Çocuk Çocuk Psikolojisi DEHB Sağlık

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve genetik

Yerimde durmaz, ele avuca sığmaz idim...

Her anne baba çocukları ile ilgili hayaller kurar. Kimi kendi yapamadıklarını o yapsın ister, kimi sanatçı, kimi doktor olsun.. Ama en sonunda ortak fikir olarak sağlıklı olsun, mutlu olsun yeter denilir. Çocukları olduklarında kimi hayallerine kavuşur, kimi hayal etmediklerine. Bu hayal edilmeyen kısmın kabullenme süreci bazıları için çok zor olur. Kabullenme sürecinde hep sorgulanır neden böyle oldu. Oysaki biz doğum öncesi ve sonrasında her şeyi yapmıştık. Gebelikte doğru beslenmiş, her ay kontrole gitmiş, bebeği anne sütü ile beslemiş ve işten ayrılıp bebeği anne ilgisi, şefkati ile büyütmüştük. Neden bebeğim böyle oldu, neyi yanlış yaptık?

Peki hata nerede?

Ben oğlum iki yaşına geldiğinde kızlarımdan farklılıklarını, özellikle ikiz kız kardeşi ile arasındaki davranış farklılıklarını hep sorguladım. Bu çocuk neden fazla kelime konuşmuyor, neden gittikçe içine kapanıyor, neden uzun süre ilgisini bir oyuna verip oynayamıyor. Oysaki uyarıcılara, ışıklı oyuncaklara ve televizyona daha çok düşkün. Neden ona seslendiğimde bana cevap vermiyor. Aman erkek çocuk geç konuşur, ikiz eşleri bazen biri geriden gelir…

Çok şey söylendi.. Kulak asmadım. Etrafımda problemli çocuk sayısı gittikçe artıyordu. “Yok komşunun çocuğu otistik, yok bir tanıdığın çocuğu down sendromlu, hatta büyük kızımın okulunda bir veli bizim oğlan çok hareketli yaramaz dedik önemsemedik fakat okul vakti öğrenme zorluğu çekince doktora götürdük Hiperaktivite ve dikkat eksikliği varmış, şimdi tedaviye götürüyoruz” gibi duyumlar beni gittikçe rahatsız ediyordu.

Sonunda çocuk doktorumun yönlendirmesiyle bir çocuk psikiyatrına gittim. Psikiyatr doktor bana sorular yönlendirdi, çocuğu gözlemledi ve başladı konuşmaya.

“ Hanımefendi anlattığınız ve benim gözlemlediğim kadarıyla çocuğunuzda endişe edeceğiniz, hayati bir problem yok gibi. Erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kız çocuklarına oranla gelişimi biraz geriden gelebiliyor. Yaş ilerledikçe aradaki fark kapanıyor. Fakat bazen bu bulgular bazı rahatsızlıkların ön habercisi olabiliyor ve bu rahatsızların çok çeşitleri ve seviyeleri var. Kiminde rahatsızlık çok ağır seyrediyor, kiminde eser görülüyor. Etrafımızda bu tarz tanısı konulmamış çok sayıda insan var. Kimi mühendis, kimi doktor, kimi sanatçı. Bu çocuklar kendi hallerine bırakıldığı vakit, hastalığın seyrine göre kimi hayatını çok etkilenmeden sürdürüyor, kimi destek almazsa akademik hayatında başarılı olamıyor, bir kısım var ki desteksiz hayatını sürdüremiyor. Kesin tanı konulması için zamana ve öğrenme hızına bakılması gerekli.”

Bundan sonrası 4-5 ay özel eğitimle geçti. Haftada 1 günle başladı. Kendi isteğimle 2. hafta 3 güne çıkardım. 3 gün günde 2 saat eğitim. Kartlarla, hayvan resimleri, gündelik kullanılan eşyaların resimleri daha birçok materyallerle, çocuğa bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar ve sizin de verilen ödevlerle evde destek olmanız sağlanıyor. Bu süreci yuvaya göndererek de ayrıca destekledik. Konuşma terapisi aldı. Televizyonu uzun süre kapattık. Halen devam eden eğitim sürecine başlamış olduk.

Böylece öğrendik ki oğlumuzun öğrenme hızı ve öğrenme şekli diğer çocuklarımızdan farklı. Herhangi bir çocuğun günlük yaşam içinde rahatlıkla öğrenebileceği şeylerin bir kısmını oyunlarla öğrettik. Süreç içerisinde dikkat eksikliği tanısına, hiperakivite de eklendi. Eser miktarda da olsa bazen farkılı komplikasyonlarda gelişebiliyor. Şuan yaşıtları ile arasında fark yok gibi. Önemli olan bu tarz çocukları erken yaşlarda tanımlamak, eğitim ve tedavilerine erken yaşlarda başlamak.

Sonuç olarak yaşadıklarımdan, edindiğim tecrübelerden bu meselede genetik faktörün en önemli sebep olduğunu düşünüyorum. Zira aynı batında, farkı keselerde, aynı anda doğan ve aynı süre ile anne sütü almış, sonrasında aynı şeylere beslenmiş iki çocuktan niye biri DEHB’lide diğeri normal olsun. Seminerde Yankı Yazgan ve Laura Wolmer da belirttiği gibi ana sebep genetik. Hatta Dr.Yankı Yazganın söylediğine göre ailede mutlaka en az 1 kişide görülüyormuş. Daha önceden ne DEHB ne de Otizm bu kadar popülerdi derseniz katılımcı annelerden hatta çoğumuzun yakından tanıdığı bir isimin anlatıklarını aktaracağım; “Çocukluğumda ailem benden çok şikayetçi idi. Yerimde durmaz, ele avuca sığmaz idim. Eğitim hayatıma da bu yansıdı. Ailem ve doktorlar hep yaramazlığa yordu. Ne hiperaktivite tanısı ne de DEHB o zamanlarda hiç bilinmiyordu. Şimdi kızım da aynı. Fakat şimdi her şey tanımlanabiliyor ve aileler ile çocukları daha rahat.”

Bir soru da beslenmenin bu konudaki etkisi. Yankı Yazgan, beslenmenin kesinlikle tek başına etkin olmadığını, fakat eser miktarda görülen septomları tetikliyebileceğini belirtti. “Yemeklerinizi evde yapın ve ne yedirdiğinizi bilin. Fastfood tarzı ve hazır gıdaları çocuklardan uzak tutun. Tabiî ki ayda, yılda 1-2 kez yenen bir şeyden bahsetmiyorum. Günde 2-3 paket çikolata yedirmeyin” dedi. Ayrıca bazı alerjik deri hastalıkları ve farklı kronik hastalıklar DEHB’ i tetikliyor. Anne ve babalar bir hata arayacaklarsa genetik yani kalıtımsal faktörleri unutmamaları gerekir.

Uzun lafın kısası yine aynı sürecleri yaşar mısın, yine aynı (DEBH)li çocuğun olsun ister misin deseler EVET derim. Yaşanan süreçte aslında oğlumun özel bir çocuk olduğunu gördüm. Dünya ya, olaylara bakış açısı çok farklı. Sıradan değil. Gerçekten bahçemin gülü o. Mis kokulu gülü. Geçenlerde oğlumla aramızda geçen bir diyaloğu aktardığım da anlayacaksızınız demek istediklerimi:

Havanın güneşli olduğu bir gün, İstanbul yakınlarındaki ve oğlumun çok sevdiği yazlık evimize gittik. 1-2 saat sonra geri dönmek istediğimizde ağladı gitmek istemediğini belirtti. Babası:
– Oğlum burası yazlık evimiz, biz kışlık evimize gideceğiz.
dediğinde oğlumun iki gözü iki çeşme verdiği cevap:

-Ama baba biz penguen miyiz? Ne işimiz var kışlık evde. Onlar yaşar kutuplarda, soğukta. :)))

*”Hiperaktivite ve hayat” başlıklı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Bu yazı ilk olarak 29 Kasım 2012 tarihinde yayınlanmıştır.

İlknur Canturk

ALTERNATİF ANNE YAZARI | 1976 İstanbul doğumlu. 3 çocuk annesi. Lise yıllarından itibaren sürekli çalıştı. Kadının hem ekonomik açıdan, hem de psikolojik açıdan kendinden emin ve sağlıklı olabilmesi için çalışması, sosyal hayatta aktif olması gerektiğine inanıyor. TOBB Genç Girişimci ve Kadın Girişimci Kurulu, AWİD, Hayata Dokun kurul üyelikleri bulunmakta. Halen kendi şirketinde Halkla İlişkiler ve Kalite bölümlerinden sorumlu olarak çalışmakta. Kitap okumayı, yeni yeler görmeyi ve ailesiyle vakit geçirmeyi çok seviyor.

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Ne kadar güzel anlatmışsın İlknur, ama yetmiyor, insan daha fazlasını öğrenmek istiyor. Bence de şunu anlamamız çok önemli: Bu rahatsızlıklar hep vardı, sadece isimleri yoktu. İsimleri olunca tedavileri de oldu. Yani “neden ben?” sorusu aslında şanslı bir soru. “Seninkinin adını koyduk, sen şanslı kitledensin” demeli onlara.

    • Maalesef insanların hayalleri hep gerçek olmuyor. Bazen çocukları sağlıklı doğabiliyor fakat ileriki dönemde çeşitli vahim rahatsızlar gün yüzüne çıkıyor. Bir kısım ebevyn ise doğar doğmaz bu gerçekle yüzyüze kalıyor. Önemli olan çocuklarımızı tanımak, onlara yardımcı olmak. Artık neredeyse adı konulmadık rahatsızlık yok gibi. Tedavileride var. Gerçi kimi rahatsızlık kökten çözülmesede, septomları hafifletiyor.

      Ben ve ailecek biz hiçbir zaman “Neden Ben veya Biz” sorusunu sormadık. Hep ne yapabiliriz, nasıl oğlumuzu daha iyi yapabiliriz sorusunu sorduk. Çünkü biliyoruz ki bu dünyada herşey biz insanlar için. İnşallah ileriki hayatlarında başka vahim rahtsızlıklar onları yakalamaz. Sağlık, mutlu yaşamları olur.