Eleştiri Gülüş'ün Köşesi Yetişkin Psikolojisi

Farkında mıy-mış-ız?

Sorunla mücadele etmek yerine etkilerinden kurtulmaya çalışmak bize iyi gelebilir. Ama ya çocuğumuz, onu nasıl yetiştireceğiz?

Yoga dersinden çıkıp nefes seansına giriyor, pozitif düşünce kitaplarından öğrendiklerinizi sosyal medyada paylaşıp tartışıyor ama yine de yeterince iyi hissetmeyi başaramıyorsanız, gerçek çözümden kaçıyor olabilirsiniz…

Modern anneler, eskilere kıyasla daha huzurlu görünüyorlar. Bununla birlikte en ‘zen’ görünenler bile kriz anlarında egolarına yenik düşmekten, yanlış kararlar almaktan kurtulmuş değiller. Pozitif düşünce temelli uygulamalara o kadar güveniyorlar ki, iyimserliğin bazı durumlarda olumlu sonuç almaya yetmediğini ortaya çıkaran araştırmaları duymak bile istemiyorlar .
Uluslararası yoga eğitmeni Kimberly Johnson, pozitif düşünceyle ilgili deneyimlerini samimiyetle kaleme aldığı yazısında spiritüel bakışın altında yatan kırılgan egolardan ve bir türlü iyileşmeyen yaralardan bahsederek kendini mesleki açıdan büyük bir tehlikeye atmıştı. “Bizler öğrencilerimize moralsiz görünme lüksüne sahip değiliz” demişti açıklama olarak.
Son zamanlarda dinginlik arayışının ayarı kaçmış görünüyor: Kişisel gelişim, farkındalık, harika bir olgunlaşma sürecidir, ama bunca hızlandırılmış eğitimden sonra başımızın göğe ermiş olması gerekmez miydi? Nerede hata yapıyoruz?

Bu ‘zen’ merakı, sosyal medyanın da etkisiyle “trend”leşmiş bir düşünce ve davranışlar bütünü. Nasıl anneler için uzatılmış emzirme, birlikte uyuma gibi kavramlar trend olarak sunulabiliyorsa (Anneliğin Ötesinde’de anlatmıştım), ruhumuz bile duymadan bizi avucunun içine alan bir kelime daha var: Farkındalık. (detaylı anlatımı Annelik Haritası’nda bulabilirsiniz).

Farkındalık kelimesinin İngilizcesi nedir? Mindfullness. Ah, evet! Öyle bir eğitim de var! Tabii, burada bahsettiğim ismi özellikle İngilizce bırakılan “o” eğitim değil, “mindfullness” yani “farkındalık” vaat eden eğitimler… Mindfullness, günümüzde toplam kazancı trilyonlarca doları bulan küresel bir sağlık endüstrisinin parçası. Literatüre “farkındalık ekonomisi” olarak geçmiş bile!

Do you mind (farkında mısınız)? Düşüncelerimiz, fikirlerimiz ve insanlarla ilişkilerimiz nicedir doğal yörüngelerinin dışında, ekranlara yansıyan görsel girdiler olarak seyretmekteler. Ne zaman, nerede, kiminle ne yaptığımızı, ne yiyip içtiğimizi kaydeden, bizi bizden iyi tanıma işini babasının hayrına yapmayan algoritmacıların insafına kalmış durumdayız. Sanal dünyayla ilişkimiz ne kadar sıkı ise, bağımlılığa, yalnızlığa, depresyona ve dünyamıza yabancılaşmaya o denli meyilli hale gelmekteyiz.

Bu kırılgan ruh halinden çıkmak, stresten ve karmaşadan kaçmak için sanal dünya ile ilişkimizi azaltmak yerine, algoritmaların önümüze koyduğu ve semptomları kısa süreliğine yok edecek uygulamalara yatırım yapıyoruz.

Daha basitçe anlatayım: Güzel vaatlerle sizi dört duvar arasına koyuyorlar. Bir süre sonra bu dört duvar sağlığınızı bozuyor. O zaman size şunu söylüyorlar: “Ah, sen çok gerilmişsin. Gel sana nefes terapisi uygulayalım, iyi gelecek. Düzenli meditasyon yapalım, içine dönelim, çakralarını açalım… Sen önemlisin. Kendini düşünmelisin.” Anlayacağınız, duvarın gerekliliğini sorgulayıp belki de duvarı yıkmak için örgütlenmeniz gerekirken (uzun, zor ama kalıcı çözüm) siz kendinizi nefes terapilerine, mindfullness eğitimlerine veriyorsunuz (kısa, kolay ama geçici çözüm). Bir süreliğine işe yarıyor. Sonra, etkisi geçince, bir sonraki mindfullness atölyesini iple çekmeye başlıyorsunuz.

“Mindfullness” eğitimlerinin, işten çıkarılacak personelin habere uyum sağlaması için patron tarafından sağlanan bir “kıyak” olarak personele sunulduğunu da biliyor muydunuz?

“Etik ve bağlamsal özelliklerinden koparılmış Budizm, eleştirel düşünme, direnme ve özgürleşme şansımızı elimizden alıyor.”

Bu tip uygulamalar Budizm dinini temel alır. Bir başka bakış açısıyla “laik terapötik” uygulamalardır. Sosyolog Slavoj Žižek, Budizm uygulamalarının tüketimci toplum için mükemmel bir araç olduğunu ilk fark edenlerden olmuş: Bağlamından sıyrılmış bir inanç sistemi olarak Budizm ya da farkındalık ya da mindfullness (artık adına ne demek isterseniz), sıkıntınıza sebep olan gerçek güç yapılarına (yani sembolik anlamda o dört duvara) müdahale etme isteğinizi önleyerek, bunun yerine kişisel esneme kapasitenize odaklanmanızı istiyor. Yani size “Mevcut kuralları değiştirmeyi düşünme. Ya uyum sağla, ya da yok ol!” deniyor! Etik ve bağlamsal özelliklerinden koparılmış Budizm türevleri, eleştirel düşünme, direnme ve özgürleşme şansımızı da elimizden alıyor.

Peki, ben bunları niye Alternatif Anne’de anlatıyorum? Ne ilgisi var bunların çocuklarımızla?

Anne ve babaların kendilerine iyi geleni yapmalarından yanayım. Ancak bize iyi gelenin çocuğumuza da iyi gelen olduğu fikrini peşinen kabullenmenin, çocuğun sağlığını tehlikeye attığını düşünüyorum.

Okulda zorbalık mağduru olan çocuğa nefes egzersizi yaptırmak, kolaya kaçmaktır. Geçici çözüm sağlar ama daha çok hasta eder. Yapılması gereken okulla mücadele etmektir ve evet, bu zordur! Ama çocuğun sağlığını koruyacak olan tam da budur.

Ailesi tarafından duygusal istismara maruz bırakılan çocuğa esnek düşünmenin temenni edilmesine de karşıyım. Bu da geçici olarak işe yarar ama uzun vadede çocuğu daha çok hasta eder. Yapılması gereken ailenin tutum değiştirmesidir ve evet, bu stresli bir iştir.

“Bize iyi gelenin çocuğumuza da iyi gelen olduğu fikrini peşinen kabullenmenin, çocuğun sağlığını tehlikeye attığını düşünüyorum.”

Çocuğun üzerinden alınabilecek bir baskıyı azaltmaya çalışmak yerine çözümün “içimizde” olduğunu söylemek çocuğa haksızlık, hatta bir istismar türü olabileceğini düşünebiliriz. Ve her ne kadar bu pratiklerden fayda sağlarsak sağlayalım, umutmamalıyız ki çözüm bazen de içimizde değil, dışımızdadır.
Çözülmek için ise hala desteğimizi beklemektedir…

Yazıya ilham olan kaynak: McMindfulness: Buddhism as sold to you by neoliberals

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız