Güncel Kategorisiz

Gezi Parkı’nın hayatımıza getirdikleri

fft16_mf3342818Benim kızım dört yaşında , o bile son iki yılda birçok kez Gezi Parkı’nın iki farklı yakasında oyun oynadı, kediler ve köpekleri sevdi, dedesinin çalıştığı parkın öbür yakasında olan şantiyeyi gezdi, önündeki oyun parkında onlarca çocukla eğlenceli zaman geçirdi. Gezi, elbette çok daha eski, üç yıl bizimle Ada’yı büyüten ablamız ise kendi çocuklarını orada büyütmüş.

Gezi Parkı’nda özellikle hava kararmaya başladığında  yeterli güvenlik olmadığını önceden de biliyorum. Babama uğramak istediğim akşamlar, eğer hava karanlıksa kapıya kadar çıkar beni alırdı. O zaman da “Taksimin göbeğinde yeterli polis yok mu?” neden güvenliği sağlamıyorlar diye düşünürdüm.

Şimdi görüyorum ki epey yeterli polis var, kimden koruyacağını bildikten sonra.

Sekiz gün önce şarkılarla, mutlulukla başlayan, içimin yanmasını da yaşatan, korkuyu da deneyimleten, bir yandan da umutla devam eden bir görüntü var tüm ülkemde. Uzun yıllar önce, kime güvenebileceğimi, kimin doğruyu kimin işine geldiğini yazdığını ayırt edemediğimi fark ettiğimde, düzenli olarak gazete okumayı ve haberleri izlemeyi bırakan biri olarak (yanılmıyorsam üniversiteden sonra iş hayatındaki ilk yıllarımdı), bütün bu olaylar sırasında pek eksikliğini hissetmedim açıkçası. Medyanın bunca günlük sessizliğine de yanlılığına da şaşırmadım.

İlk günden bugüne kadar orada olan sevdiğim, güvendiğim, kimisini yüzyüze tanıdığım, kimisini pek tanımadığım anneleri takip ettim günlerce. Onlarla yatıp, onlarla kalktım! Onlardan aldığım haberler yetti de arttı. Onlar için dua ettim, cesaretlendim.

Ben bilgi kirliliğinden çok tecrübesizlik, iyi niyet ve dayanışma gördüm. İlk kez gaz yiyen bir annenin gazın helikopterden mi atıldığını yoksa Gümüşsuyu’ndan mı Taksim’e çıktığını ayırt etmesi son derece önemliydi mesela. Bunu bilemiyorsan ne şerefsizliğin, ne provakatörlüğün kalıyordu…

Çimlerde oturmaya bile gidiyorsan, illa ki deniz gözlüğün, masken olmalıydı, ne zaman gazın geleceği hiç belli olmazdı. Eşini alana gönderiyorsan, rennie’li solüsyon hazırlamayı, limonu delip de poşetlemeyi, nalburdan toz maskesi almayı da ihmal etmeyecektin. Doktor numarası diye sosyal medyada gezen numaraların arasına sivil polis numarası koyacak kadar kurnaz insanlar vardı, sen çok iyi niyetliysen, bu numaraları yardıma ihtiyacı olan insanlar için paylaştığında, aslında bilgi kirliliği yapıyordun.

Biraz da dört yaşındaki kızımın değişen psikolojisinden söz edeyim…

Babam yaşananlara bizzat şahit olduğundan, işine gitmek üzereyken, metroya gaz atıldığında çığlık çığlığa bağıran kalabalığın içine düştüğünden “Ada’yı alıp götürmem, senin Taksim’e çıkmanı istemiyorum” diye direttikçe, babama ve anlamsız da olsa Ada’ya müthiş hınçlandım, itiraf ediyorum. Karı koca telefon rehberimizi açıp, eşimin tanıdığı, benim hiç tanımadığım insanları da aradık Ada’yı bırakabilmek, oradakilerle birlikte olabilmek için. İnsanlar ya zaten alanlardaydı, ya olaylar içinden geçip Ada’yı tehlikeye atmam gerekiyordu bırakabilmek için. Ben evde kaldım, kocam gitti yanlarına.

Orada olamadığım günler yaşadığım utanç ve eziklik yüzünden, kızımla hiç oyun oynayamadım, geceleri üç beş saat uykuyla sosyal medyayı takip ettim. Özellikle geceleri tüm o yardım çığılığına dönüşen mesajları okudukça uyku tutmadı. Başımın ve tüm kaslarımın ağrısından kaç ağrı kesici içtim bilmiyorum. Yediğim her öğünde, o çocuklar yiyecek ne buluyorlar dedim. Duyduğum her “anne oyun oynayalım mı?” tüylerimi diken diken etti. Kendimi küçücük şeylere bile bağırırken buldum. Her gece “Tamam artık bitti, problem kalmadı, yarın da Ada ile gideriz” diye umutlandığımda, artık kutlamalar yapılıyor derken, yine gaz beni hayalkırıklığına uğrattı. Kaç kere attan düşmüşe döndüm böyle. İkisi de kalp ameliyatı geçirmiş olan kayınvalidem ve iki ay önce yine anjiyo olan kayınpederim İzmir’de gazı yiyince kalbim parça parça oldu.

Bizim evde televizyon olmadığı için, Ada’ya ilk gece “Dedenin oradaki parkta ağaçları kesmek isteyen insanlar var, ama kesilmesini istemeyen insanlar da var, baban onlara yardım edecek, herşey güvenli” dedim. Çoğu gece uyurken beni arayan kızım, akşamları babasını arar oldu. Birkaç gün sonra evde iki tane kaplumbağa oyuncağı olan Ada, “cesur” olanı dışarı giden babasının yanına vermiş, kendinde kalan kaplumbağa ise korkuyormuş. Ona kendisi bakacakmış.

Bir akşam en yakın arkadaşlarımızdan biri bizim evde Ada’ya bakarken eşimle Beşiktaş’a doğru gittik. Gözümde deniz gözlüğü, başımda bisiklet kaskı, ağzımda toz maskesi ve şal, iki gün önce şort, t-shirt yürüdüğümüz yollarda başka bir kişiliğe büründüğümüzü hissettim. Büyükada’ya annemlere gittiğimizde bile alerjiden akşamına her tarafı kabaran, kaşınan, saatlerce hapşıran, öksüren biz, daha önce hiçbir eyleme katılmayan biz, ve artık parti isimlerini bile bilmeyen en apolitik insan ben. Gözünde deniz gözlüğü olmayan  kocamın gözlerinin nasıl şiştiğini nasıl acı çektiğini izledim ve her akşam aslında binlerce gencin, çocuğun, annenin, babanın halini çok daha iyi anlandım.

Gece 23:30’da artık Ada’yı daha fazla bekletemem dediğim anda, bir minibüs durdurduk, bir anda panikle yüzlerce insan koşmaya başladı. Geriye dönüp bakmaya korktum, eve geldiğimizde bizimkiler karşı şeritten gelen iki TOMA’nın hedefini tam olarak bizim durduğumuz yere çevirerek şiddetli su sıkmaya başladığını söylediler.

Ertesi gün akşam 21:00’de kızımla tencere-tava senfonisine başladık. Ona parktaki ağaçları korumak isteyen insanlara, bizim de onları desteklediğimizi anlatmak için ses çıkardığımızı söyledim. Bulunduğum bölgede insanlar da bunu yapıyordu. Ama Ada’yı aldı bir korku, o insanlar buraya gelip, evimizin karşısındaki parkın ağaçlarını da kesecekler sandı. Ona böyle birşeyin olmayacağı için güvence verdim. Yine de uykuya daldıktan sonra birkaç gece daha “Anne!” diye uykusunda sayıklayarak, sıçrayarak uyandı, tekrar uyuttum.

Eve her gelen misafire ağaçları korumak isteyen insanları, ve kesmek isteyen insanları anlattı durdu.

Bizim evde televizyon yok, hiçbir görüntüyü izlemedi (zaten vermediler!). Bilgisayarda Halk Tv, DHA izlendi, ama çoğunlukla kulaklıkla ve görüntülerini göremeyeceği şekilde.Her zaman olduğu gibi anaokuluna gitmeye devam etti, yaşamında hiçbir değişiklik olmadı. Hiçbir yaralı fotoğrafı görmedi. Yine de aramızda konuştuklarımıza kulak misafiri oldu elbette. Metroya gaz sıktıklarında metroda olan dedesiyle konuştuklarımı duydu. Arada bir, benim gördüğüm fotoğraflara gözlerimin doluşunu gördü, tepki verişimi duydu. Tek gördüğü fotoğraf, köprüyü yüreyerek geçen insanların umut veren resmiydi. Çoğunlukla bedenimin orada, aklımın bambaşka bir yerde olmasıyla mücadele etmesi gerekti. Babasını göremeden uykuya daldı. En çok da yüreğimizden geçen, tüm bedenimize yansıyan endişeyi, o korkuyu, travmayı ve heyecanı bir radar gibi çekti ve yaşadı.

Şimdi Ada ile Gezi’ye gidebilecek kadar polisime, devletime güvenebileceğim günü bekliyorum. Çocuklu olduğum için acınmayacağımı çok iyi biliyorum. Bugün de değil sanırım, henüz değil. Hala çocuğuma birşey olur mu diye korkuyorum, hala kaçmam gerekirse o kalabalıkta, taşıyabilir miyim diye korkuyorum. Sonra bu korkumdan da utanıyorum, orada olan onca kişi adına.

Evinde televizyonu olanlar, olur da veriyorlarsa ülkenin her yanında son bir kaç günde yaşananları, çocukları bu görüntülerden uzak tutun lütfen!…

Bu gece kandil simidi dağıtan insanların görüntüleri olsun televizyonlarda, sevgi ve huzur olsun inşallah tüm ülkemde ve hep birlikte “varız” diyebilmek için #parklardaoturuyoruz

 

 

İlkiz Özcan Sönmez

İlkiz Özcan Sönmez, Academy for Coaching Parents International’da Ebeveyn ve Aile Koçluğu eğitimini tamamladıktan sonra Çocuklu Yaşam Merkezi’ni kurmuştur. Gelişim Psikolojisi Yüksek Lisansına devam etmektedir. Birebir ebeveyn görüşmeleri ve anne-baba eğitimleri yolu ile bir ömür boyu sürecek ebeveynlik yolculuğunu tüm aile bireyleri için daha keyifli hale getirmek için çalışmaktadır.

Aynı zamanda, oyun ve oyuncaklar kullanılarak çocuklar ile iletişim kurmaya, sorunları çözmelerine ve olumsuz davranışlarını değiştirmelerine yardımcı olan Çocuk Merkezli Oyun Terapistidir. Çocuklar, yaşadıkları içsel çatışmaları çözmeyi, sorumluluk almayı ve doğru seçimler yapmayı öğrenir. Ayrıca problem çözme becerilerini geliştirmelerine, olumsuz davranışlarını azaltmalarına, anne babalarına karşı duydukları güvenin artmasına, kendi özgüven ve öz saygılarını geliştirmelerine de yardımcı olmaktadır.

Play Therapy Center tarafından onaylı Filial Aile Terapistidir. Oyun terapisi becerilerinin anne babaya öğretilerek, aile içi ilişkileri güçlendirme yöntemidir.
Ayrıca Gestalt Psikoloji eğitim programına devam etmektedir.

3 yaşında Ada’nın annesidir. annebabaokulum.blogspot.com blogunda, aile içi iletişim, çocuk gelişimi, özgüven, özsaygı, okul, disiplin, oyun terapisi ile davranış problemlerini çözme ve kendi çocuklu yaşamına dair yazılarını paylaşmanın yanısıra birçok farklı aile portalı ve dergilerde yazıları yayınlanmaktadır.

İki yıldır yazılarıyla yer aldığı Alternatif Anne kadın ve aile portalında Yönetim Grubu’ndadır.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Ne güzel yazmışsınız, tam da benim duygu ve düşüncelerimi anlarmışsınız, ben de evde kalıp küçük bebeğine bakmak için evde kalan bir anneyim, ama kalbim orada, aklım orada