İş Hayatı Kategorisiz Kitap

Çalışan annenin derdi ne?

Doğumdan sonra işinize geri döndünüz. Ama aklınızda bin bir soru: Doğru mu yaptım, evde kalıp çocuğuma mı bakmalıydım?

woman-1006100_640Diyelim ki çalışan bir kadınsınız. Anne olmaya karar verdiniz; çocuğunuzu dünyaya getirdikten bir süre sonra ise işinize geri döndünüz. Ama aklınızda bin bir soru: Doğru mu yaptım, evde kalıp çocuğuma mı bakmalıydım? Çocuğuma yeterince zaman ayırabiliyor muyum? İyi annelik yapıyor muyum?

Soru ve kuşku listesi böylece uzayıp gidebilir. Tüm çalışan annelerin zaman zaman içine yuvarlandığı bu olumsuz girdaptan kendinizi çekip çıkarmak, işte ve evdeki rollerinize biraz dışarıdan bir gözle bakmak istiyorsanız Dr. Binnur Yeşilyaprak’ın “Çalışan Anne ve Çocuk” kitabına kulak verebilirsiniz. Yeşilyaprak’ın ilk kez 2003’de basılan kitabı 2015’de yenilenmiş baskısı ile Remzi Kitabevi’nden yayınlanmış.

Yazar kitapta çalışan kadınları başrol oyuncusu olarak nitelendiriyor. Yaşadığımız toplumda kadın olmanın, çalışan kadın olmanın, daha ötesi çalışan, evli ve çocuklu kadın olmanın en zor yaşam rolü olduğuna inanıyor. Bu rolü bilinçle üstleniyor olsak bile arka planda genellikle bizim rolleri değil rollerin bizi seçtiğini bilmemiz gerektiğini söylüyor.

Yazara göre, toplum doğduğu andan beri kadınların %çalışan anne55’i bu rol için hazırlıyor; özellikle bizim toplumumuzda kız çocukları büyüyünce evlenmek ve anne olmak sosyal rolüne göre yetiştiriliyor. Büyüyünce kadına uygun mesleklere yönlendiriliyor. Sonunda bu role koşullanan kadın başrolü alamazsa başarısız olacağına inanıyor. Buna bir de çalışma yaşamına katılmak eklenince kadının üzerindeki yük iyice artıyor. Binnur Yeşilyaprak, çalışan anneye bu rolü daha kolay ve daha keyifli oynaması için önerilerde bulunuyor kitabında.

Yazar, öncelikle benlik bilincine sahip olmalısınız diyor. “Siz kimsiniz?” diye soruyor. Kitabında bunu anlamaya yönelik bir ev ödevi de yer alıyor. Yaşamdaki önceliklerimizin neler olduğunu iyi anlamamızı öğütlüyor. Maalesef günümüzde sahip olma hastalığının hepimizi pençesine aldığını ve bu nedenle önceliklerimizi toplumun dayattıklarına göre belirlediğimizin altını çiziyor.

Çocuk sahibi olma konusu da bir bakıma kadına dayatılmakta sanki. Bu nedenle yazar, çocuk sahibi olmaya, bir çocuğun sorumluluğunu üstlenmeye hazır mısınız diye soruyor. Çocuk sahibi olmanın bizim için ne anlam ifade ettiğini sorguluyor. Dünyanın en zor mesleğini de anne babalık olarak nitelendiriyor.

Ulusal ve uluslararası araştırma sonuçlarına yer verilen, çalışma hayatında kadının rolü ile ilgili bölümlerde bizi şaşırtmayacak verilerle karşılaşıyoruz: kadınlar mesleklerinde hızla ilerlese bile tepe noktalara ulaşabilen kadın çalışan oranı sadece %6 ile sınırlı durumda. Evlilik ve çocuk erkekler için sorun oluşturmazken kadınların kariyerini sekteye uğratıyor. Annelere alternatif kariyer yolları, esnek zaman, kreş, yuva hizmetleri gibi çeşitli olanakların sağlandığı gelişmiş ülkelerde bile bu politikaların yaşama geçirilmesi kolay olmuyor.

Evdeki yaşantıda ise kadından beklenen ev sorumlulukları ile erkekten beklenenlerin sayı ve nitelik olarak dengesiz oluşu (bu sadece bizim için değil tüm ülkelerde üç aşağı beş yukarı aynıymış), erkeğin ana baba rolünden olumsuz etkilenmemesi ama kadının tükenmişliğe uzanan bir yolda adım adım ilerlemesine aracı oluyor. Kadın iş yaşamına dâhil oldukça özgüveni artıyor ama rol çatışması, stres ve aile içi gerilimlerle karşı karşıya kalıyor yani ayrıcalıklı olmanın bedelini ödüyor. İşte tam burada yazar bizi şu soruyla can evimizden vuruyor: İş yerinde ve evde, çalışan kadından bu kadar yüksek beklentiler içinde olunmasının nedeni nedir? Bu beklenti düzeyi nasıl oluşmuştur?

Çalışan anneleri rahatlatacak pek çok bilimsel araştırma sonucuna da değiniliyor; çalışan anneler çocuklarını daha bağımsız olmaya teşvik ediyor. Çocukları ile daha sıcak ve duygusal bir ilişki kurabiliyor. Çalışan annelerin çocuklarının okulda daha başarılı oldukları da bir başka olumlu bulgu olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca çalışan kadın kendini daha güçlü hissettiği için psikolojik olarak daha sağlıklı oluyor ve depresyona girme olasılığı azalıyor.

Akıcı ve esprili bir dille bize bizi anlatan bu kitap, bu zorlu parkurda halimizden anlayan birilerinin olduğunu hatırlatıyor bize. Zor bir seçim yapmış olabiliriz, seçimimizden dolayı güçlükler yaşayabiliriz ama yaşamımızı daha keyifli ve mutlu hale dönüştürebilme gücü de bizde. Unutmayın başrol bizim üstelik -yazarın dediği gibi- bu filmin yönetmeni de biziz.

Çalışan Anne ve Çocuk, Binnur Yeşilyaprak, Remzi Kitabevi

 

Çiğdem Sirkeci

1978 İstanbul doğumluyum. 1994'de Vefa Lisesi'ni, 1999'da İTÜ Makine Fakültesi Tekstil Mühendisliği bölümünü bitirdim. Uluslararası bir firmanın üretim ofisinde çalışıyorum.
Kendimi bildim bileli okumayı, yazmayı sevdim. 2000 yılından beri çeşitli edebiyat dergileri için çeviri yapıyorum. Görsel Moda Tasarımı Sözlüğü ve Moda Tasarımının Temelleri isimli iki çeviri kitabım var. Kızım Deniz İpek'in doğumundan sonra, yaklaşık 4 yıl, Dünya Kitap'ta ‘Bebek Kokulu Kitaplar’ köşesinde, Çocuk Gelişimi/Eğitimi hakkındaki kitapları tanıttım. Halen Dünya Kitap'ta Popüler Psikoloji isimli köşemde kişisel gelişim ve psikoloji kitapları üzerine eleştiri yazıyorum.
Ebeveyn-çocuk ilişkilerinin hepsi için geçerli tek bir doğru olmadığına inanıyorum. Anne baba olarak çocuğumuzla sağlıklı bir ilişki kurabilmek için sürekli okumak, sürekli araştırmak, kendimizi sürekli geliştirmek ve kendi ‘eşsiz, benzersiz’ doğrumuzu bulmak yükümlülüğünü taşıdığımızı düşünüyorum.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Sanırım en önemli problemlerden biri bu. “Çocuk ve kariyer” dengesinin hala garantilenemediğini görmek gerekiyor. Sorunların yüzüne çekinmeden bakınca sağlıklı çözüm bulmak ya da doğru yöne ağırlık vermek biraz olsun daha kolay oluyor sanki. Yine de kadınlar için daha fazla korumacı yasa olması gerektiği kabak gibi ortada, değil mi? Aah ah, diyorum.