Gülüş'ün Köşesi Müzik

Dondurmadan bile güzel…

mert-deniz-ileÇocuk da, kariyer de, sanat da, birlikte olmuyor, en azından benim için. Üzülmeden ama çok da istemeden arkamda bıraktığım bir müzisyen kimliğim var.

İki günlüğüne çocuklarla Bozburun’dayız. Aperitif Cafe’de yemek yerken arkamızda canlı müzik yapan bir gitarist var. Bülent Ortaçgil’in “Benimle Oynar Mısın?” parçasını çalıyor. Şarkıyı dinlerken başımı yola çeviriyorum ki, ne göreyim, bisiklet üzerinde giden bir Bülent Ortaçgil! “Benzettim herhalde” diye düşünürken onay geliyor, gerçekten kendisiymiş, burada yaşıyormuş! İnsanın önünden geçtiği restoranda kendi şarkısının yorumlanıyor olması, dahası sanatçının bunu dönüp bakmayacak kadar normal karşılaması nasıl uçuk bir durumdur, düşünüyorum.

Sonra gitarist, Mert Deniz, yanımıza geliyor, bize istediğimiz bir şarkı olup olmadığını soruyor. Kendisine duru bir gitar tonu ve insanı hiç yormayan yumuşak bir sesi olduğunu söylüyorum gülümseyerek. Dedemiz hemen Mert’e benim de müzisyen olduğumu bildiriyor. Bunun üzerine Mert, şarkı repertuarını önüme koyuyor ve bir parça seslendirmemi istiyor. 5 yıldır şarkı söylemediğimi söylesem de, bu kez başta oğlum olmak üzere umumi baskı üzerine (kendim istediysem ne olayım!) bir parça seçmek zorunda kalıyorum. Şarkıyı albüme koyacak değilim ya, aamaaan, diyorum, söyleyivereyim gitsin, bir cesaret.

bettyween
Betty Ween, 2007

Çocuksuz bir şarkıcı olmak ile iki çocuklu şarkıcı olmak arasında korkunç bir fark varmış! Şarkı sözleri üzerinde çalışmak için beş dakikam var, onu da iki satırda bir “Önüne bak araba geliyor”; “Ne oldu düştün mü? Çok mu acıdı?” gibi yorumlar yaparak başarıyorum, sonra kaldığım yeri ve perdeyi hatırlayıp provaya devam ederek! Kafenin yanındaki çocuk parkında elimde şarkı sözleriyle dört döndükten sonra çocukların elinden tutarak kafeye dönüyorum. Assolist girişi!

“Killing Me Softly”. Sesim titremiyor ama kâğıt tutan elim Parkinsonlu gibi maazallah! Yine de tatlı yaz gecesini, neredeyse unuttuğum sesimle deldiğimi hissediyorum, ne güzelmiş müzik yapmak! İkinci nakarattan sonra kızım ayaklarıma sarılıyor, elbisemi çekiştirmeye başlıyor, ne yapsam, tepki versem mi yoksa göz teması kurmasam mı, derken bitiriyorum şarkıyı. Mahçup mahçup teşekkür ediyorum daveti yapan arkadaşıma ve birkaç kişinin övgü sözlerini kabul ettikten sonra oturuyorum yerime…

Sonra hayatım boyunca hatırlayacağım övgüleri duyuyorum:
Oğlum (8,5 yaş): “Anne, gözlerimden sular geldi, o kadar güzel söyledin ki! Valla bak, gözlerime baksana!”
Kızım (3,5 yaş): “Anneee, sen çok güzel şarkı söyledin, ben de dans ettim!”

İnsanın çocuklarından böyle şeyler duyması da ne güzel oluyormuş! Hadi o zaman diyorum, bunun şerefine birer top dondurma alalım! Limon Bahçesi’ne gidiyoruz. Bozburun’un taptaze, mis gibi dondurma yapan ablasına (aklınızda bulunsun). Dondurmaları keyifle yalarken son bombayı patlatıyor oğlum: “Anne, bu dondurma güzel ama, senin sesin dondurmadan bile güzel!”

Bu övgünün ardından hızımı alamayıp, ertesi gece daha çok şarkı söyledim. Dondurmadan bile güzel anılar edindim. Türkiye’nin buruk gündemi içinde küçük bir soluk…

 

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

3 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız