Çocuk Kültürü Eleştiri Kitap

Doğru çocuk kitabı nasıl olmalı?

Yayın evi editörü uyarıyor: Çocuk kitaplarıyla ilgili cehalet tuzağına düşmeyin!

635898984716177577818102866_booksBir yayınevinde çalışmanın en büyük getirisi okura her anlamda dokunabilmeniz.

Ne istediğinizi biliyorsunuz, neyin satacağını biliyorsunuz, neyin yayınevinin ticaretine zararı olsa da “basarak” birkaç okura ulaşacağının farkına varıyorsunuz, nasıl ve ne zaman kitap okura dokunur; okuduktan sonra mı eline aldığında mı hepsinin farkına varıyorsunuz.

Yayınevinde çalışıyor olmak, sözlü iletişim kadar yazılı iletişimde de “karşı tarafı” iyice tanımayı ya da kendini tanıtabilmeyi sağlıyor. Söz uçuyor ama yazı bir şekilde kalıyor…

Yetişkin kitapları, çocuk kitaplarına göre daha hızlı okura ulaşıyor. Bu yüzden “çocuklara” hep ama hep sonra sıra geliyor. Dosya yayınevine ulaşıyor, yayınevinde hazırlanıyor ve okura ulaşıyor. Bu ulaşım sırasında yolcu alınan ya da indirilen duraklarda “kitap” tamamıyla bir şekil alıyor. Yani ön okuması, son okuması, reklam çalışmaları, baskı adedi, ne zaman yayınlanacağı gibi…

Yetişkin kitaplarında “reklamın” ne yazık ki değişmez Freud kuralları var. Aşk kitabı satar, kadın kitabı satar, içinde cinsellik olan kitap satar…

images

Bu algıyı gelişmekte olan ülkelerde değil çok gelişmiş ülkelerde bile değiştirmek mümkün değil. Savaş ve Barış’ı okumayan ama Grinin Elli Tonu’nu bilen okur sayısının dünya çapında daha fazla olmasının sebebi bundan olabilir. İnsanlar onları eğlendiren, tahrik eden, acıtan şeyleri “bilgi veren, düşündüren şeyler” okumaktan daha çok seviyor.

Öyle ya kaç aile dizi izliyor, kaç aile belgesel açıyor ya da kaçımız önce ekonomi haberlerini okuyor sonra magazine geçiyoruz?

Bu yüzden bazı reklamcılar için “reklam yapmak” kandırmak değil de zaten “kanmış insanı” sevindirmek, eğlendirmek, hatırlatmak olarak atfedilebilinir.

Dünyanın genelini bırakıp ülkemize döndüğümüzde en çok satan yetişkin kitaplarının edebiyat değil de “popüler kültür” koktuğunu fark edebilirsiniz. Sabatahattin Ali halen çok satıyor ama bu durum herhangi bir şarkıcının çıkardığı kitabın okunmasını ya da sosyal medyada takipçisi olan birinin kitap çıkarmasını engellemiyor. Burada yayıncıları mı, yazarı mı yoksa okuru mu eleştirmek gerekiyor, bilemiyorum. Çünkü herkesin bir tercihi ve yer almak istediği yer var. Ama “seçici olmakta” her zaman fayda vardır, diye düşünüyorum.

Yetişkin kitapları bu şekilde ilerlerken, çocuk kitaplarında başka sorunlar başlıyor.

Çocuk kitaplarını, kitapçılarda göremiyorsunuz. Gördükleriniz çok ama çok azı! Çünkü yetişkin kitapları kadar raflarda yer alamıyor. Oysa “ağaç yaşken eğilir” der dururuz…

Boyutlarından, biçimlerinden dolayı da üst üste koyulmuş çocuk kitapları birbirinin içlerinde kayboluyor. Bu durum çok ama çok üzücü. Emek birliği olsa ne güzel ama “var olan kitaplar” bile okura gözükemiyor. Karman çorman oluyor. Ya çocuk kitaplarını takip eden ebeveynler doğru kitaba ulaşabiliyor ya da “kitapçı” o yayınevini seviyorsa, özellikle okura oradan yayınlanan kitapları öneriyor.

İki durumda da öyle büyük bir pazarla boğuşuyorsunuz ki “kitap sektörünün”, “inşaat sektöründen” hiçbir farkı olmadığını “her şeyin” bir sistemde dönmesi gerektiğini, o zaman anlıyorsunuz. Kitapçıların çoğu kitap okumuyor, okuyanlar gerçekten nitelikli ama bir o kadar da az olan insanlar! Diğerleri, maaşlı çalışanlar; mesai bitene kadar dayanıyorlar. Burada elbette, kitapçılara eleman alımının ne kadar etkili(!) yapıldığını görebilirsiniz.

Sorunlar burada da bitmiyor, okullarda “yazar etkinlikleri” yapılıyor. Bazı okullarda halen neden yıllarca aynı kitapların okutulduğunu bilemiyorum, büyük ihtimalle seçen yetkili kişilerin “okumadığını” düşünüyorum. Nasılsa bir şekilde çark dönüyorsa, çocukların neyi nasıl okuduklarının ne önemi var? İşte ekonomi ve eğitimdeki aksaklıkların sonucunda daha kötü bir ekonomi ve eğitim sistemi böyle oluşuyor.

scolding-child-300x200

Öğretmenlerin direttiği temalar oluyor, çocuk kitaplarında. Özellikle “sevgi” olsun çocuk sevgiyi öğrensin! Hayır, hayır “dostlukla” ilgili bir kitap basmalısınız, sonuçta “çocuğun dostluğu” öğrenmesi gerekiyor. Aslında, “sihir ve matematiği birleştirseniz” çocuklar biraz daha matematiği sevse… Sonra bu durum öğretmenlerden çıkıyor, ebeveynlere de bulaşıyor. En sonunda yayınevleri ayakta kalabilmek için bu duruma az ya da çok ayak uydurmak gerektiğini düşünüyor. Ama baktığınız zaman burada “kocaman bir yanlışlık” var. Kültür-sanat kitapları yani okuduğumuz öykülerin, masalların, hikayelerin bizi “eğitmek” gibi bir görevi yok.

Şu an tüm samimiyetimle soruyorum, Orhan Pamuk Nobel Ödülü almış bir yazarımız, kaçımız Kırmızı Saçlı Kadın’ı okuduğumuzda bir konuda eğitildik? Kaçımızın “hayatını, statüsünü, kariyerini” değiştirdi? Ama okurken hayal kurduk değil mi? Düşündük, acaba bu bahsettiği neydi dedik, birinin kuyuya düşmesini zihnimizde canlandırdık… İşte çocuk kitapları da böyle olmalı. Çocuk hayal edebilmeli! Kimi zaman bir canavarla karşılaşmalı, kimi zaman biberon kullanmaya on iki yaşında karar vermeli, kimi zaman da uzaydan üçüncü galaksi olan XYZ ülkesine uçmalı… Diğerlerini eğitim kitaplarından öğrenebilir. En önemlisi, çocuk sevgiyi ailesinde ve çevresinde görmeli; okuduğu kitapta hayal edebilmeli.

Akşam evinde dizi izleyen annelerimizin, çocukları bir şey okurken “iyi de peri diye bir şey yok, o farecik pipo mu içiyor” demesi inanılmaz bir şekilde samimiyetsiz geliyor. Samimiyetsizlik bir yana araştırmadığı, bilmediği, düşünmediği ve en önemlisi dikkat etmediği bir konu hakkında fikir yürütmek: Cehalettir! Cehalet, tüm ışıkları yavaş yavaş söndüren bir canavardır ve çocuk kitaplarında yer alan canavarlardan çok daha korkunçtur!

Önemli olan “çocuğa” kitabı sevdirmekse, başka pencereler ve kapılar hatta evler yaratmaksa, neden peşin hükümlüyüz? Şövalyeleri seviyorsa, ejderhaları seçmesi için niye çocuklarımızı zorluyoruz? Kitap almaya gittiğimizde “onun adına karar vermek” yerine neden birlikte hareket etmiyoruz? Siz, Aşk-ı Memnu’yu izlemek isterken, eşinizin Fenerbahçe maçını izlemek için bastırması ve dizinizi kaçırmak, içinizi rahatsız etmiyor mu? Oflamıyor musunuz? Puflamıyor musunuz? Bir şekilde deşarj olmaya çalışırken, bunalmıyor musunuz?

Çocuklarımızı neden bu kadar çok engelliyoruz, dışarıda gerçekten kocaman bir dünya var! Ve bu gerçeklerden niye kaçırmaya çalışıyoruz? Neden “sizin bile çocukken okuduğunuzda sıkılacağınız” kitapları okutmaya çalışıyorsunuz?

Çocuk kitapları da yetişkin kitapları kadar eğlenmek için vardır. Bir şey öğretmek istiyorsanız,  kitaplardan önce onu sizin anlatmanız gerekir. Hayal kurmayı bilmeyen çocuklar büyüyünce “sevmeyen, keyif almayan, eğlenmeyen” yetişkinler oluyor.

Bilin istedim.

Ahter Önkaya

Marmara Üniversitesi-Gazetecilik Bölümünden mezun…
Uzun zamandır basın-medya sektöründe çalışıyor…
Bir yayınevinde basın ve iletişim uzmanlığı yapıyor…
Yazıyor,karalıyor,yazıyor,karalıyor…

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız