Kategorisiz Reklam

Çocuk Bayramı’nda çocuk sevindirmek

23 Nisan ruhuna uygun bir hediye, tam çocuk sevindirmek için:

b06b3b67-ba21-48f3-a72c-cda18b743181Nisan ayı, hem baharın güzelliği, mor salkımların açmaya başlaması hem de çocukluğumun pek sevdiğim bayramı olan –ki anneme göre yılın ilk dondurmasının yenebilme tarihi- 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile yılın pek sevdiğim zamanlarından biridir. Yazıya başlamadan önce Wikipedi’den biraz bilgi aşırayım;

Şimdiki adı “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olan bayramı aslında 3 farklı bayramın birleşimi. Bu bayramda 3 farklı kutlama yapılıyor; ilki 1 Kasım 1922’de kutlanmaya başlanan “Hakimiyet-i Milliye” yani saltanatın kaldırılışı ve egemenliğin halka verilmesinin kutlanması, ikincisi 23 Nisan 1920’de açılan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu  gerçekleştiren TBMM’nin açılışının kutlanması ve üçüncü ve son olarak da savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukları bir bahar şenliği ortamında sevindirmek için 1927’de ilan edilen ve ilki Atatürk’ün himayesinde düzenlenen “Çocuk Bayramı”.  Her üç kutlama da özünde güzel duygular barındırıyor ve şimdilerde çocuk olanlar için bunu temenni edemeyeceksem de umarım bundan sonra doğacaklar kendi egemenliklerinin sahibi olarak ve savaşları sadece hikayelerden duyarak büyürler…

Çocuklar ki geleceğimizin tek teminatı, onlar olmasa yaptıklarımızın, keşfettiklerimizin, icatlarımızın bir anlamı kalır mıydı? Bu yüzden de “çocuk sevindirmek” hemen her kutlamanın bir parçası değil midir zaten? Ama 23 Nisan’ı önemli kılan kutlamanın bir parçasından çok kutlanacak şeyin “çocuk” olması değil mi?

Ben bu ay gelen Pakolino kutusunu çocuklara bayram hediyesi olarak sakladım, ve tabii çıkardığımda sevinçleri görmeye değerdi… Pakolino ile ilgili en sevdiğim şey, eskiden bizlerin yaptığı toprak çanak çömlekler gibi, çocuklar oyuncaklarını ya da aktivite için gerekli materyallerini yapmak için emek veriyorlar, bu yüzden de satın alma herhangi bir oyuncaktan daha fazla heyecan yaratıyor çocuklarda. Emek verip hazırladıkları materyalleri saklamak konusunda da bu yüzden çok itinalılar. Örneğin hala tombalayı, karton arabaları, yolları, trafik işaretlerini oynamaya devam ediyorlar.

Bu ayki kutu ise oyuncak anlamında çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane tadında. Evet, belki üç aktivite var ama bin kutu eğlence vaad ediyor. Ayrıca 23 Nisan ruhuna uygun bir hediye, tam çocuk sevindirmek için…

FullSizeRender_1İlk aktivite bir yağmur çubuğu yapmaktı. Oğlum okumayı söktüğü için direktifleri takip ediyor, kız da el işlerini dikkatlice yapıyor. Bu sayede ilk aktiviteyi büyük bir hızla yaptılar, ama oyuncak hazır olduğunda hemen okulda oynadıkları bir oyunu oynamaya başladılar. Biri yağmur çubuğunu çalıyordu diğeri (bu arada geçen kutudaki kuş kostümünü giymiş:) dans ediyordu. Yağmur çubuğunu durduğunda dans eden kuş heykel oluyordu.

Ertesi gün üçüncü aktiviteyi yapmak istediler, zira “kimin patisi?” başlığına duydukları meraktan neredeyse kurdeşen dökeceklerdi. Bu aktivite de ben yardım etmek istedim hem biraz zordu hem ikisi bu takım çalışmasını organize etmekte zorlanacaklardı. Önce ayak izlerini boyadılar, bu arada bir önceki kutuda yer alan sünger fırçayı saklamıştım.

pakolino23nisan01Bu sayede ikisi birden aynı anda boyama yapabildi. Kuruması için o kadar sabırsızlardı ki biraz teknik destek aldık ve saç kurutma makinesi ile kuruttuk. Oyunun hazırlığını bitirdik. Ama oynamak çok zor oldu, zira gülmekten birinci turu tamamlayan olamadı. Artık yavaş yavaş daha ciddi oynamayı öğreniriz.

Sabah üçüncü aktiviteyi yapmıştık ama akşamı ancak beklediler ve ikinci paketi de açtık; “Zıplayan kurbağalar”.  Ben yemeği hazırlarken mutfak masasında yaptılar ve oynamaya başladılar.  Ama havuza düşeremedikleri zıplayan kurbağalardan dolayı kuralı değiştirdiler ve paketin içinden çıkan gölü küçük bulmuşlar onun yerine kim daha uzağa fırlatacak diye iddiaya tutuşup, oynuyorlardı:))

Bence 4-6 yaş aralığı için ki bizim evdekiler tam da bu yaşlarda Pakolino alınabilecek en harika oyuncak, hevesi geçse bile emeği olduğu için kıymeti azalmıyor…

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız