İlkokul Okul Röportaj

Çocuklara eleştirel düşünceyi öğretmek için okullarda P4C

Bilgiyi ezberden almayı değil, araştırarak kabul etmeyi ya da etmemeyi öğretmek mümkün.

İlkokul 1 döneminin başlamasıyla ben de oğlumun okula başlamış olduğu gerçeği ile temas ettim. Anaokulları ve kreşlerde ebeveyn beklentilerine yakın bir seçeneğe ulaşmanız daha muhtemeldi. Oysa ilkokulda müfredat net. Bu durum “özel” ya da “devlet” için farklı değil. Bazı ufak tefek eklemeler ya da seçmeli dersler dışında sistemin dışına çıkmak imkansız. Bizim sistemimizde “öğreten” öğretmen, “öğrenen” de öğrenci olmak zorunda ve bu sahada “öğrenen”in hiçbir inisiyatifi yok. Toplumun çocuk yetiştirme pratikleri de konuya dahil olunca, o soruya soru ile cevap verdiğim çocuğum bir anda bir sürü bilgiyi içeren bir Excel sayfasına dönüşüyor.

Dr. Özge Özdemir, farklı bir eğitim yöntemi olan P4C yönteminin Türkiye’de yaygınlaşması için çalışıyor. Bu röportajımda kendisiyle düşünen, sorgulayan çocuk yetiştirmek için atmamız gereken, atabileceğimiz adımı konuştuk. Temennim, bu tür bir yaklaşımın bir an önce ülkemizin eğitim sistemi içinde yerini alması.

Özgeçmişinizden kısaca bahseder misiniz?

Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümü mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde yüksek lisans ve doktoramı tamamladıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Doğuş Üniversitesi’nde felsefe ve insan bilimleri alanlarında dersler verdim, akademisyen olarak çalıştım. Son 2,5 yıldır Çocuklar İçin Felsefe alanında hem akademisyen hem iş insanı kimliğimle çalışıyorum. Montclair State University’de P4C eğitmen eğitimine katıldım ve sonra da ülkemizde bu öğretim yönteminin bilinmesi ve yaygınlaşması için çalışmalara başladım.

Felsefe, yetişkinlerin yapabileceği bir düşünsel yetenek olarak görülür. Çocuklarla çalışmak ne kadar anlamlı?

Akademik felsefe felsefe geleneğini devam ettiriyor, ama öte yandan da felsefeyi gündelik hayattan uzaklaştırıyor. Felsefenin gündelik hayattan uzaklaşmasının sonucu da, insanların en temel sorulara en yüzeysel cevapları vermesi, derinleşmemeleri, doğrudan kavrayış kazanamamaları oluyor. Felsefe bir akademik disiplin olarak varlığını sürdürsün, ancak herkesin “felsefe yapabileceği” de unutulmasın. Çocuklar İçin Felsefe de bu bağlamda ortaya çıkan bir hareket.  Çocuklar ve yetişkinler herkes felsefe yapabilir, yani amaç “felsefe yapmayı” öğretmek.

Öğrenmek için yola çıkmış birine, daha önce yapılanların bilgisini eleştirel bir yöntemle sunmak ufkunu açar.

Ama felsefe, geleneğe karşı yürütülen bir sorgulama değil midir? Felsefe yapmak için felsefe öğrenmek mi gerekir?

Bir disiplini öğrenmenin yollarından biri, o zamana kadar yapılmış olanların üzerinden geçmek  ve entelektüel mirası anlamaya çalışmak olabilir. Ama burada entelektüel mirasın devamlı tekrarı ve ezberlenmesi gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Öğrenmeyi nasıl etkileyeceği, sınırlayıp sınırlamayacağı öğretme yöntemine göre değişir. Didaktik bir şekilde öğretilir ve doğrudan kavramaya öncülük etmezse ya da yetersizlik duygusunu besleyen bir usulle yapılırsa bunun işlevsiz olacağını, hatta olumsuz işlevli olacağını hemen herkes kabul eder sanırım.  Ama öğrenmek için yola çıkmış birine, daha önce yapılanların bilgisini eleştirel bir yöntemle sunmak ufuk açıcı olabilir. Soruya uzaktan bakarak değil, sorunun içine girerek öğrenmek etkin bir öğrenmedir. Kısacası eleştirel düşünme becerisini de kazandırmaya çalışan bir yol izlenirse, o alandaki entelektüel mirasın bilgisi, yeni bilginin üretilmesini ve süreçten haz duyulmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum.

P4C: Eleştirel, Yaratıcı, İşbirlikçi, Özenli.

P4C programının hedefi nedir? 

Aslında bu sorunun cevabı P4C’nin açılımında gizli. P4C kısaltmasını açarsak, birincisi Çocuklar İçin Felsefe (Philosophy for Children), ikincisi Topluluklar İçin Felsefe (Philosophy for Communities), üçüncüsü de 4C’deki dört yetkinlik, yani critical (eleştirel), creative (yaratıcı), collaborative (işbirlikçi) ve caring (özen gösteren) düşünme. Felsefe yapmanın erken yaşta öğretilmesi amacıyla yola çıkan bir yöntem olduğu için en bilinen adı Çocuklar İçin Felsefe. Ama yetişkinlerle de uygulanabilen bir yöntem. Dört kazanıma gelecek olursak, eleştirel ve yaratıcı düşünme bilişsel becerilere,  işbirliğine dayalı ve özen gösteren düşünme sosyal becerilere işaret ediyor. Ben eğitimde ilk gruptaki becerilerin, yani bilişsel becerilerin daha kolay kazandırılabilir olduğunu, diğer gruptaki becerilerin ise uzun soluklu bir koşu gerektirdiğini düşünüyorum. Yani birbiriyle yarışan ve rekabet eden bir sistem hemen her alanda var olduğu sürece, işbirliği yapmayı ve birbirine özen göstermeyi tek bir alanda yapılan çalışmayla kazandırmak çok kolay bir hedef değil.

P4C, “Soruşturan Topluluk” yaklaşımına dayanıyor. Yani bir sorun etrafında birlikte düşünmek ve konuşmak.  Burada Soruşturma kısmı eleştirel ve yaratıcı düşünme becerilerinin gelişmesi açısından, Topluluk kısmı ise işbirliğine dayalı ve özen gösteren düşünme becerilerinin gelişmesi açısından önemli.

Bilgiyi ezberden hop diye almak değil, önünü arkasını araştırarak içeri kabul etmek ya da etmemek…

Eleştirel düşünmenin ne olduğunu da kısaca açıklamak istiyorum, çünkü tam olarak anlaşılmadığı yönünde bir izlenimim var. Eleştirel düşünmek, her şeye muhalefet etmek, itiraz etmek, hatta tepki göstermek demek değil. Size gelen bilginin zihninizden içeri alınırken bazı süreçlerden geçmesi demek. Yani bilgiyi ezberden hop diye almak değil, önünü arkasını araştırarak içeri kabul etmek ya da etmemek demek. Örneğin “Yalan söylemek yanlıştır” bilgisi size geldi. Bunu sorgulamadan doğru kabul ederek yolunuza devam edebilirsiniz. Ama bu bilginin ne türden bir bilgi olduğu, altında yatan varsayımların neler olabileceği, her durumda doğru olup olmadığını sorgulayabilir, örnekler ve karşı-örnekler yaratarak test edebilir, çıkarım yapabilir, yeni bir hipotez yaratabilirsiniz. İşte bu ikinci durumda eleştirel düşünüyorsunuz demektir. Bu beceriyi de yapa yapa kazanırsınız, kazandıktan sonra da otomatik olarak kullanırsınız. Yani çocuğu eğitiyorum diye, bilgiyi anlatıp aynen kabulünü talep ederek değil. Bir de günümüzde bilgi her yerde, “bilgiyi veriyorum” büyük bir kahramanlık değil, ama bilgiyle nasıl ilişki kuracağını öğretmek anlamlı

Örneğin “Yalan söylemek yanlıştır” bilgisi size geldi. Bunu sorgulamadan doğru kabul ederek yolunuza devam edebilirsiniz. Ama bu bilginin ne türden bir bilgi olduğu, altında yatan varsayımların neler olabileceği, her durumda doğru olup olmadığını sorgulayabilir, örnekler ve karşı-örnekler yaratarak test edebilir, çıkarım yapabilir, yeni bir hipotez yaratabilirsiniz.

Son dönemde çok gündemde olan “Değerler Eğitimi” özellikle seküler bir toplum düzeni için fazlaca normatif bir içerikte. Buna alternatif olarak P4C önerilebilir mi?

Kesinlikle önerilebilir, hatta benim çok ilgimi çeken, üzerinde çalıştığım bir konu. “Erdemler Etiği” sevdiğim bir alan ve bu konuda P4C yöntemine uygun bir içerik üretilirse, değerler eğitimi için çok güzel bir kaynak olur diye düşünüyorum. Cesaret, mizah, dürüstlük, minnet gibi erdemlerin listelenmesinden ya da empoze edilmesinden bahsetmiyorum kesinlikle. Bir hikaye içerisinde o erdeme dair her türlü çatışmayı gündeme getirmek ve sorgulatmaktan bahsediyorum. “Çocuk cesaret şudur diye öğrensin, kesin bilgi iyidir, yoksa eyleme geçemeyiz” diyenler olacaktır. Onlara şunu söylemek isterim; bence de günün sonunda çocuk “cesaret şudur” desin, ama tüm olasılıkları gözden geçirdikten ve çok iyi sorguladıktan sonra. Felsefede doğru yoktur demek, bizim bir doğruyu kabul edip eyleme geçmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Evet herkes ve her durum için geçerli tek bir cesaret tanımı yoktur, ama iyi bir sorgulama süzgecinden geçirdikten sonra “benim için budur” diye bir duruş sergileyebilirim, tüm felsefecilerin yaptığı gibi.

Evet, kesin bilgi iyidir. Ama tüm olasılıkları gözden geçirdikten ve çok iyi sorguladıktan sonra.

Madem “cesaret” erdemiyle başladık, oradan devam ederek bir açıklama daha yapmak istiyorum. Aristoteles’in erdem etiğinde, erdemli davranış altın orana uygun olan davranıştır. Erdemin az ya da aşırı olduğu uç noktaları da dikkate alarak orta ayarda bir yer belirlemek. Örneğin “cesaret”, iki ucu olan “korkaklık” ile “gözü karalık” dikkate alınarak tartışılabilir. Şimdi P4C yöntemiyle bu kavram üzerine bir ders yürütecekseniz, çocuklara anlatacağınız hikayede bu uç noktaların varlığına işaret eden çatışmalar olması gerekiyor. Çünkü felsefi soru orada açığa çıkıyor. Eğitmen eğitimlerinde en çok üzerinde durduğumuz konu bu oluyor, doğru felsefi soruyu ortaya çıkarmak. “Aptalca bulduğumuz kurallara, yanlış bulduğumuz durumlara karşı gelmek cesaret midir?” Bu felsefi bir sorudur. İçimizden biri “kişi bunu bencil motivasyonlarla yapıyorsa, bu cesaret değildir” diyebilir. Yani “kendi bencil çıkarı, kendi canı, kendi ün ve şöhreti için bunu yapıyorsa ben buna cesaret demem” diyebilir. Böyle bir tartışmada, kavram iyice incelir, damıtılır. Ve bu tartışmada hem cesareti kavramakta hem bilişsel becerilerinizi geliştirmektesinizdir. Sadece çocuklar değil bence her yaştan insan için bir ihtiyaç böyle bir çalışma.

Her kademe öğretmeni için bir programınız var. Bir ilkokul öğretmeninin ya da bir lise matematik öğretmenin derste felsefeye neden ihtiyacı olsun ki?

Biz eğitmen eğitimlerimizi iki şekilde yürütüyoruz. Birincisi Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi’nde (BÜYEM) yürüttüğümüz ve her lisans mezununa açık olan eğitmen eğitimi programı. Burada yalnızca öğretmenler değil, her meslekten konuyla ilgili katılımcılar oluyor. İkincisi de okullarla işbirliği içerisinde yürüttüğümüz eğitmen eğitimi programı. Yani bir okulun içerisinde yalnızca onların öğretmenleri için yaptığımız eğitimler. Eğitmen eğitimlerimiz teorik anlatımlardan çok, sürekli uygulamaya dayanıyor. Her katılımcı bir kez kolaylaştırıcı oluyor, bir tartışmayı yönetiyor ve geri bildirim alıyor. Ayrıca bitirme projesi olarak, müfredattaki derslerden bir konuyu seçip, o konuya uygun bir P4C dersi tasarlıyorlar. Mesela bir grup çalışmasında, 4. sınıf matematik dersinden “olasılık” konusunu seçti katılımcılar, bunun üzerine bir hikaye yazdılar ve bize olası, mümkün, kesin gibi kavramları tartıştırdılar. Matematiksel olasılığın deneysel olarak hiçbir zaman test edilemeyeceği durumlar olabileceğini gösterdiler. Bırakın felsefi kavramları, ben olasılığın ne olduğunu ilk kez o derste kavradım!

Toplumsal barış, küçükken kurulan duygudaşlıklarla gelişir diye düşünüyorum. Yargılayıcı olmadan sorgulayabilme becerisini bu programla geliştirebilir miyiz?

Kişi kendisi bir konuda bir yargı bildirebilir, her birimizin hayatta yaşadıklarımıza ya da okuduklarımıza ya da adı her neyse bir şeylere karşı bir yargımız vardır. Bu korkunç bir şey değil. Rahatsız edici olan, kişinin “yargılayıcı” olması. Yani kendi yargısı dışındaki yargıları aşağıda ya da yukarıda görmesi, buna bağlı olarak taraftar ya da dışlayıcı olması. Bu iyi iletişim ve barış içinde yaşamanın önündeki engel oluyor. Ben parkta çocuğuma kereviz salatası yedirirken, yanımdaki anne çikolata yediriyorsa ve ben o anneyi bu davranışıyla “aşağıda” görüyorsam, bu bir sorundur. Doğru bilgiye sahip olduğunu düşünme kibri, aşırı kaygıdan kaynaklanan ve bırakın başka insanlarla çatışmayı, insanın sürekli iç çatışma yaşamasından başka bir şey değil diye düşünüyorum.

Ben parkta çocuğuma kereviz salatası yedirirken, yanımdaki anne çikolata yediriyorsa ve ben o anneyi bu davranışıyla “aşağıda” görüyorsam, bu bir sorundur.

Erdemin her haline dair durum koca bir kazanın içinde, eleştirel düşünen insan bu kazanın içinden kendine uygun olanı seçebilir, aynı zamanda kazanın içindeki çeşitliliği de görür. İşte bu anlamda felsefenin iyileştirici bir etkisi olacaktır. Binlerce yıldır gelen bir insanlık deneyimi havuzu var ve bu havuzda kimsenin durumu çok acayip değil. Bu çeşitliliği görmek, başka türlü olabileceğini anlamak büyük bir farkındalık ve iyileşmenin ilk adımı. Sonuçta felsefe bir yandan da ruha özen gösterme sanatı değil mi?

Kibir, aşırı kaygıdan kaynaklanan ve bırakın başka insanlarla çatışmayı, insanın sürekli iç çatışma yaşamasından başka bir şey değil.

Küçükken kurulan duygudaşlık, bizim istediğimiz şey. Değerler Eğitimi dersi, erdemler etiği temel alınarak P4C yöntemi ile kurgulanırsa, yani “doğru değer şudur” diye öğretmeden,  bir erdemin her haline dair geniş bir soruşturma haritası sunulursa, erken yaşta duygudaşlık kurma becerisinin gelişimine katkı sağlayacaktır.

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • p4c konusunu araştırırken ulaştım bu röportaja , çok keyifli ve aydınlatıcı olmuş. elinize sağlık