Çocuk Çocuk Psikolojisi Çocuk Sağlığı Kategorisiz

Çocuk istismarı: Bireysel ve toplumsal duruş

Başta cinsel ahlak kurallarını çok önemseyen toplumuzun bireyleri, bu konuya gelince dilsiz şeytana dönüşüyor:

person-1041904_6401989 yılında Birleşmiş Milletlerce kabul edilen ve Türkiye tarafından da 1990 yılında imza atılan, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ nin 19. Maddesinde, “Taraf devletler, çocuğun ana–babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.” yazar.

Çocuk haklarının, uluslararası ortamda önem kazanması açısından, dönüm noktası olan sözleşmenin bu maddesi, kısaca şunu beyan etmektedir; devletler, cinsel suistimal, fiziksel ve bedensel her türlü şiddete karşı çocukları koruyacaktır. Peki, korumakta mıdır? Hayır.

Türkiye’ de son 10 yılda, cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 300.000. Bu çocukların %65’i kız ve %35’i de 11 yaşın altında. Son 20 yıl içinde, aile içi yakınlarının ensest istismarına uğrayan çocuk sayısının 350-400 bin arası olduğu tahmin ediliyor. Bu vakaların, sadece 600 tanesi adli mercilere taşınmış.

Neden? Çünkü korkuyorlar. Neden? Çünkü yalnız bırakılıyorlar. Neden? Çünkü ölüyorlar, öldürülüyorlar.

Küçük çocukların, intihar etme nedenleri arasında, ensest istismar % 70 oranında. Ayrıca, töre cinayetlerinde son 20 yılda öldürülen 400 çocuğun neredeyse hepsi, ensest istismar sebebiyle öldürülmüş. Sözüm ona “namus” temizlenmiş.

Korkunç değil mi? Yukarıda yazdığım her bir rakamın içinde, bir isim, bir hayat saklı. Hayatı sona eren ya da hayatının sonuna kadar, kendinden ağır izler taşıyacak olan masum yavrucaklar, birer istatistik olarak, raporlarda yerini alıyor. Hatta, birçok kapalı kapıların ardında neler yaşandığını, istatistiksel bir veri olarak ortaya koymak bile mümkün olmayabiliyor. Çünkü birçok vakada, kol kırılıyor yen içinde kalıyor.

Toplumsal ahlak kurallarını çok önemseyen, hatta cinsel ahlakı (!) her şeyin üstünde tutan bir toplumun bireylerinin, söz konusu ensest istismar olduğunda dilsiz şeytana dönüşmesini, kendi adıma dehşetle izliyorum. Bırakın bu insanların dilsiz şeytana dönüşmesini, ensest gibi bir suçun normalleştirilmesine aracılık ettiklerine şahit oluyoruz. Hatta bu normalleştirilmeye karşı çıkan insanların, ensesti normalleştiren yorum ve görüşleri ortaya atanlardan, daha çok ve acımasızca eleştirildiğine şahit oluyoruz. En vahimi de, tartışılamaz, yargılanamaz ve eleştirilemez gördükleri kişilerden ve kurumlardan çıkan bu korkunç yorumları, kabullenecek noktaya geldikleri.

Ensest bir suçtur. Yaşı kaç olursa olsun, bir babanın evladını, cinsel açıdan istismar etmesi suçtur. Hem de ağır ceza gerektiren bir suçtur. Aslında, ensestin normal görülmesi ve bu şekilde yorumlanması da suçtur. Ülkemizde hukuki olarak karşılığı, verilen cezalar ne derecede yeterli, tartışmalı bir konu.

Ancak tartışmaya açık olmayan bir konu var ki, o da ahlakın, bireylere, inanışlara, düşüncelere ve kurumlara göre farklılık göstermeyeceği ve yaşam hakkına saygı duyulması gerekliliğidir.

Çocukları korumak için, uluslararası sözleşmelere ihtiyaç duyulması ne kadar üzücüyse de bir o kadar da gerekli. Uygulanabilirliği de, önce devletlere sonra da o toplumu oluşturan bireylere bağlı.

Sözleşmedeki maddelerin, sadece orada yer aldıkları için değil, çocuğun doğal hakkı olduğu için uygulanması gereklidir.

Çünkü yaşamak, mutlu olmak ve çocuk olmak, her çocuğun en doğal hakkıdır.

Nihal Şenpınar

1977 Doğumlu bir aslan burcuyum. Tam zamanlı anne, part time patronum. Düşünmek ve konuşmanın yetmediği her an yazmayı isteyen hevesli bir acemiyim. Anne olduktan sonra bildiğim, tecrübe ettiğim ve bilmeyip de öğrenmek istediğim ne varsa paylaşmak ve çoğalmak için yazıyorum. Her şeyin mucize olduğuna inanıyorum. Kızım Elif gibi... İzmir' de yaşıyorum, bu şehri seviyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız