Down Sendromu Tiyatro

Dünyada bir ilk: Down sendromlu bir tiyatrocu, "normal" bir insanı oynuyor

Down sendromlu olarak doğuyor, sene 1988. Doktorlar beş yaş zekasını ve fiziğini geçemez diyorlar, aileye karamsar bir tablo çiziyorlar. Sene 2011, çocuk Türkiye’de değil, dünyada bir ilki gerçekleştiriyor. İlk  defa tiyatro sahnesinde down sendromlu bir çocuk, normal bir çocuğu oynuyor.

 

Evet sinemada çok örnekleri var, down sendromlu çocuklar yine kendilerini oynuyorlar ya da amatör tiyatro oyunları var, bu çocukların kendilerini oynadığı. Ama bu oyun ilk ve çok özel, çünkü Tan bu oyunda normal bir insanın bile çok zorlanacağı rolü ustalıkla oynuyor hem de harika bir performansla. Oyunu, Tan’ın rolünü, ortamı anlatmadan önce biraz onu tanımak istersiniz belki.

 

Tan Aytıs, 1988 doğumlu yani 23 yaşında. O zamanlar bugünkü gibi teknoloji, modern yaklaşımlar, araştırma yok Türkiye’de; şimdi anne karnında her şey öğreniliyor(!) neredeyse, ama annesi Tan’a hamileyken bu testlerin, araştırmaların hiçbiri yok. Tan doğar doğmaz ailesine down sendromlu olduğu söyleniyor ama aile bunu kabul etmek istemiyor. Tabii o günleri çok zor bir süreç olarak anlatıyor annesi. Bu hiç beklemediğimiz bir haberdi diye de ekliyor. Doktorlar gerek zeka olarak gerek fizik olarak 5 yaşındaki çocuğu geçemez diyorlar Tan için. Bugün Tan son derece yapılı, sosyal, özgüveni yüksek, kendini ifade etmeyi bırakın, tiyatro sahnesinde adeta bir dev. Tan’ın durumu Mozaik Down Sendromu denilen türde yani aşama olarak daha eğitilebilen, sosyalleşebilen bir seviye. Bunun için anne babanın azmi, inancı, emeği ve umut dolu mücadeleleri yadsınamaz. Tan, iki yaşındayken bireysel eğitime başlıyorlar ve bu sırada kendileriyle benzer olan aileler ve DS çocuklarla tanışıyorlar, birbirleriyle paylaşımlarda bulunarak bir dernek kuruyorlar ve daha sonra iyice büyüyerek bir vakıf oluyorlar. İZEV, İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı. Burası Milli Eğitime bağlı bir vakıf ve ilköğretime eş değer diploma veriyor, özel eğitime tabi tutulan çocuklara sadece. Tan bugün ilköğretim diplomalı bir DS aynı zamanda. Tüm bunları gerçekleştirirken Tan ve ailesi hiçbir zaman sosyal ortamlardan uzaklaşmıyor, onu her yere götürüyorlar, hani saklama, gizleme olayı asla onlar için geçerli olmuyor.

Tan, İZEV’e devam ederken aynı zamanda tiyatro eleştirmeni olan hocası Yaşam Kaya ile çok fazla sayıda tiyatro oyununda arkadaşlarıyla oynamış hala da hafta sonları oynuyorlar. Ama sadece ailelere, yakın dostlara oynanan, çok basite indirgenmiş oyunlar bunlar. Tan’ın Yaşam Hoca’sının bu çalışmalar için danışmanlık aldığı Devlet Tiyatroları sanatçısı Öykü Başar , ben Tan ile bir oyunda ikili oynamak istiyorum der. Aile çok heyecanlanır ama aynı zamanda da tedirgindir. Bu diğer oyunlara benzemez çünkü, normal bir çocuğu oynayacaktır Tan sahnede, hem de bir Devlet Sanatçısı ile. Cihan Sağlam 2011 mart ayında oyunun yazımını tamamlar, Tan ve ailesinin karşısına çıkar. Önce anne metni okur ve çok zor bulur. Tan ise kendine güvenir ve şu cümleyi söyler: ‘BEN ALTINDAN GİRER, ÜSTÜNDEN ÇIKAR YAPARIM BU İŞİ ‘ der. 2011 Mayıs ayı başında NEVERLAND adlı oyun sergilenmeye başlamıştır. Anne ilk oyunda hiçbir şey izlememiştir heyecandan; kalbi Tan’ın kalbinde atmaktadır, o an yaşamamaktadır. İkinci oyun, üçüncü oyun derken bir sezon tamamlanmıştır bile. Tan sahnede adeta gürlemektedir.

 

‘Belirsiz bir zaman ve mekan. Toplum, damgalılar ve damgasızlar olmak üzere ikiye ayrılmış. Yönetim damgasızların elinde.Bir ev, anne ve baba. Hayalci bir kardeş ve büyümek isteyen sorunlu bir abla. İç savaş. Toplama kampları. Hareket halindeki içi asker dolu bir kamyon.Soykırım. Bir bodrum kat,anne çocukları oraya saklamış. Bodrum soğuk ve pis kokulu. Fareler ve ensenize damlayan su damlaları. ‘

Neverland hayal ile gerçek dünya arasında bir köprü kuruyor ve yalnızlaşmamıza, yozlaşmamıza, yok oluşumuza bir evin bodrumundan bakmamızı sağlıyor. Biraz şiddet içeriyor, fazlasıyla tedirgin oluyor, ürküyorsunuz oyun sırasında. Oyunun alışageldiğimiz sahne düzeninden farklı olarak sergilenmesi, oyuncularla yakın temas da sizi fazlasıyla içine çekiyor. Şiddet içermesi açısından çocukla gidilmesi çok doğru değil ama bir yetişkin olarak bunlarla yüz yüze gelerek, Tan’ ı izleyerek yaşadığınız 50 dakika sizi bambaşka bir yerlere götürüyor…

 

Zeka olarak 5 yaşını geçemez diye belki de bir hayatı karartan sözlerin yalan olduğunu görüyorsunuz, DS olan bir çocuğun oyun sırasındaki mimiklerini, kendinden emin ve güvenli duruşunu izlerken kendinizi, çevrenizi düşünüyorsunuz ve asıl başarının ne olduğunu ne olmadığını sorguluyorsunuz bir yandan. Her imkana sahip, her türlü sağlık engelini aşmış, maddi manevi her yönden tatmin olmuş biri olarak elde edilen başarı mıdır gerçek olan yoksa, her türlü engele , fiziksel olarak karşılaşılan sorunlara , umutsuz bakan gözlere rağmen elde edilen midir? Tan’ın annesine 23 yaşındaki oğlunuza baktığınızda ne hissediyorsunuz şu an içinizden ne geçiyor dediğimde gözleri ıslanarak şu yanıtı verdi bana:’ İYİ Kİ BÖYLE DOĞMUŞ, BİZİ ÇOK EĞİTTİ, YAŞAMA OLAYLARA BAKIŞ AÇIMIZI DEĞİŞTİRDİ. ONUNLA GURUR DUYUYORUM.’

 

Tan tüm zihinsel engelli çocuklar, onların aileleri ve topluma örnek olmalı. Olmaz, yapamaz, imkansız,mümkün değil denilen her şeyin belki de yapılabilir olduğunu gösteren ve yapıldığını da bizzat sergileyen bir genç çünkü o. Pamuk gibi bir kalbi, ona sorduğum bir soruyu anlamayıp bana ne demek istediğimi soracak kadar özgüveni, oyuna gelen herkese güler yüz gösterecek kadar insanlığı, anne ve babasına duyduğu sevgiyi gösterebilen çocuk tarafı ile örnek bir insan. ‘Hayat karşılaştığınız fırtınalar ile değil, gemiyi limana getirip getirmediğiniz ile ilgilenir’. Tan ve ailesi fırtınayı yaşamış, ama o fırtınanın yönünü çok güzel değiştirmiş bir aile. Fırtınayı yaşamadan kasırgalar yaratıp, içinde kaybolan tüm ailelere ışık ve umut olsun AYTIS ailesi.

 

NEVERLAND, The Club adlı mekanda pazartesi günleri saat 21:00 de sergilenmektedir.

Asmalımescit mah. Yemenici Abdüllatif sok. Hoş Apt. K:1 Beyoğlu

0212.251.34.57 0537.461.79.75

Banu Özkan Tozluyurt

İktisat Fakültesinde okudu ama sayılarla arası hiç iyi olmadı. Konuşmayı seviyordu, eğitimci oldu, çok sayıda şirkete eğitim verip danışmanlık yapıyor. Dinlemeyi çok seviyordu, kişisel gelişim uzmanı oldu, koçluk yapıyor. Ama en çok yazmayı seviyordu, önce blogger oldu; seyahate, yemeğe, hobiye, çocuğa kısacası yaşama dair herşeyi yedi yıldır yazıyor.Sonra yazar oldu ‘HAYAT ÇOCUKLA GÜZEL’ adlı kitabı yazdı, kızıyla yaptıkları aktiviteleri hikaye şeklinde anlatan. Sosyal medya tutkunu,çok okur çok yazar çok konuşur ama en çok da dinler. Ailesi en kıymetlileridir.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız