bir yana, şehirde koşturmaca içinde olan annelere içim acıyor. Öyle bir düzen içinde yaşıyorlar ki değil çocuklarına nefes almaya bile vakitleri yok. Böyle bir yaşam için çok fazla bir şey söyleyemem. Bunun suçunu “sistem”in çarpıklığına da yükleyemem. Allah kolaylık versin.

Sağlıklı tüketim demek, bol araştırma ve bol kişisel çalışma demek oldu. Sabahın altılarında kalkıp organik pazara koşmak, en iyi domatesleri kapmak… Senin günlük hayatın böyle mi geçiyor?

Ben yaşam standartlarımı bilinçli seçimlerle minimuma indirdim. Hayatımda pek çok şeyden vazgeçtim. Lüks tüketim anlamında hemen hemen hiç bir alışkanlığım yoktur. Çok kısıtlı para harcarım, özellikle para kazanmak için hiçbir şey yapmıyorum. Paramı nereye harcadığıma çok dikkat ederim. Cebimdeki 20 lira ile nasıl bir sistemi destekliyorum diye sorarım? Doğayı kirleten, canlıları yok eden, insana saygısız, beni doğadan, parçası olduğum bütünden koparan bir sistemi mi yoksa bereketin, bolluğun olduğu, herkesin birbirini sevdiği, havaya, toprağa, suya, canlıya ve cansıza saygı ile üretimin yapıldığı bir sisteme mi? Her zaman başarılı olduğum söylenemez ama bu sorgulama beni büyük oranda terbiye etti diyebilirim.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız