Eğitim Gülüş'ün Köşesi

Fikirlere özgürlük, ruhlara sağlık!

Kendi fikrimizi üretmek için kendimizi tanımaya, kendimizi tanımak için eleştirilmeden söz almaya ihtiyacımız var.

Öğrenciyken ders dinlemektense etrafımı gözlemlerdim, dikkat eksikliğimden kaynaklanan bir itkiyle. Belçika’ya yerleşince, dil bilmediğimden, dinlediklerimi anlamam hepten imkansız hale geldi, sadece ve sadece gözlemler oldum artık. Bir ders vardı, çok acayipti: Öğretmenle bir arada, ortada birleştirilmiş masaların etrafına otururduk. Öğretmen sanki bizden biri gibi davranırdı, sohbet ederdi çocuklarla. En silik öğrenci bile dinliyordu o dersi, konuşuyordu öğretmenle.

Ortaokulda mekân değişti, öğretmenler değişti. Ben Fransızcayı sökmeye başladım. Birleştirilmiş masa düzeni ortadan kalktıysa da, o dersin “o ders” olduğunu anladım, öğrencilerin değişen tavırlarından. Bir de baktım ki meğer fikirler uçuşuyormuş havada; İyidir, kötüdür, doğrudur, yanlıştır. Hoca kızmıyor farklı düşüncelere, görüşlere. Fransızcam geliştikçe iyice heyecanlı hale geliyor “o ders”: UFO’lar var mıdır, yok mudur? Makaleler buluyor, okuyor, eleştiriyoruz. Kimimiz inanıyor, kimimiz inanmıyor. Demokrasi nedir, ne değildir? Adalet nasıl sağlanır? Ceza gerekli midir, cezasız dünya düzeni olur mu? Liseye başladığımda iyice heyecanlanıyoruz konulara: Ötanazi bir hak olmalı mıdır, kürtaj katliam mıdır, evet, hayır derken önüme konan örnekler beni allak bullak ediyor, bir bakıyorum ki o kadar kolay değilmiş fikir sahibi olmak!

Herkesin duyguları, düşünceleri bir başka oluyor, birbirimizi dinlemeye, anlamaya çalışıyoruz zor da olsa. Öğretmen ise kimsenin fikrini değiştirmeye çalışmıyor. Kimseye haklısın, haksızsın demiyor. Ama herkes bir şekilde, farklı biçimlerde değişiyor dersin sonunda. Anlatılmaz, yaşanır bir durum! Yaşanır deyince, nasıl canlı hissediyorum bu derslerde, nasıl mutluyum, anlatamam!

Okulu hiç sevmedim ama, okuldan sağlığımı yitirmeden çıkmama sebep olan bir bu derslerdi, ha, bir de Fransızca dersi. Meğer üniversitenin “dil ve felsefe” bölümünü okurmuş bu öğretmenler. Bu bölümden çıkıp hem Fransızca, hem de felsefe* dersi verebiliyorlarmış. Bu yüzdenmiş okuduğumuz romanları tartışırken de eleştiriye maruz kalmadan, sorgulayarak, keyifle, enerjiyle sohbet edişimiz.

Türkiye’de yetişkinlerle sohbet ederken iki tür sorumun çoğu zaman cevapsız kaldığını fark ediyorum:

  • Ne hissediyorsun?
  • Ne düşünüyorsun?

Cevapsız derken aslında her seferinde bir cevap alıyorum. Ama kısa sürede anlıyorum ki başkasından öğrendiği, akıllıca olduğu öğretilmiş basmakalıp, ezberden bir cevap bu. Çocukken “seni sevmiyorum” dediği için “böyle konuşamazsın” diye bastırılmış, fikri sanki bir eylemmiş gibi engellenmiş zihnin kendine uyguladığı sansür bu. Sonra da gelsin mış gibi yapmalar, büyük güçlere mal edilen seçimler, mutsuz evlilikler, mutsuz çocukluklar, başkaları için yaşanan hayatlar.

Bilgiyi değil, düşünmeyi öğretmek

Kendi fikrimizi üretmek için kendimizi tanımaya, kendimizi tanımak için eleştirilmeden söz almaya ihtiyacımız var. Bu, bu güne kadar bize okullarda verilmemişse de, artık işler değişebilir. Çünkü farkındayız. “Alternatif Eğitim” istiyoruz ama altı boş bir alternatif eğitim değil! Bireye saygı hareketi öyle bir çırpıda oturtulamaz. Anlatmaktan öte, öğretmek lazım. Önce yetişkinlere! Böylece okullara, her dersi bir felsefi yaklaşımla işlemenin ne kadar önemli olduğunu gösterebiliriz.

Geçtiğimiz hafta sonu temel Eğitmen Eğitimi’ni aldığım P4C, Türkiye’de felsefenin gerekliliğini anlatmak için yola çıkmış beş cesur kadın tarafından kurulmuş. Cesur diyorum, çünkü değişimin olmazsa olmazı felsefenin kazandırdıkları elle tutularak gösterilmiyor, sadece zaman içinde, davranış değişiklikleri ile gözlemleniyor. Özetle medeniyetin temellerini yaymaya çalışıyor bu ekip.

Bir senedir “Anne Felsefesi” grupları yapan, “Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik” felsefesini kurgulama sürecinde olan bir iletişimci olarak onları ne kadar desteklesem azdır. Eğitimciler, anneler, babalar, lütfen bu ekibi takibe alın. Gittiğiniz okul hangisi olursa olsun, eksik olanı size onlar verecek, çocukken sizden çalınan becerileri onlar size geri kazandıracak.

Ek not: Cömert Ağaç ile imtihanımız

Sevgili P4C ekibi, bu küçük hikaye sizin için. Eğitimden döner dönmez çocuklarımı yatağımın üzerinde topladım, onlara Cömert Ağaç’ı anlattım ve sordum: Çocuk bencil mi? Evet dedi küçüğüm, bencil gibi, dedi büyüğüm. Sonra, sizlerin sorduğunuz soruları yavaş yavaş sordum. Bu sefer sessizliklere de izin verdim. 40 dakikaya yakın sürdü sohbet. Başta “ders yapmak istemiyorum” diyen kızım sonunda “biraz daha konuşalım!” diye ısrar ediyordu. “Bu ağaç gibi bir anneniz olsun ister miydiniz?” dedim. İstemediler. Oğlumun fikri değişti, kızım abisini sabırla dinleyebildi. Sınırların önemini daha güzel anlatamazdım. Hangimiz daha mutlu, bilmiyorum. Haftada bir, bir kitap üzerinden sohbet istiyorlar şimdi benden. Çok işim var çok, haydi hepinize sevgiler!

* Belçika’da felsefe dersine “moral” dersi adını vermişler. Öğretmenimle Alternatif Anne için yaptığım röportajı buradan okuyabilirsiniz.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız