Hobi Kategorisiz Röportaj

Davulumdan Masallar-Serkan Kırmızı ile söyleşi

“İnsanlığın ilk zamanlarından beri dansta, oyunda ve hayatta bir “ritim” vardı. Zaman değişti, hayat değişti…Değişmeyen ise ritmin varlığı.”

Çocukların müzik yoluyla iletişimlerini geliştirmek amacıyla tasarlanmış interaktif bir çalışma olan, Serkan Kırmızı’nın yarattığı Davulumdan Masallar, çocuklara ritim duygusu, yaratıcılık ve drama yeteneği kazandırıyor. Serkan Kırmızı ile keyifli bir söyleşi yaptık:

 

Müzik nasıl hayatına girdi? İzlediğim videolara bakılırsa sadece vurmalı çalgılar da değil; çok daha geniş bir perspektiften bakıyorsun. Müzik geçmişinden biraz bahseder misin?

Müzik içinde doğdum diyebilirim. Dayım bir müzisyendi, evde şarkı, türkü eksik olmazdı. Geniş bir ailede kuzenlerimle birlikte büyüdüm. Geriye dönüp baktığımda, sürekli müziğin olduğu bir ortamda büyürken o zamanlardan itibaren kendime ait bir yöntemim olduğunu farkediyorum. Çocukluğumda evimizin bodrumunda arkadaşlarımı toparlayıp, önüme tencere ve tavaları dizip onlara konser verirdim:)

Masallar ne zaman nerede başladı? 

Yaşadığımız çağ,  zor bir çağ. Kentler artık insanı çok baskılayan yerler. Bu açıdan bir çıkış noktası aradım ki; sonunda çıkış noktası olarak masallara sığınmış olmamla masallar başladı. Henüz başlangıcındayım; daha da güzel şeyler çıkacak diyebilirim.

Masaların belli bir kaynağı var mı? Masalların nelerden besleniyor?

Ben, antropoloji kökenliyim; sosyal bilimler ve kültür çerçevesinden bakmaya çalışıyorum herşeye. Masallarım, gündelik hayatta karşılaştığım gündelik sorunları aşma çabasından besleniyor. Çocukların düşünce yapısında düşünmeye çalışan bir insanım; çocuk ruhlu olduğumu söyleyebilirim. Bu nedenle masallarda kendi bireyselliğim üzerinden bütün çocuklara bir kazanım olacak şekilde, hayat kılavuzu hazırlamaya yönelik günlük mutluluklar, neşeler, coşkulardan bahsediyorum.

Ders çıkaran masalları nasıl buluyorsun?

Bence ders çıkaran masallar biraz tehlikeli. Masallar da çok kalıplaşmış ve son zamanlarda da artık bir popülarite var. Ben de artık yakın zamanda Davulumdan Masallar’ı bitirip başka kulvarlarda çalışma yapmak istiyorum. Çünkü masal, tüketilen bir kültürel öge aynı zamanda. Ders çıkaran masallar, çocukları hayata hazırlamak için belli alt metinler sunuyor; ama aynı zamanda kalıplaştırdığını düşünüyorum. O nedenle çocukların kendi masalsı zamanlarında kendi zamansallıklarını yaşamaları gerektiğini düşünüyorum.

Çocuklarla iletişim konusunda nasıl yol aldın?

Çocuklarla 10 yıl önce bir okulda bir çalışma ile biraraya gelmeye ve çocuklar için şarkılar söylemeye başladım. Son iki-üç yıldır içimdekinin sadece bundan ibaret olmadığından yola çıkarak kendi metodolojimi de yaratmaya yönelik düşünsel süreç içinde bulundum. Alana dair kazandırılması gereken sorunları, eksikleri ve kalıpları gördüm; bunları birazcık değiştirebileceğimi düşünerek yola çıktım. Kendi kişiselliğimi tanımak, yeniden hayatı ve kendimi anlamlandırmak açısından çocuklarla çalışmalardan sonra yeniden kendimi tanımlayabildiğimi söyleyebilirim. Çocuklarla iyi bir iletişim yakaladığımı düşünüyorum; çünkü onların diliyle konuşuyorum ve onlarla özel bir dil kurabildiğime inanıyorum.

Davulumdan Masallar kaç yaş grubu çocuklara hitap ediyor?

Ağırlıklı olarak 3-6 yaş grubu ile biraraya geliyorum ama artık çalışmamı yetişkinler için de yapmak istiyorum. Aileler, yetişkinler de çocuklarıyla birlikte izlerken birlikte aynı keyfi, aynı hazzı ve coşkuyu yaşayabilsinler istiyorum. 3 yaşındaki çocuğuyla birlikte 35 yaşındaki anne-babanın da alımlayabileceği birşeyler olsun istiyorum.

Masallara ebeveyn katılımının çocuklara etkisiyle ilgili gözlemlerin nelerdir?

Çocuklarla özel bir dil yakaladığımı düşünüyorum. Bu özel dil üzerinden çocuklarla oyun oynarken ailelerin aslında bir yerde, çocuklarının daha önce görmedikleri hallerini ve o özel iletişimde farklı bir yapı içinde görebildiklerini farkettim. Aileler çocuklarını yeniden tanıyabiliyorlar, bakış açıları daha genişlemiş oluyor.

Eski masalların kurtlu kapanlı olmasından dolayı yeni nesil anneler masalları sorguluyor ve birçoğunu da anlatırken sansürlüyor. Sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında?

Bizde eksik olan biraz da şu; kendi kültürel bağlarımızdan kopuk bir şekilde ebeveynlerin çocuklarına yönelik eğitim adına kalıplaşmış düşünceleri vermeleri nedeniyle bir tıkanma noktası yaşıyoruz. Bu tıkanma noktası da var olan çocukların kendi zamansallıklarının o anda aldıklarından bağlamsal olarak kopuk oluyor. Bu bağlamsal kopukluk da ister istemez yine kalıplaşmış şeylere götürüyor; tabii ki olacak; özellikle yaşadığımız kentler kurt kapanı gibi. Ama neden herkes yine aynı şekilde sistemi devam ettirmek zorunda; bunu sorgulayıp belki yeniden kendi yaşamsal kurgularını yapabiliyor olmaları gerekir diye düşünüyorum.

Aldığın tüm eğitimleri bu denli yoğurabilmen ve ortaya çıkan projeler gerçekten müthiş! Oluşturduğun sentezi ve beslendiğin alanları anlatır mısın bize?

Çocukluğumdan çok fazla beslendiğimi düşünüyorum. Çocukluğumda müziğin bol olduğu bir ailede büyüdüm. Dayılarım marangozdu ve biri de müzisyendi. Bu yüzden ağacı seviyorum; ağaca özel bir ilgim var. Bunun dışında çocukluğumda 8-9 yaşından lise dönemine kadar fotoğrafçı çıraklığı yaptım; bir kadrajdan bakmayı öğrendim. Bunu, o yaşlardaki bir çocuk için özel, avantajlı bir durum olarak görüyorum. Bir fotoğraf stüdyosunun karanlık odasında düşler kurabiliyor olmanın bir çocuk için özel birşey olduğunu düşünüyorum. Annem, tekel işçisi ve örgücü idi. Örgücü olması benim kafamda hayatı da örgüleyen bir insan olduğu düşüncesini doğurmuştur. Bazen yaptığım üretimlerde hala annemden destek alırım, birlikte çalışırız. Yaptığım çubukların örgülerini annem yapmakta. Bir de tamamen kısıtlanmış olmayan, belirli kalıpları olmayan bir aile içinde yetiştim. Aile yapımızda herkes bir şekilde kendi yolunu ve çizgisini bulmak zorundadır. Ailemizde çocuklara hiçbir şey dikte edilmez, her çocuk kendi yolunu ve yaşam stilini kendi bulmakla yükümlüdür.

Davulumdan Masallar’ın içinde hem antropoloji, hem drama, hem müzik ve ritm var. Bunları harmanlamak için nasıl bir süreçten geçti masallar?

8-9 yıl çocuklarla çalıştıktan sonra çalışmaların son zamanlarında bu alanda çalışmalar yapan herkesin bir şekilde o alanın köprü başlarını tutup başkalarına izin vermeme durumlarını gördüm ve bunlarla yüzleştim; alana dair teoriler ve söylemler; aynı zamanda eylemler de geliştirmeyi ve bunları pratiğe dökmeyi istedim. Böyle bir oluşum, böyle bir yaklaşım ortaya çıktı. Bunun bütün çocuklara yönelik bir kazanım olmasını istiyorum; hatta bugünlerde birileriyle bir çalışma yapacağım zaman, acaba bu çalışmayı yapmadığım diğer kesime haksızlık olur mu derken aç kalmayı da göze aldım diyebilirim. Çocuklara karşı sorumluluk duyuyorum gerçekten.

Daha önce yaptığın ses-sizlik farkındalığı çalışmasından bahseder misin?

O çalışmadaki amacım, sesin başlı başına bir dil olduğunu; müziğin de aynı şekilde başlı başına bir dil olduğunu deneyimletmek, o farkındalığı yaratmaktı. Geçmişte yaşadığımız zamanlara ait olan, var olan bütün seslerin aslında belleğimizde bir ses belleği olduğunu düşünüyorum. Kendi yaşam alanımızı huzurlu hale getirebilmek için o ses alanının içinde olmaya ihtiyacımız olduğunu; bu yüzden de sessizliğin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Müzikte de olduğu gibi çalmaktan daha çok sessizlik süreleri önemlidir ve anlam kazandıran sessizliktir aslında.

Yetişkinler için de atölyelerin var mı?

Yetişkinler için de atölyeler yapıyorum ve bu çalışmalar daha da hız kazanacak. Ritm ve birlikte kollektif müzik yapmaya yönelik atölyeler olacak. Beden perküsyonu olarak da müzik yapabilmelerini istiyorum. Beden perküsyonu ritüelistik boyutta da birçok inanç boyutunda da kullanılan bir şey ve bunun terapik yönü de var. İnsanın bedenini kullanarak müzik yapmasını; kendi içi dünyasıyla dış dünya arasındaki sınır olan bedeni; bir şekilde o farkındalığı hissedebileceği terapik bir süreç olarak görüyorum.     

Masallar seni bir kitap yazmaya kadar götürür mü? Yazmayı düşünüyor musun?

Süreç sanırım ona doğru gidiyor; sadece biriktiriyorum, deneyimliyorum, yaşantılıyorum; çünkü benim işimin insanla olduğunu biliyorum. Bunu yaparken tabii en çok da kendimizle uğraşıyoruz. Bir şekilde bunlar bir çıktıya dönüşecek.

En yakın tarihteki etkinliğin?

6-12 Ağustos tarihleri arasında 4-12 yaşlar arasındaki çocuklar için Akaleos Kamp Zeytinli-Edremit’te ÇOCUK SANAT KAMPI gerçekleştireceğim.

 

Sana ulaşmak ve atölyelerinden haberdar olmak isteyen okurlarımız için iletişim bilgilerin?

davulumdanmasallar@gmail.com adresinden bana ulaşabilirler.

 

İzleyin:

Davulumdan Masallar’ın Facebook sayfasına ulaşmak için buraya tıklayın.

Akaleos Çocuk Sanat Kampı için buraya tıklayın.

Serkan Kırmızı’nın UZAK-DOĞUM videosu için buraya tıklayın.

 

 

Tülay Sarı

ALTERNATİF ANNE YAZARI | Mayıs 2012-Şubat 2014 tarihleri arasında Alternatif Anne'nin içerik yöneciliği ve editörlüğünü yürüttü. Evli ve Kartal isminde bir oğlan annesi. Bebeğinin dünyaya gelmesiyle ara verdiği çalışma hayatının yerini bebeği, kişisel gelişimi ve hobileriyle doldurdu, ardından önceliklerini ve farklı ilgi alanlarını keşfederek kendine bambaşka iş dalları yarattı. Bebeğinin hayatına kattığı ışıltıyla değişen hayata bakış açısı, dünyasını zenginleştirdi. Hayat koşturmasında göremediği kendini, bebeğinin doğumuyla keşfettiğini ve anne olmanın, kişilik gelişimi, hayatı anlama, doğayı fark etme ve yaratıcılık konusunda paha biçilmez bir öğreti olduğunu düşünüyor. Altın çağda çocuklarla olmak istiyor! Çocuk nefes koçu. Halkla ilişkiler yapıyor, eğitim ve etkinlikler organize ediyor, yazı yazıyor.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız