Eleştiri Gülüş'ün Köşesi Gündem

Çünkü hiçbir kadın güle oynaya kürtaj olmaz

Ülkemizde 10 haftaya kadar eş rızası aranmadan kürtaj hakkı var ama hastaneler kürtaj taleplerini geri çeviriyor!

Bu ay Fransız gazete ve dergileri, kadın hakları aktivisti ve siyasetçi Simone Veil’i başsayfalarına taşıdılar. Haziran’da hayatını kaybeden bu figür ne kadar önemliymiş ki, haftalık dedikodu dergileri bile -okurlarının anlayabileceği bir dille!- onu anlattılar. 89 yaşında hayata gözlerini yuman Veil’in naaşının Parthenon’a taşınması için bir imza kampanyası yapıldı. Aralarında ünlü isimlerin de bulunduğu 110000’i aşkın vatandaşın imzası ile Veil, hak ettiği yerde sonsuzluğa uğurlandı.
Simone Veil’i bu kadar değerli yapan Yahudi Soykırımı’ndan sağ kurtulmuş olması değil. Farklı dönemlerde sağlık, sosyal güvenlik, aile ve şehir bakanı olarak çalışmış olması da değil. 1979’da Avrupa Parlamentosu’nun seçimle göreve gelmiş ilk başkanı olması bile değil, bu kadar sevilmesinin sebebi. Asıl sebep, Fransa’da kürtajın yasallaşması konusunda önemli bir rol oynamış olması.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Fransa’da da kürtaj çok tartışmalı bir konu. Sonuçta kürtaj demek, bir insan hayatının kasıtlı olarak, doğumdan önce sona erdirilmesi demek. Fransız kadınları da dünyadaki tüm kadınlar gibi istemeden hamile kaldıklarında mecburen anne olmak zorunda kalabiliyorlardı. Bu durumu kaldıramayıp hayatını tehlikeye atarak, yasadışı ve korkunç yöntemlerle hamileliğini sonlandırmaya kalkan, kendine ölümüne zarar veren kadın sayısı az değildi.

Veil, 1974 yılında Sağlık Bakanı iken doğum kontrol yöntemlerinin kullanımını yasallaştırdı. Hemen arkasından da kürtajı cezalandıran yasaların değişmesi için kolları sıvadı.

Eğer herkes bunu ayakta alkışladı zannediyorsanız, yanılıyorsunuz: Erkek ağırlıklı gruplar Veil’in kapısının önünde ıslıklarla protesto etmekten, onu barbarlıkla suçlamaktan, arabasının üzerini haçlarla donatmaktan ve ona “nazi” yaftası yapıştırmaktan geri durmadılar. Nazi! Düşünsenize, Auschwitz-Birkenau kampında işkence çekmiş ve orada annesini kaybetmiş bir kadına söylenen sözler bunlar! Ama Veil başını dik tutarak onlara cevap verdi:

Beyler, hiçbir kadın kürtaj olmaya güle oynaya, sevinç içinde gitmez. (…) Bu daima bir dramdır, her zaman da bir dram olarak kalacaktır. Ama çıkış yolu olmayan durumlar için başvurulabilecek bir yöntem olmalıdır.

Bizim ülkemizde durum nasıl?

Asım Karaömeroğlu’nun “Türkiye’de kürtajın kısa tarihi” yazısına bakacak olursak benzer dönemlerde benzer bir gidişat varmış: Kürtaj, 1950’li yıllarda yasak olmasına rağmen fütursuzca uygulanan bir yöntem iken, 1965 yılında önce gebeliği önleyici alet ve ilaçların kullanımı yasak olmaktan çıkarılmış. Sonra doğum kontrolü ve kürtaja daha olumlu bakan bir kültürel iklim gelişmiş. Ama şimdilerde eski yasaklara dönüş var. Milliyet gazetesindeki “Yasa yok ama kürtaj yasak” haberine bakarsak, yasalarımız “10 haftaya kadar, eş rızası aranmadan” kürtaj hakkı olduğunu bildiriyor da olsa, devlet hastaneleri kürtaj taleplerini geri çevirmekte!!!

Kürtaj konusunu Annelik Haritası üzerine koyup baksak, ne olur? Bu bilgiler ışığında “Kürtaja evet” ibaresini BATI, “Kürtaja hayır” ibaresini DOĞU ibarelerinin üzerine koyarız. Sonra da her anne adayının kendi özel durumuna bakıp, kürtajın onun için uygun olup olmadığını anlarız. Ve sonuç her durum için ne kadar farklı olursa olsun anlaşılacaktır ki, kürtajın tamamen yasaklanması her açıdan abestir…

Etiketler

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız