Eleştiri

Buyrun zihin pazarına!

Çocuğuma ne olması ya da ne olabileceği gerektiğini bilimsel olarak kanıtlamam ne işime yarayacak?

Ülkemizde son yıllarda çocuk eğitimi, zihinsel ve görsel dikkat merkezlerinin peşpeşe açılmasıyla tavan yapmış durumda. Çocuklarımızın ruhsal, fiziksel, zihinsel her türlü probleminde ya da problem olduğunu düşündüğümüz her durumda gidip bu merkezlerin kapısını çalıyoruz. Psikologlar, eğitim uzmanları, pedagoglar bu tip yerlerde hizmet vermekteler. Oldukça güzel düşünülmüş, çocuklarımızın eksik taraflarını tamamlamak, kapasitesini artırmak, çeşitli sorunlarını bertaraf etmek için birebir.
Fakat bir de öyle yerlerle karşılaşıyoruz ki tam bir facia. Ne çalışanlar belli, ne yapılanlar..

Oğlumda gördüğüm bir ufak problemden dolayı, böyle bir merkezden yardım almak için geçtiğimiz günlerde, bir tanesinin kapısını çaldım. İlk araştırmalarım kulağıma çok hoş gelmekle beraber, hem merak ediyor, hem de ilginç buluyordum. Çocuklarımın elini tutup merkezden içeri girdiğimde, çocuklara 15 dakika süren bir test yapıldı. Bana anlatıldığı ve çocuklarımdan öğrendiğim üzere çocuklara bir takım çizgiler çizdirilmiş, resimler yaptırılmış ve neticesinde çocukların gelişimi ile ilgili bir rapor tutulmuştu. Çocukların kas gelişimi, resimlerinin anlamlandırılması ve her çizilen resmin gelişime dair ipucu vermesi konusunda bir çok şey okumuştum fakat bir çocuk hakkında bu kadar çabuk ve bu kadar net karar verilmesi beni oldukça şaşırttı.

Bir süre sonra rapor hakkında konuşmak üzere merkeze çağrıldım. Karşımdaki psikolog net ve kesin konuşuyordu ama yüzyıllardır araştırılan, hala araştırılmaya devam edilen pedagojik bütün verilerin 15 dakikalık bir teste sığdırılması bana korkunç gelmişti. Gitmeden önce, çocuklar için çok yönlü bir değerlendirme olacağını düşünmüştüm ama bana yeterli gelmedi.

Bu işin ilmini bilen insanlara ukalalık yapmak istemem elbette. Hakeza bir çocuk hakkında karar verebilmek için çok yönlü bir araştırma yapılması gerektiği, çocuğun herhangi bir probleminde çok fazla bileşenin bir araya gelerek problem oluşturabileceğini de bilecek kadar okumuşluğum var.

Beni tatmin etmeyen uzun bir konuşmadan sonra karşımdaki psikoloğa şöyle bir soru sordum: “Sizin merkeziniz gibi bir yer olmasaydı, oğlum problemini nasıl çözecekti? Sonuçta burası gibi merkezler, Türkiye’de geçmişi çok az olan yerler” Verdiği cevaba gülsek mi ağlasak mı bilemedim:

“Sokağa çıkartın, bol bol oynasın”.

Bir hayal kırıklığı daha! Bu çocuğun derdine derman sokaklarsa bizim burada ne işimiz var?
Az önce büyük bir kararlılıkla “mutlaka bazı programlara katılmalı” denilen çocuğum nasıl oldu da çözümü sokakta da bulabiliyor?

Gerçekten çözüm sokakta mı?
Sokaktaysa, bu koca binada size ne gerek var?
Bunun adı kapitalizm değildir de nedir?

Velhâsıl-ı kelam ne kadar doğru düşündüğümü, bu merkezin sosyal medya reklamlarından birinde okuduğum şu cümlelerle teyit etmiş oldum:

“Çocuğunuz doktor mu olacak? Sporcu mu olacak? Gelin birlikte öğrenelim!”

Nasıl yani? Çocuğumuzun ilgi alanları belirleyebilir, karakter eğilimlerini keşfedebilirsiniz. Ama nasıl oluyor da size gelip bunu öğrenebiliyoruz? Öğrensek ne olacak? “Hadi oğlum, senin kaderin doktor olmakmış, bak öyle söylüyorlar, ona göre şimdiden çalışmaya” başla mı diyeceğiz?
Ya da “Yahu nasıl olsa bizim kızda sporcu potansiyeli var, başka şeye gerek mi var?” deyip bütün sorunlarımızı çözecek ve geleceğe dair kaygılarımızı eritmiş mi olacağız? Veyahut, çocuğuma ne olması ya da ne olabileceği gerektiğini bilimsel olarak kanıtlamam ne işime yarayacak?

Bu soruların yüzlercesini sorabilirim ama aldığım cevapların beni tatmin etmeyeceğini söyleyebilirim.
Yanlış ebeveyn eğilimlerinin, bilimle uğraşan insanları bile etkileyerek onlara bulaştığını görmek zorunda kalmak ve kapitalizmin doruk noktasına ulaştığını gözlemlemek bende büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı.

Eğitimde geldiğimiz nokta, beyin göçümüz ancak bu kadar farkedilebilir olabilirdi.

İnsanlar yurtdışında alternatif eğitim sistemlerini, orman okullarını, okulsuzlaştırmayı, Waldorf’u, Montessori’yi tartışırken, biz hala bu işin piyasa kısmında kalıp, ebeveynler olarak 2+2=4 gibi bir formulasyona tabi tutuluyoruz.

Bir anne olarak, son zamanların bu bağlamdaki zihin pazarına karşıyım. Her ayrıntıyı sorun olarak görme eğilimine de, bu eğilimi pazara çevirmeye çalışan sözde bilim insanlarına da karşıyım.
Her anne, evladını en iyi tanıyandır. Evladını iyi tanıyan anne, sorunlar karşısında bir uzmandan yardım alabilir, almalıdır da.

Ama aman dikkatli olun! Ne istediğinize iyi karar verin, çocuğunuzu iyi ölçün ve uğradığınız merkezlere öylesine uğramayın! Aman ha! Kaş yaparken göz çıkartabilirsiniz!

Etiketler

Ayşegül Uysal

1982 Giresun doğumlu. İşetme mezunu, tipik bir Karadeniz kadını. Çocuklarının olacağını öğrendikten sonra tam bir ar-ge elemanına dönüşüp, araştırma-uygulama-sonuçlandırma üçgeniyle boğuşmaya başlayan, çocuklar için “daha iyisi ne olabilir” e takık, üretmeyi, yazmayı, okumayı, yeni yerler ve yeni insanlar görmeyi seven, deli-dolu , çalışan bir anne. En hassas konu çocuklar… STK faaliyetleri içerisinde… 3 çocuklu bir hayatın dezavantajlarını avantaja dönüştürmeye çalışmakla meşgul.
Çocuklarına bırakabileceği her ne varsa onun peşinden koşturmaya hazır. Hayatımı çocuklardan önce ve sonra diye ayırsam, onların var olduğu kısımda yeniden doğduğum aşikar..

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız