Anaokulu Eğitim Gülüş'ün Köşesi Röportaj

Çocuk: Yoğurulacak bir hamur mu, eğitilecek bir birey mi?

Türkiye'nin eğitime ve çocuğa bakış açısı, ABD'ninkiyle çelişiyor. Türkiye’de ve A.B.D.’de okul müdürlüğü yapmış eğitmen Elif Kalkan ile röportaj.

Ülkemiz “Alternatif Eğitim” felsefelerine kucak açtı. Yapılan yoğun çalışmalara karşın aslında oldukça yavaş ve zor yol alınıyor. Sorun, ihraç etmeye çalıştığımız yaklaşımların bizimkinden çok farklı kültürlere ait olması ile de ilgili. Bizim eğitime ve çocuğa bakış açımız, Batı’nın felsefeleriyle çelişiyor. Alternatif Anne’nin uzun dönem yazarlarından Dr. Elif Kalkan yıllarca Türkiye’de, sonra da A.B.D.’de okul müdürlüğü yapmış bir eğitmen ve iki çocuk annesi. Walnut Creek’te yaşayan Elif ile Doğu’dan Batı’ya eğitimdeki kültürel farklılıkları konuştuk. İşte söyleşimiz:

Hem Türkiye’de hem de ABD’de anaokulu öğretmenliği, ardından da okul müdürlüğü yaptın. Ama aynı zamanda iki çocuk annesisin, yani bir velisin. Türkiye’de bir veli olarak yaşadığın sorunlar nelerdi?

Doğma büyüme Ankaralıyım. 30 yaşıma kadar da yurt dışında hiç yaşamadım. Türkiye’de eğitmenlik yaptım ama ebeveynlik deneyimim Amerika’da başladı. Türkiye’ye döndüğümde ilk önce özel okullarda her velinin çocuğuna özel ilgi istiyor olması dikkatimi çekti. Velilerin bu konuda okula baskı yapması beni en rahatsız eden durumdu.

Bir Türk velisi çocuğunu Amerika’da bir anaokuluna gönderdiğinde ne tür farklarla karşılaşıyor?

Doğu kültürlerinin Batı’ya yerleşince en çok “bakım” kısmında hayal kırıklığı yaşadığını gözlemliyorum. Anne çocuğunu okuldan burnu sümüksüz, eli yüzü temiz, saçı başı derli toplu almadığında şikâyetler başlıyor. Bizim kültürde bakım, eğitimin önünde. Amerika’da ise çocuklar en küçük yaştan itibaren birer birey. Arkasından burnunu silmek için peçeteyle gezen bir öğretmen yok yani. Çocuk bahçede oynar, üstü sırılsıklam gezer, hiçbir batılı öğretmen hemen değiştireyim demez. Ben de şaşırıyordum ilk senelerimde. Özel kreşlerde çocuklar, ayakları çıplak, üstü başı kirli geziyorlar. Biz böyle yetişmedik. Bizim kültürümüzde okul öncesi öğretmeni ikinci anne gibidir.  Burada böyle bir anlayış yok.

Bir başka fark, Doğu kökenli birçok velinin çocuğunun ne yediği, ne kadar yediği, öğretmenin neden çocuğa yemek yedirmediği ile aşırı ilgilenmesi. Batılı anne çocuğu okula verdiğinde evdeki bakımı okulda bulamayacağının farkında, buna göre de beklentisi farklı oluyor. “Çocuğum sosyalleşsin, bağımsız olsun” düşüncesi ön planda.

Türk annesi aşırı korumacılığıyla ünlüdür ama “helikopter anne” İngilizceden çevrilmiş bir sözcük. Nasıl davranıyor bu Amerikalı helikopter anne?

Çok ilginç gözlemlerim oldu. Mesela bir anne, çocuğunun adaşı ile aynı sınıfta olmasını istemiyordu, sınıf değişikliği talep etti. Sözde çocuğunun bireyselliğini koruyacak! Yani çocuğunun sosyal çevresine müdahalede bulunuyor ve onu şekillendirmeye çalışıyor. Çok gerçekdışı ve tehlikeli bir eylem bu! Bu şekilde çocuğunu koruma alanında tutmaya ne kadar devam edebilir?

Bir başka anne çocuğunu her gün okula geç getiriyordu. O saatte sınıfın bahçede oynama süresi bitmiş ve içeri girmiş bulunuyorlardı. Anne, oğlunun açık havadan faydalanamadığını ve sabahları okula uyumda güçlük çektiğini söyleyerek sınıftaki diğer 17 çocuğun düzenli olarak faydalandığı bahçe saatinin kendi çocuğu için değişmesini talep etti ve bunun için öğretmenlere baskı yaptı. Amerika’da da çocuğunu daha erken getirmek yerine tüm okulun düzenini değiştirmeyi talep edecek kadar bencil bir korumacılık var! Bunun altında yine bireysellik yatıyor. “Ben” ve “benim hayatım” burada çok ön planda. Topluluk bilinci daha az.

Burada Türkiye’ye kıyasla en rahat yapabildiğim şey, kuralları uygulamak!

Peki, yönetim nasıl davranıyor? Okul müdürü olarak Türkiye’ye kıyasla neleri farklı yapıyorsun?

Bizim toplumumuzda üstlerle ilişkiler mesafelidir. Oysa burada unvan bir şey ifade etmiyor, kim olduğundan çok işin kalitesi ile ilgileniyorlar. İşini iyi yapıyorsan saygı görüyorsun ama öyle olsa bile bizdeki ceket ilikleme anlayışı yok. Herkes herkese ismi ile hitap ediyor, kendi çayını, kahvesini kendi alıyor. Kimse kimseye üstünlük taslamıyor, müdür de, öğretmen de, veli de, temizlik görevlisi de aynı muameleyi görüyor.

Burada Türkiye’ye kıyasla en rahat yapabildiğim şey, kuralları uygulamak! “Bu bizim politikamız” ya da “kurallar böyle” dediğiniz anda akan sular duruyor. Kurallara uymak istemeyen sizinle savaşmak yerine okuldan ayrılmayı tercih ediyor. Türkiye’de okulda hasta çocuk bakamayacağımızı belirttiğim ve ateşli oğlunu gelip almasını istediğim bir veli beni “duygusuz” olmakla suçlamış, “aynısı sizin de başınıza gelsin!” diye beddua ederek ağlamıştı. Burada bu konuda hiç sıkıntı çekmedim. “Kurallar güvenlik içindir” anlayışı işliyor. Beklentilerinizi en baştan açıkça konuşuyorsunuz, sonrasında pazarlık edilmiyor.

Yine de “keşke şimdi Türk gibi davransalar” dediğin durumlar oluyor mu?

Evet, eğitmenlerin biraz daha Türk şefkati ve hassasiyeti göstermesini isterdim. Bence bu benim de Türk kültürü ile yoğrulmuş olmamla ilgili. Soğuk havalarda gidip montlarının fermuarını çekiveriyorum. İçimize işlemiş bazı şeyler!

Okulda farklı milletlerden velilerle ilişki içindesiniz:  İranli,Hintli, Çinli… Onların da tutumlarını gözlemliyor musunuz? Amerikan kültürü ile hangi milletler daha çok çatışıyor?

Gözlediğim kadarıyla Asyalılar ve Ortadoğulular dâhil hepimiz daha çok yedirebilmek için uğraşıyoruz çocuğa! ABD’de “çocuk ne kadar yemek istediğini bilir, yemiyorsa doymuştur” denir, ısrar edilmez. Ayrıca Doğu kültürlerinde çocuğa “teşekkür et”, “merhaba de” diye sürekli yönlendirmeler yapılıyor. Amerikalı veli bunu asla yapmaz. Bunun altında yine “çocuğa saygı” anlayışı yatıyor. Ana mantık, çocuk ya da yetişkin, herkesi birey olarak görmek ve seçimlerine saygı duymak.
Doğu kültüründe çocuk, yetişkinin yoğuracağı bir hamur. Batı kültüründe çocuk, kendi kişiliği olan ve gelişmekte olan bir birey. Bu anlayış, eğitim felsefelerinde çok net fark ediliyor.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız