Gülüş'ün Köşesi Kitap

Çocuğunuz 30’larındayken sizi neler bekler?

“Her şeyin fazlası zarar” derlerdi ama sevginin fazlasını hep övdüler. Kimse çıkıp anne babalara “ne yapıyorsunuz siz!” diye haykırmadı. Ta ki ABD’den özeleştiriler başlayana kadar…

Anne olduğum zaman bana “çocuğunu sınırsızca sevmekten korkma” diye öğüt verdiler. Dediler ki, sevginin fazlası olmaz. Tatlı, şiirsel bir bakış açısıydı bu. Ne var ki bebek patlaması devrinden bu yana bir takım yeni ifadeler dolaşıyor ortalıkta: “Aşırı ebeveynlik”, “helikopter ebeveynlik” ve “aşırı korumacılık”, uzmanların son yıllardır yaptığı gözlemlerin sonucunda ürettiği tanımlar. Ne oldu dersiniz, biz çocuğunu sınırsızca sevenlere ve sınırsızca sevilen çocuklarımıza?
Her şeyin fazlası zarar” derlerdi ama sevginin fazlası hep övüldü, kimse çıkıp anne babalara “ne yapıyorsunuz siz!” diye haykırmadı. Ta ki ABD’den özeleştiriler başlayana kadar…

Ülkece A.B.D. hayranlığımız çok eskilere dayanıyor. Nedenini bilmediğim bir şekilde memleketimiz, hemen yanıbaşımızda olan Avrupa kıtasının değil de, onun ötesindeki Amerika’nın kültürünü, yaşam tarzını ve yasalarını örnek almayı yeğliyor. Yarışma programlarımızın, iş yönetim modellerimizin, tüketim alışkanlıklarımızın hep A.B.D.’den kopyalanmış olduğunu fark etmiş olmalısınız. Çocuk yetiştirme konusunda da, baby shower’lardan konsept partilere, doula’lardan koçluk desteklerine, Avrupa’da pek tutmayan Amerikan modellerinin istilası altındayız. Amacı hatırlayan var mı? Daha medeni bir çocuklu hayat. Tüm bu yeni davranışların nelere vesile olacağını görmek için, yine dönüp A.B.D.’ye bakmamız gerekiyor…

İKÜ Yayınevi, A.B.D.’de yapılmış yeni araştırmalardan birini Türkçe’ye kazandırdı. Stanford Üniversitesi Rehberlik Bölümü dekanı Julie Lythcott-Haims, aşırı ebeveynliğin Y kuşağına ve onların anne babalarına yaptıklarını gözlemlediği “Bir Yetişkin Yaratmak” adlı kitabında tehlike çanlarının çaldığını ve yön değiştirme zamanının çoktan geldiğini bildiriyor.

Aşırı korumacılığın uzun vadeli zararları

Tehlike hissi, başarısızlık korkusu, özgüven eksikliği ve yetersizlik duygusu. İşte bebek patlaması neslinden bu yana anne-babaları etkisi altında tutan dört temel duygu. Yazar, bu duyguların sivrilip normal seviyenin üzerine çıkmasına vesile olan bazı olay ve anları tespit etmiş. Örneğin 1983 yılında ABD’yi etkisi altına alan “Adam” isimli film, anne babalarda tehlikeli yabancı korkusunu perçinlemiş. Oyun grubu uygulaması ise ebeveynlerin kendilerini ve çocuklarını kıyaslamaları, bu zaman diliminde kendilerini geri plana itmelerine rağmen yetersiz hissetmeleri için uygun bir ortam oluşturuyor. Çocuklarımız adına kendi hayatlarımızdan feragat ettikçe değerimizi de onların başarıları ile ölçer olduk. Kısa vadede ilgili ebeveyn görüntümüzle kazançlı çıkıyor gibi görünsek de, uzun vadede başka şeyler oluyor…

Bir Yetişkin Yaratmak” kitabında Haims bebekleri ve çocukları değil, ABD’deki kolej öğrencilerini, üniversitelileri ve iş sahibi yeni gençleri gözlemlemiş. Ama elde ettiği bulgular anaokulu çocuklarından bahsettiği izlenimini bırakıyor okurda! Halloween ikramlarının içine jilet konmuş mudur diye 13 yaş çocuğunun şekerlerini didikleyen baba mı istersiniz, üniversiteli kızından gün boyunca haber alamadığı için Stanford’u arayan anne mi! Haims, “çocuğunun özsaygı bekçisi” olan anne babaların “Herkese Ödül Var Nesli” çocuklarının, cep telefonlarını “dünyanın en uzun göbek bağı” olarak kullandıklarını bildiriyor. Çocuklarımızın bir yabancı tarafından öldürülme riski milyonda bir iken bahçede oynamasına izin vermiyor, araba kazasında ölme riski 1/17625 iken çocuklarımızı arabaya bindiriyoruz. Anne babalar olarak mantık sınırının çoktan dışına çıkmış durumdayız.

Çocuklarımız adına kendi hayatlarımızdan feragat ettikçe değerimizi de onların başarıları ile ölçer olduk. Kısa vadede ilgili ebeveyn görüntümüzle kazançlı çıkıyor gibi görünsek de, uzun vadede başka şeyler oluyor…

Medya, mantığı köreltiyor

Ne zaman bu kadar paranoyak, bu kadar obsesif olduk? Yazarın cevabı açık: Medya, özellikle de sosyal medya bu kadar yoğun biçimde hayatlarımıza girdiğinden beri. Her şeyi, her yerden ve anında duymak, mantığımızı kullanmamızı zorlaştırıyor.

ABD’nin yaptırımları yetersiz: Normalleşmeyi teşvik etmek yerine aslında aşırı davranışları teşvik ediyor. Örneğin yazar Kim Brooks, serin bir günde 4 yaşındaki oğlunu 5 dakikalığına arabada yalnız bıraktığı için tutuklandı. Herkesin zorba, her şeyin çocuk istismarlığı sayılabileceği dengesiz kural ve yasaların “kültürel bir mayın tarlası” yarattığını söylüyor Haims. Gelişmiş bir ülke olan ABD’deki bu hal, gelişmiş bir ülke olan İsviçre’deki hal ile taban tabana zıt. Bir Amerikalı, bir İsviçre çocuk parkına çocuğunu sokmaktan korkar! Ancak çocuklar için daha iyi olanı aradığımızda, başka bir soru sormuş oluyoruz: Gelişmekte olan bir birey ne kadar özgürlüğe ihtiyaç duyar?

Çocuklarımızın bir yabancı tarafından öldürülme riski milyonda bir iken bahçede oynamasına izin vermiyor, araba kazasında ölme riski 1/17625 iken çocuklarımızı arabaya bindiriyoruz. Anne babalar olarak mantık sınırının çoktan dışına çıkmış durumdayız.

“Anne Babanızı İşe Getirin Günü”

Haims, anne babaların mantık çerçevesi dışına çıktıklarını fark etmediklerini, kendilerine muhtaç çocuklar yarattıklarını, bunun da bireylerin kişisel tecrübe ve başarı oranını azalttığını, yeni neslin “bireysel iktidarsızlık mağduru” olduğunu gözlemliyor. Günümüzde ABD’de oğlunun işyerinde fazla çalıştığını duyan bir baba, patronu arayıp oğlunun derdini onun yerine anlatmaya kalkıyor! Tabii işyeri de çalışanını sağlıklı bir yetişkine çevirmekle sorumlu olmadığından, yeni nesilden en iyi verimi alabilmek için normal olmayan tutumlar sergilemeye başlıyor. Örneğin Google ve Linkedin, “Anne Babanızı İşe Getirin Günü” yapıyor. İşi anlamak için gayret göstermeyen yeni nesil için adım adım ne yapması gerektiğini söylüyor. İşyerinde özgürlük, sadece esnek çalışma saatleri ve şeffaf yönetim için geçerli.

ABD’de üç anneden biri antidepresan kullanıyor!

Anne-babalara gelince, yüksek gerilim hattı altında depresyonla savaşıyorlar. ABD’de üç anneden biri antidepresan kullanıyor! Yeni nesil çocuklar, gergin anne babalarla büyüyor! Tüm bilgi ve becerilerini iyi ebeveynlik yapmaya kullanan bu yetişkinlere “biraz geri çekilin” demek, hakaret gibi. Oysa yapmaları gereken tam da bu!

Bize “biraz geri çekilin” demek, hakaret gibi. Oysa yapmamız gereken tam da bu!

“Çocuğunuz 30’larındayken sizi neler bekler”

Neticede Haims, günümüz ABD’sinde ebeveynlik şeklinin normallikten çok uzak olduğunu bildiriyor ve anne babanın nihai görevinin kendilerini gereksiz kılmak olduğunu hatırlatıyor. Eğer günümüzde bir yazar, “Çocuğunuz 30’larındayken sizi neler bekler” tadında bir kitap yazmışsa –ki yazmış!- yeni bir yol aramanın vakti çoktan gelmiş demektir! Bu yolda neler yapabileceğimizi de uzun uzun anlatan yazara hem anne babaların, hem de uzmanların kulak vermesini yürekten dilerim.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız