Çeviri Eğitim Eleştiri Kategorisiz

Danimarkalı ebeveynlerin mutluluğa dair sırrı

Senin yerinde olsaydım mevzusu onlarda yok: Dünyanın en mutlu ebeveynleri, Danimarkalılar.

happy-1082921_640Son zamanların dillere pelesenk olmuş kavramlarından biri de “empati”. Herkes bir diğerinin empati yapamadığından yakınır halde. Her nasılsa aslında bu kadar lafı edilince anlamını kaybetmiş bir suçlama/yaftalama jargonuna dönüşmüş “Empati” nedir gerçekten de? Sokaktan geçen 100 kişiye sorsam cevap belli, 85 kişi: “Kendimi karşımızdaki kişinin yerine koyabilmek!”

Maalesef bu yazıda bu klişe kabul edilmiyor, üzgünüm! Empatiden kasıt karşıdaki kişinin ayakkabılarını giyebilmekse bunun tercümesi şudur; o bireyin geçmiş deneyimlerinden gelen tüm enformasyonu ile o anda olup, o olaya bu çerçevede bakabilmektir. Yani ben empati kurarken kendi benliğimi, deneyimlerimi bir kenara bırakmalıyım en başta. Ben senin yerinde olsaydım mevzusu değil, konunun benle uzak yakın ilgisi yok. Karşımdaki kişidir önceliğim. Empati kurmaktan, bağlantı kurmaktan kasıt diğer kişinin “o anda diğer kişi olarak ne hissettiği”ni hissedebilmekti. Yok olayı, ben olsaydım diye hayal edip bakıyorsam orada empatiden çok sempati olur bu ama bu bile antipatik olur.

İşte gazetede, FB’de falan günlük hayat akarken bunları düşünüyordum ki aşağıdaki yazı ile karşılaştım. Bir çocuğa bir başka zihinle, varlıkla empati kurması, başkalarının hislerine bağlanması nasıl öğretilir? Bu bir kedi de olabilir, karınca da, insan da? İsterseniz bundan sonrasını Danimarkalılardan öğrenelim.

Dünyadaki tüm ebeveynler çocuklarının mutlu olmasını isterler. Araştırmalar gösteriyor ki dünya üzerindeki en mutlu halklardan biri Danimarkalılar. Bu sebeple bu yazıda Danimarkalı ebeveynlerin referans alınması çok olağan. Ebeveynliğin Danimarkalı Yolu kitabının yazarı Jessica Alexander ve psikoterapist Iben Sandahl ile görüştük. Daha önceki yazımda oyun-odaklı ebeveynliğin gücünden bahsetmiştim, bu konuklarımla da Danimarkalıların çocuklara “empati” kavramını öğretmeye olan kuvvetli inançlarından bahsedeceğiz.
Çeviren notu: Yazının bu kısmında “empati” tanımlanıyor, biz bu kısmı geçmiştik. Ancak başkasının ayakkabılarını giyerken arkasına basamayacağımızı ya da o koca ayakkabılarla şıpıdık şıpıdık yürümenin zorluklarını aklımızdan çıkarmayalım ki, durumun derinliğini göz ardı etmeyelim.

Empati kurabilme ile yaşam mutluluğu arasında nasıl bir bağlantı var?
Son nörolojik araştırmalar gösteriyor ki insanoğlu diğerleri ile işbirliği içinde davranabildiğinde tek başına zafer kazandığından daha fazla mutlu oluyor. Bilim adamları kişisel çıkarların ötesinde bir şey tarafından yönlendirilen ve “sosyal beyin” olarak tanımladıkları bir olguyu keşfetmekteler. Bizler sosyal bağlarımızla yönlendiriliyoruz. Bir ilişkiye özen göstermeye çalışmak paradan bile daha fazla mutluluğu getiriyor. O “insanoğlunun doğuştan ve içsel olarak bencil olduğu” önermesi artık bu kadar kolayca doğru olarak kabul edilmiyor. Hepimiz doğuştan “empati” ile birbirimize bağlıyız. Birbirimize daha fazla güvenebilmemiz ve diğerlerini anlayabilmek, daha fazla mutlu olabilmenin anahtarları ve çocuklara bu öğretilebilir.

Danimarkalı ebeveynler bunu nasıl öğretiyorlar?
Danimarkalılar “empati”yi oldukça farklı bir biçimde okullarda öğretiyorlar. Empati çok geniş bir kavram ve her yaşta bunu öğretmenin bir çok farklı yolu var. Örnek vermek gerekirse bu yöntemlerden üçü; dil kullanımı, çocuğun öz denetimini sağlamasına ortam hazırlamak ve geniş bir yelpazede farklı duyguları içeren hikayeler okumak.

İlk yöntem; Empati öğretirken günlük kullandığımız dile dikkat etmek
Empati kurmayı öğretirken hatırlamamız gereken en önemli nokta şu ki; çocuklarımız bizim aynamızdır. Öncelikle günlük yaşamda kullandığımız dile dikkat etmeliyiz. Diğer insanları nasıl tarif ediyoruz? Anlayışlı mı, yargılayıcı mısınız? Toleranslı mı, suçlayıcı mısınız? Tüm bunlar çocuklarınızın sizden kopyalayacağı davranışlardır. Başkalarının arkasından çocuğunuzun yanında kötü konuşmanız, örneğin “o çok cimridir” veya “aman o mu, çok bencil” ya da “Uff çok rahatsız edici biri” gibi yorumlar empatik bir dil kullanımı değildir çünkü çocuğunuz bu tanımlamaların arkasında yatan duygularınızı anlayamaz, sizin bu yaptığınız “YAFTALAMAK”tır.* Danimarka’da ebeveynlerin çocuklarının yanında bu tür konuşmalar yaptığına çoğunlukla şahit olmazsınız.

Ebeveynler negatif bir etiket yapıştırmadan, çocuklarına diğer çocuğun davranışını anlatmanın farklı yollarını denerler. Eğer öncelikle şunu hatırlarsanız siz de bunu yapmak için kolaylıkla bir yol bulursunuz: “HER ÇOCUK ÖZÜNDE DOĞUŞTAN İYİDİR, VE DAVRANIŞLARININ ARKASINDA MUTLAKA BİR İHTİYACI KARŞILAMAYA YÖNELİK BİR SEBEP VARDIR.” Bu düşünce tarzı daha iyi hissetmemizi sağlar ve bu tam olarak Danimarkalıların dediği gibi “yeniden çerçevelemek”tir ki mutluluğu artıran bir kavramdır. Çocuklarımızın “rahatsız edici” etiketinin arkasındaki nedenleri bulmalarına yardımcı olabiliriz, örneğin söz konusu çocuk aç mıdır? Ya da öğlen uykusunu kaçırdığı için çok yorgun bir bebek midir? Eğer bir kişinin aç veya yorgun olduğunu bilirseniz ne hissettiğini anlamlandırabilirsiniz. Peki o oyuncaklarını paylaşmayan “cimri” çocuğun okulda kötü bir gün geçirdiğini bilirseniz, anlamanız kolaylaşır çünkü geçen gün çok tatlıydı ve halen de tatlı değil mi? Çocukların davranışların arkasındaki duyguları anlamalarına yardımcı olarak onları nezaketle sonuca ulaşmayı ve empati kurmayı öğretebiliriz. Bu affetme ile aynı sinir yollarını işleten bir mekanizma ve aynı zamanda bu yolla daha fazla güven ve işbirliğini besler ve hatta kardeş ilişkilerinin daha iyi olmasını sağlayabilirsiniz. Ve unutmayın ebeveynlerinde empatiye ihtiyacı olduğu anlar vardır. Ebeveynlik zordur ve her zaman doğru sonuçları elde edilmez, değil mi? Kendimizi anlar ve affedebilirsek çocuklarımızı ve diğerlerini de daha kolay affedebiliriz.

Özdenetim kavramını açıklamak
Başkalarının duygularını iyi anlamak için öncelikle kendi duygularımızı iyi anlayabilir ve tanımlayabilir olmalıyız. Ebeveynler bazen çocuklarına ne hissetmeleri gerektiğini ya da ne hissetmemeleri gerektiğini söylerler. Örneğin çocuk üzgün, aç, üşümüş veya huzursuz olabilir, ve ebeveyn der ki;”Hayır değilsin”, “Üzülme”, “Bunda kızacak bir şey yok”, “Acıkmış olmalısın hadi ye”. Çocuklara nasıl hissetmeleri gerektiğini söylemek onların öz denetim mekanizmalarına ket vuracaktır ve kendi duygularını düzenlemeyi öğrenemeyeceklerdir. Ebeveynler olarak, çocuklarımıza güvenmeliyiz, onlar kendi duygusal sınırlarını zaman içinde deneyimleyerek, dengelemeyi öğreneceklerdir. Bu yolla kendi benliklerini güçlendirebilirler ki bu benlik saygısı için muhteşem bir inşaa yöntemidir. Büyüdükçe kendi sınırlarına saldırıldığında “hayır” demekten daha az korkacaklardır, çünkü kendi verdikleri kararların ve kendi hislerinin doğruluğundan daha az şüphe edeceklerdir. Bu gerçekten çocuklar için hayati öneme sahip bir derstir. Dil kullanımında yardımcı olabiliriz fakat yine de onların kendilerine güvenmeleri konusunda onlara güvenmeliyiz. Hatırlayın ki KÖTÜ VEYA İYİ HİS YOKTUR. HİSLER SADECE “HİS”TİR.

Son olarak, çocuklarımız empati kurmayı öğretmeye yardımcı ne gibi hikayeler okuyabiliriz?
Her çeşitten kitap okumalısınız, sadece mutlu öyküleri değil. Kitaplardaki zor duygulardan bahsetmek empati kurmayı inşa etmek için fantastik bir yoldur. Örneğin orijinali bir Danimarka masalı olan Küçük Deniz Kızı’nda hikaye prensle evlenmekle bitmez, acı ve hüzünlüdür; deniz kızı köpük olur. Bu tabii ki çok farklı bir tartışmayı gündeme getiriyor belki başka bir yazı da! Fakat çocuklar “almak” konusunda inanılmazdır. Onlar her tür konudan bahsetmeye bayılırlar. Bazen yetişkin olmak çocuk olmaktan daha zordur bu anlamda, bizler bu kadar doğallıkla her konudan, iyiden/kötüden bahsedemeyiz. Bilirsiniz, onlar bizim huzursuzluğumuzu da aynalarlar. Eğer biz hayatın zorluklarından, yokuşlarından dramatik olmayan bir biçimde bahsedebilirsek, onlar da bu uzun koşu da daha dirençli olurlar. Kitaplar empati kurmayı öğrenmek için harikadırlar.

Tüm bunları okudunuz mu? Siz ne düşünüyorsunuz? Çeviri bitti, peki yaşadığımız toplumda empati kurabiliyor muyuz? Yoksa bütün o gazete manşetlerinde biraz da bu yoksunluğun payı var mı?

Sağlıcakla kalın,

Bu yazının orijinali http://www.mothermag.com/teaching-empathy-to-children/ adresinde yayınlanmıştır.

*Etiketlemek, isim takmak vb…

Gözde Erserçe Özateşler

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız

*

En Popüler İçerikler

Alternatif Yazarlar

Gülüş Türkmen
Gülüş Türkmen
Aslı Demirörs Ağtaş
Aslı Demirörs Ağtaş
Gözde Erserçe Özateşler
Gözde Erserçe Özateşler
Deniz Sütlü Özgül
Deniz Sütlü Özgül
Ayşegül Uysal
Ayşegül Uysal
Özdemir Hiçdurmaz
Özdemir Hiçdurmaz
Özge Çakıcı Songür
Özge Çakıcı Songür
Meftun Kocakaya
Meftun Kocakaya
Tuba Tayfun Kayalarlı
Tuba Tayfun Kayalarlı
Zeynep Domaniç
Zeynep Domaniç
Tümünü Gör

Güvenilir Uzmanlar

Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Psk. R. Berin Tuncel
Psk. R. Berin Tuncel
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm.Ped. Belgin Temur
Uzm.Ped. Belgin Temur
Funda Kale Yıldırım
Funda Kale Yıldırım
Tümünü Gör