Alternatif Baba Kategorisiz

Dileklerimiz siyah-beyaz filmler gibi

Nerede hata yapıyoruz? İşte yazar babadan dobra dobra bir cevap!

child-349694_640Hayat bir mücadeleye dönüştü iyice. Çevreniz, eğitim hayatınız, iş hayatınız ve hatta çok kez kendi kendinizle karşı karşıya geldiğimiz bir mücadeleye ve hatta savaşa. Hani hep söylenir ya, savaşların kazananı olmaz. Peki bu kendimizle karşı karşıya geldiğimiz savaşta ne kaybediyoruz?

Zaman, peki kendimizle dahi savaşacağımız ve bize hiçbir kazancı olmayacak bu savaş noktasına nasıl geldik zamanla? Her birimiz, çocuklarımıza kendi seçimlerini yapması ve bu seçimlerle mutlu olması için elimizden geleni yapıyoruz. Eğitimler, pedagoglar, kitaplar, kurslar, onlar bunlar… Senelerdir yapılır bu, senelerdir aynı söylemler gelir geçer. Her sene engelli haftası kutlanır ama değişen nesiller boyunca engelli sorunları bitmez. Her fırsatta yardım, destek sadakadan bahsedilir ama artarak giden bir yoksulluk vardır. Paylaşımdan bahsedilir, imeceden bahsedilir ama değişen nesillerde bireysellik her geçen gün artmıştır. Bu değişen zaman içerisinde kendinize baktığınızda, farkında olmadan sizler de çocuğunuz için söylemleri değiştirmişsinizdir.

0-2 yaş arasında “amaan çocuk daha” diye başlayan söylemler

2-4 yaş arasında “ama artık abi/abla oldun” döngüsüne

4-7 yaş arasında “böyle yaparsan okulda nasıl başarılı olacaksın” ifadelerinden

gittikçe artarak, net nokta hedeflerine yönelik direktif ve uygulamalara dönmüştür.

Şu an 3-6 yaş aralığında bir çocuğa “Büyüyünce ne olacaksın sen bakalım?” diye bir soru yönlendirdiğinizde birbirinden ilginç cevaplar alacaksınızdır. Aynı çocuğun ailesine “Çocuğunuz büyüyünce ne olsun istersiniz?” çoğunlukla alacağımız cevap “Mutlu olsun yeter” olacaktır. Keşke hep o samimiyette kalsak. Sanat ve yaratıcılık dolu temiz bir dünyada yaşardık.

Peki zaman içesinde nasıl bir süreçten geçiyoruz ki; O küçücük çocuk büyüdüğünde ailesine “Ressam olmak istiyorum” dediğinde bir aile içi facia yaşanıyor, çocuk direniyor ama “böyle mutlu olacağım ben” dediğinde sözlerimizi neden unutuyoruz? Ya da bir çocuğa biz ne yapıyoruz da, kendisine çocukluk hayalin senin şu olmaktı dediğimizde “çok saçma” diyor, ya da bu hayali hiç hatırlamıyor bile! Fakat bu bahsettiğim tüm süreçte, biz anne babalar halen daha çocuğumuz duyarlı, fikirlerini özgürce ifade eden, kendi seçimlerini yapan bizlerin hayallerine itaat eden özgür bireyler olsun istiyoruz.

İşte aslında kendimizle savaşın ilk adımı bu, bir insan çocukluğuyla var olur. Sık kullandığım bir sözdür, mutlu ve başarılı bir yarın için çocuklarınıza mutlu bir geçmiş yaratmalısınız. Çocukluğunu ve kendini unutmuş, hayallerinden uzaklaşmış, yaratıcılığını yitirmiş bir bireyin kendini bulma savaşı başlar.

İşte bu noktada kişiler bencilleşir, ötekileşir, ötekileştirir ve ego yükselmeleri başlar, çünkü kişi bilgiyi yitirmiştir. Herşeyden önce kendi üstündeki bilgiyi. Ve kişiden başlayan toplumsal bozulma başlar. Bunu nasıl tanımlarım derken bir arkadaşımın yaptığı paylaşım tam hislerime tercüman oldu. Özellikle Türkiye ve benzeri ülkelerde daha yoğun olmak üzere sorunun kaynağı somut düşünceden soyut düşünceye geçememiş olmamızdır.

Ergenliğe kadar uzanabilen yaşlara kadar insanoğlu zaten somut düşünceye yatkındır. Mesela bir masal, çizgi film karakteri ya iyidir ya da kötü. Güzel ya da çirkindir. Kaba tabiriyle siyah beyaz bir dünyada gri alanlar çok azdır. Zaten somut düşüncede buna çok izin vermez. Fakat hayatın değişkenlikleri arttıkça ve hayata dahil oldukça soyut düşünceye geçmek gerekir. Soyut düşünce ilerde somut sonuçlara ulaşabilirken, neden-niçin ve sebep sonuç ilişkileri gelişmeye başlamaktadır.

Fakat yaşanan koşullar nedenler niçinler ve açıklamalar silsilesi bir araya geldiğinde Türkiye, hep somut getirilere odaklanmış bir ülke olmuştur. Notlar, test sonuçları, kazanılan sınavlar, diplomalar, banka hesapları, evler, arabalar, sayılar sayılar… İşte bu yaşam ve eğitim döngüsünde “mutlu olsun yeter” söylemleride kendine düşen payı rakamsal olarak almıştır.

İşte bu yüzden somut olarak tanımlanabilen bir karşılığı varsa mutlu, yoksa mutsuz olacağı fikriyle büyüyen çocuk, kendisi için kurduğu hayallerin hiçbirini neden-sonuç ilişkisiyle şekillendirip gerçekleştirememiş ve bir çoğu hatta neden sonuç ilişkisi kurabilecek soyut düşünce becerisine erişememiştir.

Böyle olunca hayallerinden uzak bir çocuğun materyalist hayatına dönüşmüştür hikaye.

Çocuklarımız için dilediğimiz özgür ve kendi seçimleriyle yaşayacakları bir gelecek, ancak soyut düşünme becerisine erişmiş çocuklarımıza özgür düşünce ve ifade özgürlüğüyle fikirlerini ile tamamlama fırsatı verdiğimizde mümkün olacaktır. Aksi takdirde yaşanan herşey “mutlu olsun yeter” adlı eski siyah-beyaz bir film olarak devam edecektir.

Geçenlerde bir arkadaşımın paylaşımıyla, adeta tüm düşündüklerimi kelimelere dökebildim.

Özdemir Hiçdurmaz

14 Ekim Ankara doğumlu bir Egeli... Ruhunda efelik var... Soyadı olan Hiçdurmaz'ın tüm gereklerini yerine getirir. Eli dursa ayağı durmaz denenlerden. 2 kızım, ben ve karım, güzel bir çekirdek ailem var... fotoğraf çekerim, yazarım, çizerim, gezerim, kendim pişirir dostlarla yerim... yaptığım herşeyi hayatı yaşamak ve hissetmek için yaparım. Tüm çocuklar bizim çocuklarımızdır, geleceğimizdir fikrini ve insanların en özgür olduğu zamanların çocukluk olması gerektiğini sonuna kadar savunurum. Nacizane bir baba gözünden ebeveynliği paylaşacağım...

http://babalarvekizlari.wordpress.com
Sevgiler

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız