Hamilelik & Doğum Kategorisiz Kitap Röportaj

“Doğal Doğum”un düşündürdükleri

Vaginismus, sezaryen, evde doğum... Bu röportajımız bir çok kaleyi yıkıyor!

12380143_10153686481468649_1413540399_nBu ayki yazımı, “Doğal Doğum” kitabının yazarı Dr. Gülnihal Bülbül ile söyleşime ayırdım. Ben söyleşiden çok keyif aldım. Sizin de okurken aynı keyfi almanız dileğiyle…

Öncelikle yalnızca “doğum” değil, “Kadın Sağlığı” konusuna yaptığınız bu büyük katkıdan dolayı size kutlamak isterim. “Doğum” konusu ile katkınızı sınırlamak istemedim çünkü “Doğal Doğum” isimli kitabınızda kadın sağlığına bütüncül yaklaşımınız beni etkiledi. Kadın sağlığının temelinde yatan sorunların aslında “toplumsal cinsiyet” kavramı ile, kadının cinselliğiyle, toplumun kadına verdiği değerle ilişkilendirmeniz, fark yarattı. Kitabınız, hem uzman sağlık personeli için, hem de anne adayları için bir başucu kitabı niteliğinde. Özellikle benim de bir sağlık personeli olduğumu göz önünde bulundurursak; hem bir ebe-hemşire, hem de bir araştırmacı olarak yıllarca savunduğum noktaların, bir uzman hekimin ağzından duymak çok iyi oldu. Bu kitapta sunulan doğum konusunda kanıta dayalı bilginin, Türkiye’deki uygulamalara entegre edilmesinde önemli bir dönemeç olmasını dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Doğum kliniklerindeki yerleşmiş inançları, yerleşmiş alışkanlıkları, kliniklerdeki pratikleri değiştirmek zor… Özellikle kitabınızda da “doğum algısını” değiştirmenin ilk adım olduğuna vurgu yapıyorsunuz. Bu kitap ile uzman sağlık personelinin doğuma bakış açısını değiştireceğinize inanıyor musunuz? Değişim için bir eylem planınız var mı, nasıl bir yol izleyeceksiniz? Bu yolda size en çok kimlerin ve nelerin yardımcı olacağını düşünüyorsunuz?

Değişim başladı aslında… Kadınların istekleri değişti. Sezaryen konusunda istekleri değişti, artık daha doğal, daha normal doğurmak istiyorlar… Doktorlar da bu doğrultuda, bir ölçüde değişti. Artık “sezaryen” daha az telaffuz edilir oldu. Ancak köklü değişiklikler, zaman alacak değişimlerdir. Bu saydıklarımın dışında, başka parametreler de var. Mesela ülkede uygulanan sağlık politikaları gibi… Bir ülkenin doğum şekline bakarak, o ülkede uygulanan sağlık politikası hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Sağlıkta özelleşmeyi seçen ülkelerde sezaryen oranlarının yüksek olduğunu görüyoruz. Tam tersi örnek olarak, Kuzey Avrupa ülkeleri örnektir. Bu ülkelerde doğumda sunulan sağlık hizmetleri ücretsiz, daha iyi koşullarda doğum imkanları sunuluyor. Bunun sonucu olarak da sezaryen oranları azalıyor. Sağlığın özelleştiği ülkelerde amaç para kazanmaktır. Normal doğum hastaneler için para kazandırmaz. Kadın zaten kendisi doğurur. Ancak sezaryende kullanılan tıbbı gereçler, malzemeler hepsi birer masraftır. Sezaryende doktorun kazandığına ilişkin yanlış bir algı da var. Parayı hastane kazanır. Doktor sezaryende para kazanmaz ama işini kolaylaştırır. 24 saat çalışmak zorunda kalmaz, özel hayatına vakit ayırır, tatilini planlayabilir. Doktorların özel hayatının kalmaması da haksızlıktır. İşte bu noktada ebeler devreye girmelidir. Örneğini verdiğimiz Hollanda, Belçika, Danimarka gibi ülkelerde doğumları bizzat ebeler üstlenir. Doğumda ebelerin kullanılması, ülkenin sağlık sistemi açısından hem daha ekonomiktir, hem de doğumlar normalleşir. Biz de yapılmıyor çünkü sağlıkta özelleşme var. Ebesiz doğum bir kadın için zordur. Mutlaka kadının bir doulası ya da ebesinin olması gerekir. Kadının doğumunda onun yalnızlık duygusunu paylaşacağı, mahremiyetini sağlayacağı, ihtiyaçlarını karşılayacağı bir ebesinin olması gerekir. Biz de maalesef ebesiz doğumlarda kadınların ihtiyaçları karşılanmıyor. Kadın doğum yapmak için ihtiyaçlarını daha çok karşılayabileceğini düşündüğü özel hastanede doğum yapmayı tercih ediyor. Bu da sezaryen oranlarının yükselmesine neden oluyor.

Doğal doğuma hazırlanma konusunda aileye de sorumluluk verilmesi gerektiğini savunuyor ve bedenin hazırlığı konusunda pilates, yoga gibi yöntemleri öneriyorsunuz. Aslında bu konu benimde hamile pilatesi eğitmenliğine başlamamın ve profesyonel eğitimlerimi almamın altında yatan en temel nedendir. Emzirme danışmanlıkları yaptığım ailelerde emzirme ile ilgili sorunların en temeline indiğimde; sezaryenler olduğunu, bunun temelinde de doğal doğuma bedenin hazırlanmamasından kaynaklı sorunların olabildiğini gördüm. Dolayısıyla emzirme sorunlarını önlemede, bedenin doğuma hazırlanması için, en başından başlamak ve hamile pilatesi eğitmeni olarak da onlara destek vermeyi düşündüm. Sizde kitabınızda pilatesin-yoganın gebelik-doğum-lohusalık sürecine faydalarından bahsetmişsiniz. Sizce fizik egzersizin emzirme üzerine en önemli yararı nedir?

Ben gebelikte kadınlara mutlaka hareket etmelerini öneriyorum. Günde 1 saat yürümesini, evde işini gücünü yapmasını, doğuma yaklaştıkça günde en az 50 kez çömelme egzersizini öneriyorum. Sporun sütün salgılanmasına katkısı da var. Prolaktin yani annelik hormonu, sütü sentezleyen hormon, doğumdan önce hızla yükselir. Normal doğum yaptığında sütü de hazırdır. Halbuki sezaryenden sonra sütün gelmesi zaman alır. Sezaryen oranları ile emzirme oranları arasında bir ilişki var. Planlı yapılan sezaryende süt salgısı başlamamış oluyor ve bebeğe doğunca mama başlanıyor. Halbuki ilk gelen ağız sütünde bebeğin bağışıklık sistemi için çok değerli maddeler var. Bu maddeler antibiotik ve aşıdan çok daha değerliler.

Akademisyen bir ebe-hemşire olarakdogal-dogum88f407fefa67aca28aed7dfedca6d6c4 ben de daha Türkiye’de bu konular hiç gündemde değilken, 2009
yılında evde doğumlarla ilgili makaleler yazmıştım. Sizin de evde doğumları savunduğunuzu görünce çok sevindim. Ev doğumların usulüne uygun ve uzman sağlık personelinin desteği ile yapılınca risklerin hastane doğumdaki gibi olduğu, hatta müdahalelerin azaldığını araştırmalar bize söylüyor. Sizce Türkiye’de evde doğumların artması için nasıl bir plan izlemeli?

Bu durum ülkemizdeki sağlık politikalarıyla ilgili. Sağlık otoriteleri bu konuya açık olursa, değişim başlar. Burada en önemli kilit nokta ebelerdir. Gerçek ebelik bununla ilişkilidir. Ebeler için, ev doğumları desteklenmelidir. Ebelerin evde doğumlara sahip çıkmasını çok önemsiyorum. Evde doğumlar, belli koşullar altında olmalıdır.

Doğal doğum oranlarının yüksek olduğu ülkelerin ortak özelliklerini sıraladığınız kitabınızda, “ebelerin güçlü”, “sağlık sosyalizasyonun” olduğu ve kadın haklarının gelişmiş olduğu ülkeler olduğu belirtiliyor. Siz de ülkemizdeki sağlıkta dönüşüm projesiyle birlikte ebenin “yardımcı sağlık personeli” konumuna itilip, doğumhanelerden çıkarılması, sağlık sisteminin özelleşmesiyle birlikte performansa dayalı ücretlendirme, malpraktis gibi pek çok faktörün etkisiyle sezaryen oranlarının yükseldiğine dikkat çekiyorsunuz. Ve en önemlisi kadın sağlığına bütüncül bakış açısıyla yaklaşıp, kadın hakları konusunda, şiddet ve kadının kendi bedeni üzerinde karar vermesindeki baskıların olduğu bir toplumda sadece doğuma ilişkin bir şey konuşmanın bu şartlarda zorlaştığına dikkat çekiyorsunuz. Dr. Gülnihal Bülbül bir sağlık çalışanı olarak hiç şiddete maruz kaldı mı?

Kalmayan yoktur ki… Bir kez yumruklandığımı, birkaç kez tırmıklandığımı, bir tekme yediğimi hatırlıyorum. Sözel şiddete çok fazla maruz kaldım. Doktorlar bu sistemde biraz prestij kaybına da uğradılar. Doktor ile hastayı karşı karşıya getirecek cümleler kuruldu. Sistem öyle bir hale geldi ki, hastanın yatağının altında toz var diye hekim şikayet edilir oldu. Doktorların çalışma koşulları kötü, çok uzun saatler çalışıyorlar, motivasyonları düşüyor. Malpraktis davaları en çok kadın-doğum doktorlarına açılıyor. Artık kimse kadın-doğum uzmanı olmak istemiyor, kontenjanlar boş kalıyor. Nasıl bir noktaya geldik, bu sorgulanmalı.

Bundan on yıl önce doğumdan hemen sonra bebeğin memeye verilmesi hayal iken, bugün doğumhanelerde bu uygulama rutine bindi. Peki epiduralle sezaryen sonrası hemen memeye verme steril ortamın bozulması nedeniyle güç oluyor, bu tür vakalara neler yapılabilir?

Bu aslında oranın iş akışıyla ilgili. Ekip için bebeği annenin göğsüne verirken harcayacağı zamanı yok. Bir doula ya da annenin özel ebesi ile bebek memeye verilebilir. Anestezi uzmanları buna çok alışık değiller ama alışacaklar.

Kitabınızda doğum korkusunun vaginismusla ilişkili olabildiğinden bahsedilmiş. Türkiye’de cinsel sağlık düzeyi ya da cinsel eğitimle ilgili neler düşünüyorsunuz?

O da ayrı bir problem. Türkiye’de en sık görülen cinsel problemlerde vaginismus birinci sırada. Bu oran aslında bize bir şey söylüyor. Benim de bazı gözlemlerinde; kadınların perine bölgesine dokunamadıklarını gördüm. Kadın kendi cinsel organına yabancı. Bir de bizim toplumda şu var; otururken bile; iffetli olmak için, bacaklarını kapatarak oturmak, açmamak, hep kapalı tutmak öğretiliyor. Kadın hep kapatmayı öğrenmiş. Doğum sırasında da gül gibi birden açamıyor. Doğum öncesinde yapmalarını önerdiğim perine masajlarını aslında biraz da bu yüzden öneriyorum. Bedenleriyle, vaginalarıyla tanışsınlar, dokunsunlar, farkında olsunlar diye. Kadın, doğum sırasında vaginasının esneyebileceğini bilmiyor, bu farkındalıkları yok. Esas anahtar bu nokta, farkındalıkları düşük. Perine masajını bu yüzden önemsiyorum.

04.03.2016/Kadıköy-İST

 

 

Doç. Dr. Emzirme Danışmanı ve Pilates Eğitmeni Güliz Onat

1981 İstanbul doğumluyum. Liseden beri, doçentliğe kadar hep hemşirelik okudum. Yüksek lisans ve doktoramı Doğum ve Kadın Sağlığı Hemşireliği alanında yaptım. Nisan 2005'te bu alanda çiçeği burnunda bir doçent oldum. Üniversitede okurken aynı zamanda klinikte de hemşire olarak 5 sene çalıştıktan sonra, İstanbul Üniversitesi hemşirelik ve ebelik bölümünde on sene araştırma görevlisi olarak çalıştım ve ders verdim. Şu anda da bir vakıf üniversitesinde hemşirelik bölüm başkanlığı yapmaktayım. Akademik kimliğim bu şekildedir.

Emzirme danışmanlığı hikayem, bundan beş sene önce bir proje ile başladı. Proje, özel bir sigorta şirketinin doğum yapan poliçe sahiplerine bir promosyon olarak eve hemşire ziyareti göndermesiydi. Projeye “mucizeye dokun” adını vermiştim. Doğumun ve emzirme sanatının bir mucize olmasına atıf yapmak istemiştim. Bu proje kapsamında altı ayda 60'tan fazla ev ziyareti gerçekleştirdim. Aynı zamanda bir “evde hasta bakım şirketi”nin ziyaretçi yenidoğan hemşiresi olarak çalıştım ve bir yılı aşkın sürede 100'e yakın lohusayı evlerinde ziyaret ettim. Böylelikle benim emzirme danışmanlığı hikayem başladı. Piyasadaki çoğu emzirme danışmanı genelde kendi bebeklerini emzirdikten sonra, bu işe merak sararlar ve herhangi bir sağlık personeli ünvanı taşımaksızın bazı kuruluşlardan eğitim alıp, danışmanlık yapmaya başlarlar. Benim öyle olmadı. Bizzat alanda çalıştıktan sonra, annelerin emzirme konusunda ne kadar çok desteğe ihtiyaçları olduğunu anladım ve onlara yardım etmek istedim. Üniversitede hemşire-ebe öğrencilere teorik ve pratik dersler verirken, bir yandan da emzirme danışmanlığı yaparak annelere ve mucizelerine dokunma fırsatı bulmak hoşuma gidiyor.

Doğal doğumun popüler olduğu günümüzde, doğuma yardımcı olacak kasların hazırlanması için bu işin bir ucunda da egzersiz olması gerektiğine inananlardanım. Bu nedenle son yıllarda uğraştığım pilatese hamile pilatesi eğitmenliğini de ekledim. Pilates derslerimi doğum ve gebelik fizyolojisi bilgilerimle birleştirerek, onların mutlu ve keyifli bir doğum deneyimi yaşamalarına katkı sağlamak çok güzel.

www.emzirmedanismanligi.com
www.evdehamilepilatesi.com

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Merhaba,

    Yazınızda bahsedilen ebelerin doğum sürecinde daha etkin olması konusuna kesinlikle katılıyorum. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nde doğum yaptım ve hiç bir ilaç desteği almadım. Hastaneye yatışımın yapıldığı gece 12 den doğum öncesi 1 saate kadar doktorum süreci uzaktan takip etti, yanımda hastane personeli olan ebem vardı. Onun yönlendirmeleri ve desteği sayesinde kızıma her zaman gülümseyerek hatırlayacağım bir pozitif doğum hikayesiyle kavuştum. Hamileliğim süresince yapmış olduğum hamile yogasının da doğum esnasında vücudumu kontrol edebilmede etkisi olduğunu düşünüyorum.

    Benimki gibi doğum hikayelerinin çoğalması ve ülkemizde doğal doğuma gereken önemin verilmesi dileklerimle, hoşçakalın..

  • Harikasınız…Bedeni doğal doğuma hazırlayarak yani yoga ya da pilates yaparak, üzerinize düşen sorumluluğu, doğum ekibinizle paylaşmanız örnek türden bir davranış…Ebeler konusunda zaten bilimsel araştırmalarda ebelerin girdiği doğumların daha az müdahale içerip, annenin yaşadığı doğum memnuniyetini arttırdığını göstermekte. Pozitif doğum hikayalerinin çoğalmasıyla ilgili dileğinize ben de içtenlikle katılıyorum..