Otizm psikoloji

Hayatı renkleriyle kabul etmek

Kalabalık bir restoran. İnsanlar, kahkahalar, çatal bıçak sesleri... Ve bir aile, sanki sınırları çizilmiş, ayrı bir ada gibi, orada duruyor...

Şehrin en işlek yerlerinden birinde,kendime yemek ısmarlamak için kalabalık bir mekandayım. Kafa tatilindeyim bir nevi, bir kadeh şarapla kendimi şımartmaya karar verdim. Oturduktan sonra ilerideki masalardan birinde oturan bir çocuk ve ailesi gözüme çarpıyor. 8-10 yaşlarındaki, serebral palsili kız çocuğu arabasında, annesi, babası ve ablası masada oturuyorlar.

Birden tüm odağım onlar oluyor. Ailecek yenen o yemek, çok şey anlatan, içinde çok şey barındıran bir manzara. Çevredeki insanlarla, sohbet, muhabbet, kahkaha, çatal bıçak sesleri, yani hayata dair sesler havada yankılanıyor. O aile ise sanki sınırları çizilmiş, ayrı bir ada gibi herkesin ortasında duruyor.

O sırada yemeğim geldi ama gördüğüm dokunaklı tablodan kendimi alamıyorum. Özel ihtiyaçları olan çocuğu olan aileleler tablosu bu. Gayet iyi biliyorum ben bu tabloyu, yaşadım ve yaşıyorum. O tabloda insanlar önüne bakar, çevresi ile göz teması kurmaz. Odağında en başta çocuğu, diğer aile bireyleri ve önünde ne varsa odur. Etrafındaki insanların onlara bakışından kaçış vardır o tabloda.  Ne acıdır ki, farklı gelişen bireylere ne yapacağını bilemeyen bazı gözler, uzaylı görmüş gibi bakar. Merhamet, şefkat, sevgi dolu bakmak yerine, şaşırma, acıma, veya  cehalet dolu rahatsız olma bakışı özel ihtiyaçları olan aileleri ta derinden yaralar.

Çok yaşadım ben bu duyguyu, çocuğumun durumuyla ilgili herhangi bir  rahatsız olma bakışı, adeta kalbime bıçak gibi girerdi. Canevimden vururdu beni, sağlam durmak gerek diyerek yıllar içinde bununla yaşamayı öğrendim.

O aileye geri dönersek, yoğun empati duygularımla, onları  o hali bana çok dokunuyor. Gözlerimden yaşlar, yemeğime damlıyor, makarnam artık gözyaşı soslu. Anne ,şefkatle okşayarak,  arabadaki kızına yemeğini yediriyor. Onun evladına olan sevgisini hissedebiliyorum. O ailenin bakışlarındaki özel hali  14-15 yaşlarındaki ablaya da geçmiş,o da etrafına bakmıyor, adeta dünya o 4 kişiden müteşekkil. Odağım onlar ya, yüzleri ve ifadeleri adeta beynime kazınıyor.

Masalarına gidip hepsini selamlamak,verdikleri  mücadeleden dolayı oları tebrik etmek, annenin yanaklarından öpmek, babaya ise annenin elini hiç bırakmamasını söylemek geçiyor. Evet hayat adil değil, hayat sınavlarla dolu, kimisinin ki çok ağır, ama herkesin yaşama hakkı ,ve  hayattan keyif almaya hakkı var. Bunu kimse, kimsenin elinden alamaz, ve bakışlarla  insanı bir yere öteleyemez.

Bu yazım, sorunu ne olursa olsun, özel ihtiyaçları olan çocuk, genç, yaşlı bireyli ailelere olsun. Kaldırın gözlerinizi , bakın hayata. Size ters bakanların gözlerinin içine siz bakın, onlar kaçırsın bakışlarını. Kim ne derse desin, kim ne düşünürse düşünsün içimizdeki rengi, içimizdeki coşkuyu kimse çalamaz, o bizim, bizim yalnız.

Özlem Keskin

1974 Ankara doğumlu. 1996 yılında Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu, ardından Marmara Üniversitesi'nde Pedagojik Formasyon Eğitimini tamamladı. Üniversite bitimiyle iş hayatına Dış Ticaret alanında başladı. Bir süre özel okullarda İngilizce Öğretmenliği de yaptı. Sonrasında İsviçre Cenevre'de yaşadı. Kızının doğumuyla Türkiyeye döndü. Doğumdan sonraki aylarda Çocuk Doktorunun sultani tembel olarak nitelendirdiği bebeğinin aslında gelişiminde özel durum olduğunu öğrendi. Erken yaşta terapilere başlandı. Bu esnada İstanbul -Hong Kong ekseninde ve seyahatlerle dolu işini devam ettirdi. Kızının ilkokula başlamasıyla işinden ayrılarak , onun eğitimine odaklandı. Eğitim, özel eğitim, beyin, nörobilim , spiritüel alanlar ve çocuklarla ilgili her konuyla ilgilenmektedir.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız