Dünyadan Esintiler Gündem Kategorisiz Yeni Doğan

Ebeveynlerin sizin düşündüğünüzden daha bitkin olmalarının sebepleri

Ebeveyn olmadan önce bir daha düşünmenizi gerektiren sebepler. Bunlara var mısınız?

tired-parents-featured-720x547Yeni doğanın ilk zamanlarında evde yeni düzen kurulurken, ebeveynin yorgunluğu oldukça makul görünür. Zamanla bebeğin uykusu, yemesi ile ilgili sorular artmaya başlar, artık düzen oturmaya başlamalıdır. Ve bu sorulara evet yanıtı verebilseler kendilerini “yeterli” yetişkinler olarak değerlendirebileceklerini düşünür yeni ebeveynler. Fakat tüm ebeveynler bilir ki hiç de böyle değildir. Bildiğim ve hatta bilimsel olarak da emin olduğum tek gerçek, bir ebeveyn bir daha asla “tamamıyla yeterli bir insan” olduğunu hissedemez. Ya da “tamamıyla yeterli”nin tanımını değiştirmek gerekebilir, ve bu tanım bu noktadan sonra kesinlikle “işini bitirdikten sonra rahatlamış” anlamını içermez. İşte şimdi size bunun nedenlerini anlatacağım:

Ebeveynler asla tüm gece boyunca uyumazlar. Asla. Bir ebeveyn için tüm gece boyunca uyumanın manası en fazla 2-3 saat boyunca deliksiz uyumaktır. Bebekler ilk önce uykunuzu elinizden alırlar, ebeveyn olmaya karar vermeden önce uykudan vazgeçmeyi göze almanız gerektiğini bilin. Önceleri panikle uyanılır ancak henüz uyanmamış olan yenidoğan kontrol edilir, bir kez adrenalin vücuda nüfuz etti mi, tüm kötü senaryolar akla gelmeye başlar. Mışıl mışıl uyuyan bebeği 10 dakikada bir kontrol etmeye, üstünü örtmeye, yan çevirmeye başladığınızda bir süre sonra uyanacağını aklınızdan çıkarmayın. O uyandığında ise iki seçenek vardır; ya artık bebeğiniz de size katılacak ve sabaha kadar uyumayacak, ya da siz bu yaşadığınız adrenalin zerkiyle sabahı edeceksiniz. Çocuk büyüdükçe, ebeveynler çocuklarının uyandığına dair gaipten sesler duyarlar. Sonunda çocuklar gece uykusunun bölünebileceğini öğrenirler ve gece yarısı uyanan çocuk artık kalkıp ebeveynlerin yatağına gelmeyi başlar Tabii işler bununla kalmaz, yatağa geldiğinde çişini kaçırabilir, sonrasında ise herkes uyanır, “Yeni çarşaf getir!” çığlıkları havada uçuşur. Çocuklar daha da büyüyüp ergenliğe ulaştıklarında, ebeveynler hala panik içinde uyanabilir, evden gizlice çıktıklarına ilişkin şüpheler duyabilir. Üniversiteye gitmeye başladıklarında ise yurda dönüp dönmedikleri, birilerinin içkilerine ilaç karıştırıp karıştırmadığını ya da bir hendeğe düşüp düşmediklerini merak edebiliriz. Ve çocuklar işe girdiğinde ve ebeveynler yaşlandığında uyku döngüleri değişecektir, artık yaşlılıktan uyuyamayacaklardır. Bu konu sadece bu kadar!

Ebeveynlerin boş vakti yoktur. Geçenlerde kuzenimin telefonunu rehbere kaydetmeye çalışıyorum – değişen numarasını mesaj attı ve ben de bu yeni numarayı kaydedeceğim. Kaydedemeyeceğimi kabul etmeden önce 8 (yanlış değil sekiz) defa denedim ancak çocuklar devamlı çevremdeydi, kollarıma çarpıyorlar, ekrana dokunuyorlardı. Bir numarayı telefona kaydetmek için zaman bulamadığınızı bir başkasına açıklamak çok zordur, ve bunun gerçekliğini sadece yaşayan bilir. Sadece banyodayken biraz yalnız kalabilirsiniz. Bazen ebeveynler tuvalete gitmeleri gerektiğinde çok heyecanlanabilirler, zira dünyadan haber alacak kadar yalnız kalabileceklerdir. Ve bazen ebeveynler aslında tuvalete gitmeleri gerekmese bile, gidebilirler, böylece çevrelerinde olup bitenden başka konulara da aşina olabilirler. Tabii ki eğer çocukları banyodan uzak tutmakla görevli olan yetişkin değillerse (her zaman ebeveynlerden biri, diğeri tuvaletteyken, çocukları tutmalıdır). Sonuçta tuvalette bile onlardan kaçamazsınız.

Ebeveynlerin izin günü yoktur. İnsanların ebeveyn olmadıklarında zamanlarını dolduracakları ve enerjilerini harcayacakları milyonlarca şey vardır. Herkes tükenmişlik hissi yaşayabilir. Bazen hasta olabilir ve rapor alabilirsiniz. Ve bir gün dinlenirseniz, tüm bunlar geçebilir. Peki ebeveynseniz? Hasta olmak olabilecek en kötü şeydir, çünkü hasta olamazsınız. En azından hasta olsanız da hastaymış gibi yapamazsınız. Halen yemek hazırlamanız gereken küçük insanlar etraftadır ve hatta okul için o çamaşırlar yıkanmak zorundadır ve en önemlisi çocuklar ilgi beklemektedir. Ebeveynler çoğunlukla hastalığın yakınlarında gezinirler, ve hiçbir zaman tamamen iyileşme fırsatı bulamazlar.Çoğunlukla çocuklarımızı okuldan getirdikleri mikroplar için suçlarız ama gerçek şu ki bizler kendini iyileştiremeyen hastalıklı kokular yayan bedenleriz.

Ebeveynlerin beyinleri aşırı yüklenmiştir. Asla bitmeyen gevezeliklerle doludur. Etrafta birileri devamlı “Anne, anne, anne, anneciğim” diyerek ve birşeyleri parmakla gösterip ya da sadece elinde dolaştırırken “bu ne?” sorusunu sorar. Ve verilen cevap ne olursa olsun bitmeyen “Niçin?” soruları uçuşmaktadır. Bu arada bitmeyen şarkı talepleri ve “Anne bir hikaye anlatsana”lar bitmez. Ve hatta o kırmızı kulplu suluk elinde olsa bile “anne ben şu saplı suluğu istiyorummmmm” diye bir ses duyabilirsiniz. Bir sürü mahsusçuktan telefon konuşması yapabilir ve hatta kirli çoraplarla kukla oynatabilirsiniz. Tüm bunlar tek başına kötü değildir ve hatta sıklıkla eğlendiricidir. Buradaki esas nokta hiç bitmeyen bir işitsel saldırı ve bunlara verilmesi gereken cevaplar silsilesinin yoruculuğudur. Çocuklar büyüdükçe, bu rahatsız edici kelime kalabalıklığı azalsa da söylem eskisi kadar şirin olmaz, ve konuların çözümü ya da karşılanması daha da zorlaşır. Çocuğun bebekliği geçse de, ebeveynin beyninin aşırı yükü azalmaz.

Bazen gece 2’ye kadar karı-koca televizyon izleyebilirler. Çünkü bazen eşinizle vakit geçirmek hoştur. Salondaki koltukta uzanıp, marketten alınmış bir kadeh ucuz şarapla, eşinizle tek kelime konuşmadan uzanmak, Mexico’da bir plajda, elinde margarita ile güneşin batışını seyretmek kadar harika olabilir. Ki ebeveynseniz bununla yetinirsiniz. Bu sessiz ve sakin ve gençleştirici bir etkiye sahiptir. Ve evliliğin sürdürülebilir olması için yaşamsal bir gerekliliktir. Bir gece uykudan feragat etmeye değer, yoksa çocuklar liseden mezun oluncaya kadar boşanmanın getireceği fazladan maliyetler söz konusu olabilir. Ki henüz çocukların üniversite masrafları olduğunu unutmayalım.

Ebeveynlik fiziksel güç gerekir. Tabii ki burada hamileliğin bedeninize yaptıklarından bahsetmeyeceğim, ben burada sadece ebeveynlikten söz ediyorum. Yırtık ya da yırtılabilecek kornealar için endişelenirsiniz. Bu endişe o minik ellerin çırpınmaya başladığı ilk gün başlar ve sonsuza dek sürer. İlk yıllar için bir kolunda 14 kg diğer kolunda 9 kg yükle rahatlıkla etrafta dolaşabilir. Bunlar her an yere bırakılabilecek un çuvalları değillerdir, size sarılırlar, eğilirler, birbirlerine sataşırlar veya dans edebilirler. Sıradan bir zaman diliminde Caillou izleyen küçük canavarların bir anda süper kahramanlara dönüşüp, bir kanepeden oturma odasının zemininde şnav çekmekte olan ebeveynlerinin sırtına atlamaları çok olağandır. Ebeveyn olup korneayı çizdirmemek veya bel fıtığı riski yaşamamak mümkün değildir.

Tüm anneler temizlik sever. İşe geç kaldığım ve koşturduğum bir gün, bebeği beşiğinden aldığımda gece kustuğunu farkettim. Saçı kaskatıydı ve kötü kokuyordu. Hemen küvetini doldurdum, banyo yaptırdım, giysilerini giydirdim ve arabaya bindik. Bu hummalı ev ve beden temizliği akıllara durgunluk verircesine bitmek bilmez. Tabii ki herkes evini temizler, ancak çocuk sahibi insanların evi çok daha fazla temizlemeleri gerekir. Topla, kaldır, düzenle, kıyafetleri topla. Katla, oyuncakları topla. Rulodan çıkmış tuvalet kağıdını sar. Tabakları, su içilmiş bardakları makineye yerleştir. Kirli çamaşırlar –ki hiçbiri az kirli sayılmaz, yemek dökülmüş giysiler, ter ve çiş kokan kıyafetleri yıka. Oyuncaklar ve özellikle küçük parçalara dikkat et, koltuğun arasında olabilir ya da ayağa kolayca batabilir. Çocuklar büyüdükçe eşyaları da büyür. Ergenler küçük çocuklardan daha fazla alanı kaplarlar, bu da daha fazla toz, daha fazla bedensel koku, daha fazla banyo ve dağınıklık demektir.

Endişeyi bedenlerine giyerler. Bir çok sabah yüzlerinde yeni kırışıklıklar ve saçlarında ansızın ortaya çıkmış beyazları farkederler. Anne olduktan bir hafta sonra saçlarımı taramayı bıraktım. Kızım bedenimden ayrıldıktan sonra, gözaltı torbalarım ve kırışıklıklarım ansızın artmaya başladı. Bunun sebebi sadece yorgunluk değildi, endişelerim de artmıştı. Bazı endişeleri kafamdan atmak mümkün olmuyordu. Ani bebek ölümü sendromu gibi. Büyüdükçe merdivenlerden düşme olasılığı, deterjanları kafaya dikme olasılığı, masanın kenarına kafalarını/gözlerini çarpma olasılığı vb. yüzlerce düşünce kafamda dönüp duruyordu. Çocukların serseri olup olmayacakları, gece eve geç gelip gelmeyecekleri, yanlış arkadaşlıklar kurup kurmayacakları, doğru insanla evlenip evlenmeyecekleri gibi endişelerle devam etti bu durum. Bir ebeveynin küçük savunmasız hücreleri bunca stres altında ezilir.

Ebeveynler bazen bulundukları yere uzanabilecek kadar yorgundurlar, hatta yüzlerini halıya kapayıp, sessiz kalmak isteyebilirler. Artık bunu neden yapmak isteyecekleri hakkında bir fikriniz var.

Not: Yorgun olsalar da mutludurlar, sadece gülümsemek için çok yorgundurlar.

Bu yazı 10/03/2016 tarihinde http://www.huffingtonpost.com/christine-skoutelas/this-is-why-parents-are-more-exhausted-than-you-think-they-should-be_b_9422780.html sitesinde yayımlanmıştır. Yazar: Christine Skoutelas –Bloger / A Morning Grouch

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Cocuklarim dogdugundan beri okuyan, arastiran, onlarin gelisimi icin elinden geleni yapmaya calisan biri olsam da ben de son zamanlarda sıkça bu duyguları yaşar oldum. Bazen tukenmislik sendromu yaşadığımı bile düşünüyorum. Hiçbir şey yapmadan sessizlik içinde boş boş tv başında oturasim bile geliyor. Insaniz, herşey insan için. Bu duyguları hissetmek de çok normal, suç da değil bence. Belki de yeniden toparlanıp yeni bir başlangıç için iyi bile gelebilir. En ufak oğlum için 1 yıl ücretsiz izin aldım. I kizlere ogrettigim herşeyi ona da öğretme süreci başladı, gerçekten 4 yıldır canla basla verdiğim bu savaşın suanki dönemi yukarda yazılanları yaşıyorum ara ara. Ama sonra kendimi telkin edip yeniden başlıyorum. Çünkü ben bir anneyim.