Editörün Seçtikleri Güncel Gündem Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik

Çalışan annenin #siekonuşmaları notları

“Ay bu içi boşaltılmış, bol sponsorlu, annelik pohpohlayıcı aktivitelerden değil! Ben buna mutlaka gitmeliyim!” dedim...

Bu yazıyı Gülüş Hanım’ın “izlenimlerini yazsana?” teklifi üzerine hazırlıyorum. Yani tamamen benim subjektif görüşümü içeriyor. Peki, kim ki bu görüşleri yazan?  Sen, ben gibi biri. İpek işte, @çalışananneolmak Instagram hesabının sahibi, Ankara’da yaşayan, 14 aylık bir kızın ebeveyni okuma araştırma heveslisi sıradan bir çalışan anne işte.

Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik Konuşmaları… Afişi gördüğümde aslında söylemesi zahmetsiz, ama kelimeleri ayrı ayrı düşününce ne kadar çetrefilli bir iş diye düşündüm.  Bence bu bir yaşam mottosu, hayata bakış felsefesi barındırıyor. Hani diyetisyenler kilo kontrol tavsiyesi verirken yaşam şeklinizi değiştirler ya, işte öyle. 8-9-10 Aralık 2017 tarihlerinde gerçekleşeceğini öğrendiğim etkinliğin konuşmacılarını görünce gözlerim yuvalarından fırladı! “Ay bu içi boşaltılmış, bol sponsorlu, annelik pohpohlayıcı aktivitelerden değil! Ben buna mutlaka gitmeliyim!” dedim ve ilk iki gününe katılabildim.

Konular üç gruba ayrılıyordu ve günümüz annelerini can damarından vuracak şekilde tasarlanmıştı.

Bu devirde çocuk yetiştirmek insana bu yetersizlik duygusunu hissettirebiliyor…

Birinci gün, “Bu devirde çocuk yetiştirmek (21. Yüzyıl anneliği)” temasına ayrılmıştı. Açılışı karşımıza bir tahteravalli ile çıkan Gülüş Türkmen yaptı. Konuşmasına Dengede durmanın dayanılmaz ağırlığı” adını vermişti. O gün Cuma günüydü, işten izin almışım, bebe bakıcısına emanet, acelesiz, sükûn içinde bir etkinlik geçireceğim derken Gülüş Hanım’ın “Evde evladımı karşılayayım, evimden kek kokuları yükselsin hayalim vardı” lafıyla gözlerimin dolması bir oldu!  Ah, benim hayalini kuramadığım yumuşak karnım… El yordamıyla doğruyu bulmaya çalıştığımız annelik serüvenimizde okuduğumuz kitaplar, bloglar, etraftan duyduklarımız, izlediğimiz reklamlar vs. derken bize sürekli kontrolü kaybetme, en iyisini yap, en mükemmel anne ol baskısının nasıl da pompalandığını sonuna kadar hissediyorum. Özellikle çalışan ve evladından günün 11 saati ayrı kalan bir anne olarak. Üselik çalışmanın bana iyi geldiğini ve bizim doğrumuzun bu olduğunu çok iyi bildiğim halde! Kimse mükemmel değil ve mükemmel olmak istemek çok saçma desek bile, bu devirde çocuk yetiştirmek insana bu yetersizlik duygusunu hissettirebiliyor.
İşte bu hisse dokundu Gülüş Türkmen.

Sınırlarımızı dış yönlendirmelere göre değil, kendimize göre çizmeliyiz, ama mutlaka çizmeliyiz!

Bu biraz da mizansen içeren açılış konuşmasından sonra Sihirli Bahçe Montessori okulunun kurucusu, Eğitim Uzmanı Nesrin Demiray “Hangi Yönde Emek Veriyorsunuz?” ismini verdiği konuşmasını yaptı. Her ailenin sınırları kendine hastır, dedi Nesrin Hoca. Mesela, ben bir yemeğin salonda yenmesine izin verebilirim, başka bir ailede yemeğin mutfakta yenmesi kesin bir kural olabilir. Sınırlarımızı dış yönlendirmelere göre değil, kendimize göre çizmeliyiz, ama mutlaka çizmeliyiz ve anne baba arasında bu sınırlar konusunda uzlaşı olmalı.  Çocuk sınırlarını anlayabilmek için onları sık sık test eder, işte bu sırada ona farklı mesajlar gitmemeli, hatta bu kurallar yazılı olmalı diyor Nesrin Hoca. 21. Yüzyılın çocuklarımızdan neler beklediğini ve bu geleceğe evlatlarımızı nasıl hazırlamamız gerektiğini, liderlik, grup çalışması, özgüven, kendini ifade etme vb. başlıklarla anlattı. Her cümlesi çok değerli konuşmasının bence en önemli mesajını konuşmanın sonunda verdi Nesrin Hoca. “Çocuklarınıza sözle dokunun” dedi. Ne kadar güzel bir cümle! “Ona okuldan geldiğinde ne yediğini sormayın, neler yaptığını, neler hissettiğini sorun, kendiniz ne yaptığınızı ve neler hissettiğinizi anlatın bu herşeyden değerli” dedi.

Uzman Psikolog Beril Pabuççuer “Çocuğun duygusal yükü” adlı konuşmasında çocuklara giydirilen büyüksü kıyafetlerden, yemeğini yersen büyürsün vb. teşviklerin çocuk için zararlarından bahsetti. Sarılmak ve dokunmak ile yükselen oksitosin hormonunun ebeveyn çocuk ve hatta eşler arasındaki iletişime katkısını araştırma sonuçlarına dayandırarak açıkladı. “Büyütmeyin çocuğu! Biz büyüdük de ne oldu? Bu acele niye? Bu hedef niye?” diye sordu! Çok haklı! Çocuğa anı yaşamayı, andan zevk almayı öğretmek yerine sürekli o hiç gelmeyen geleceği hedeflemek ne kadar yanlış diye düşündüm bunu da not ettim kafama!

Yapmamız gereken destek vermek, takdir etmek, önünü açmak ve fırsat tanımak ötesi değilmiş!

Uzman Psikolog Burcu Aksongur “Proje Anne” adlı konuşmasına çarpıcı bir örnekle başladı. “Ben bir mimar olarak senin için bir ev tasarladım. Evde senin bütün ihtiyaçlarını düşündüm. Bunun için seni tanımama ya da isteklerini, duygularını dinlememe gerek yok, ben senin adına düşündüm ve bu evin içinde yaşamak zorundasın ama bu evde çok da mutlu olacaksın, tamam mı?” dedi. Mesaj çok çarpıcı değil mi? O kurstan bu etkinliğe koşturulan çocukların ne istediğini, neye yeteneği olduğunu , neyi yapmaktan zevk aldığını hiç düşünmeyen ebeveynlerin yaptığı da tam olarak bu değil mi? Ve ekledi, araştırmalar gösteriyor ki başarılı insanların hayatları hiç de sanıldığı gibi öyle projeli değil. Ebeveyn olarak yapmamız gereken, destek vermek, takdir etmek, önünü açmak, fırsat tanımak daha ötesi değilmiş.

Konuşmaların sarhoşluğuyla biraz bahçede hava aldıktan sonra ikinci günü iple çekmeye başladım.

İkinci gün konuşmalarının teması “Bu Topraklarda Çocuk Yetiştirmek”ti. Çocuk gelişim uzmanı Sibel Özkızıklı “Küçüğümü korumak büyüğümü saymak” adını verdiği konuşmasında klasik Türk Annesi evhamlarının çocuğun gelişimine negatif etkilerini sıraladı. Bizim fındığı kucağıma verdiklerinde “Allah’ım ne kadar küçük, onu bütün dünyadan korumam gerekiyor!” diye düşündüm.  Ama bu işin uzmanı Türk annesine diyor ki “Bu topraklarda yetişen çocuklar üşümeyi bilmiyor çünkü sırtında yeleği hazır, acıkmayı bilmiyor çünkü yemeği hazır, yorulmayı bilmiyor çünkü hemen kucağa alınmış!” Ona yapacağımız en büyük iyilik duygusuna saygı duymak, isimlendirmesini sağlamak, sorununu çözmesine, seçim yapmasına izin vermek değil mi?

Düşündüm, kızım büyüdüğünde nasıl biri olmasını isterim? Hem kendine hem de çevresine saygı duymayı bilsin, yeri geldiğinde seçimini yapsın, ve arkasında dursun,  ayakları yere sağlam bassın, duygularını yaşasın, anlamlandırsın ve sorunlarını kendi çözsün istemez miyim? Demek ki bu iş bu yaşlarda ve evde başlıyor diye ekledim notlarıma.

Hissettiğim sorunun ağırlığı değil, “aman kötü anne gibi görünmeyeyim baskısı”.

Atarlı Anneler’in kurucusu Senem Taşgöz “Stresinizi Sevin” isimli konuşmasında, iyi stres ve kötü stresi ayrıştırıp aşırı ebeveynliğin kötü strese sebep olduğunu anlattı. Konuşmasında dikkatimi en çok çeken fazla sakin kalma çabasının, fazlaca iyi ebeveyn olma çabasının ve elalem ne der baskısının yarattığı stresin ebeveyne zararına değinmesi oldu. Evet ya, dedim içimden, çoğu zaman olan tam da bu! Çocuğumla bir sorun aşmaya çalışırken hissettiğim sorunun ağırlığı değil, “aman kötü anne gibi görünmeyeyim baskısı” olmuyor mu çoğu zaman? Çocuk yemeğini yemezken mesela, yedirememiş anne olma düşüncesi omuzlarıma çocuğun yemeğini yememesinden daha fazla yük yüklemiyor mu?

Toprak Baba Yaşam Merkezi’nin sahibi Halil Uzel “Babaya rolünü iade edin” adlı konuşmasında adına yakışır şekilde babalık hakkını talep etti! “Baba, mecbur kalınınca çocuk emanet edilen kişi değildir, o babadır, anne kadar ebeveyndir” diye seslendi Türk Annelerine. Annelerin kutsallıklarını paylaşamama, babaların sorumlulukları devralamama sorunlarından bahsetti ve şahane konuşmasının her cümlesine imzamı atabilirim.

Binbir Çiçek Montessori Okulu kurucusu ve Eğitim uzmanı Hilal Öktem, “Çocuğunuzu vitrininiz yapmayın” diye seslendi. “Vitrin güzel dursun” düşüncesinden, blogger annelerle birlikte patlayan ve birçok kişide uyandırılan yetersizlik hissi sebebiyle jargona giren Süper Anne Sendromundan bahsetti.  Herkes sen ben gibi işte, bazen saçı başı dağınık, bazen evi barkı dağınık, bazen hatalar yapıyor vs.

Kaçmayın, çözüm bu değil, hayatı olağan dışı yapın!

Son konuşmacı Başkent Üniversitesi Eğitim Dekanı Prof. Dr. Özcan Yağcı idi. “Eğitim Sistemimiz ve Biz” isimli konuşmasında “en iyi model diye birşey yok, herkes kendi kitabını yazar” diyordu. “Çok eleştirilen eğitim sisteminden kaçmayın,çözüm bu değil, ama çocuğa iz bırakacak okullar, düşünce yaratacak öğretmenler bulun ve mutlaka hayatı olağan dışı yapın” diyordu. Niyet, o niyette sebat edecek kararlılık ve irade ile olağandışı hayatı yaratabilirsiniz lafını kulağıma küpe ettim.

Ben Pazar günü konuşmalarına katılamadım ama bu iki gün bana çokça düşünecek, araştırılacak ve davranışlarıma yön verecek konular kattı. Bakış açımı zenginleştirdi ve ayırdığım zamana sonuna kadar değdi.  Bence Ankara’nın bu tip organizasyonlara çok ihtiyacı var. Gidemeyenlere, yakında yayınlanacak video çekimlerini salim kafayla, sert bir kahve ve not defterleri eşliğinde izlemelerini tavsiye ederim!

Hazırlayan: İpek Bayrak- Çalışan Anne Olmak
calisanannecalisananne@gmail.com