Ergen Kategorisiz Yetişkin Psikolojisi

Çocuğumuza en sık yaptığımız haksızlık?

Ben de bazen bağırıyorum çocuklarıma. Bir gün öyle bir bağırdım ki, daha bağırırken kendime Hop! Delirdin mi sen? Ne yapıyorsun be kadın! demiştim.

“Az önce çocuğuma bağırdım. Onu korkutmak, onu tepeden tırnağa titretmek amacıyla bağırdım. Bir keresinde bana da böyle bağırılmıştı, unutamadım. Öfkemi kontrol edemediğim ve çaresiz kaldığım için bağırdım. Öyle bir bağırdım ki eğer kendimi dışarıdan gözlemleyen biri olsaydım, arkamdan konuşmadan edemezdim: Hangi anne çocuğuna bu şekilde bağırır? Öyle bir bağırdım ki, bir daha asla böyle bağırmak istemiyorum. Şimdi o uyumak üzere. Küçük kafasında o sesimin hala yankılanıyor olabileceği düşüncesi beni perişan ediyor. Ben nasıl bir anneyim ki canımdan çok sevdiğim bir insana böyle bağırdım? Bu akşam, olmak istediğim anne değildim!”

Bu sözleri ben yazmadım. Ama ben yazmış olabilirdim! Çünkü ben de bazen bağırıyorum çocuklarıma… Bir gün öyle bir bağırdım ki, daha bağırırken kendime “Hop! Delirdin mi sen? Ne yapıyorsun be kadın!” demiştim. Ama sanki bunu diyen ben değilmişim gibi “o kadın” bağırmaya devam etti, sesini hiç ama hiç kontrol edemedi.

Şiddet. Sadece vurmakla, dövmekle mi olur? Bazen bütün özenimize rağmen çevre koşulları bizi uçurumun ucuna getiriyor. Ben de haftalardır çocuklarımla evde hapsolduğum, sürekli ev işi yaptığım, kızımın öğle uykularını uyuyamadığı ve birikmiş işlerimi bırakın bitirmeyi, başlamayı dahi başaramadığım bir dönemdeydim. Ve bağırıvermiştim. Çocuklara! Acaba o günü sonsuza dek unutmayacaklar mıydı? Bağırmak ne kadar zararlı olabilirdi? Ve acaba bağırmanın iyi olduğu durumlar da var mıydı? Bakalım uzmanlar ne diyor:

Çocuk, ergen ve evlilik terapisti Anıl Saraç bağırmanın son derece doğal bir tepki olduğunu hatırlatıyor: “Bağırmak, ağlamak, anne-baba kavgası, bunlar hayatın bir parçası. Bu süreçler çocuktan gizlenmemelidir. Önemli olan sakinleşebilmek, barışabilmek ve çocuğa bunu uygun bir dille anlatabilmektir.”

Bununla birlikte Uzman Pedagog Belgin Temur, bağırmanın tek “yararı”nın o anda çocuğu korkutup sindirmek olduğunu hatırlatıyor: “Var gücüyle bağırmak, hepimizin çok kızdığımızda otomatik olarak tepki şeklinde verdiğimiz bir reaksiyon. Bir çaresizlik ifadesi. Yapacak başka bir şeyi olduğunu düşünememek. Sonrası düşünülmeden verilen bir tepki.” Olası zararları, saymakla bitmiyor:

–          Çocuğun korku yaşamasına neden olur. Birisi tarafından kolayca korkutulabilir olduğunu hisseden çocuk, başka korkular da geliştirir.
–          Anne ile arasındaki güven ilişkisi zedelenir.
–          Annenin çocuğu üzerindeki etkisi azalır.
–          Çocuğu agresyona yöneltir. Kendisi de kızdığında, engellendiğinde ya da yapmak istemediği bir şey olduğunda benzer şekilde tepki vermeyi öğrenir. Hatta fiziksel şiddete bile başvurabilir.
–          Temel güven duygusu zedelenir. Sadece olumlu ve istenen davranışlar sergilediğinde “sevildiğini ve değer gördüğünü” aksi halde bir değeri olmadığını, sevilmediğini düşünür. Bu duygu ve düşüncenin bir ileri safhası, çocukluk depresyonudur.

Peki, anneler kızamaz mı? Hiç kontrolden çıkamaz mı? Bir anne tam olarak ne kadar bağırırsa bu sonuçlara yol açar?

“Elbette anne de bir insan” diyor Belgin Temur; “Kendisini kontrol edemediği zamanlar olacaktır. Ancak bu öfkelilik hali ve ardından bu kendini kontrol edemezlik çok sık oluyorsa o zaman yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu düşünmek ve bir profesyonel yardım düşünmek gerekir. Çünkü böyle bir durumda genellikle sorun çocuğun “yaramazlığı” değil, annenin üzerindeki yüklerin fazlalığı ve yaşamda baş edemediği ya da kendisini mutsuz eden başka faktörlerin oluşudur…”

Bu durumda eğer çok sık bağırıyorsak kendimizi bir elden geçirmeyi, kendimize rahatlatıcı uğraşlar bulmayı ihmal etmeyelim. Unutmayalım ki bağırmak bir nev-i şiddet uygulamaktır. Çocuklarımız ise, en değerli varlıklarımız…

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 10 Ekim 2012 tarihinde yayımlanmıştır.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

4 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız