Alışveriş Cinsellik Eleştiri Gezi Güzellik Hobi İş Hayatı Kadın Kategorisiz Magazin Moda Teknoloji

Bir Bölü İki Eşittir: Yarım!

Yarım kadın diye bir açıklama yapıldığında, bunun kimlere, nasıl dokunacağını düşünmek gerek.

yarımelmaUzun süredir haber okumuyordum. Bu tamamen bulunduğum ortamla “kaçış stratejimle” ilgili. Göz görmeyince, gönül de katlanıyor yoksa dayanılmaz bir hal alıyor. Her gün birileri bir şekilde birileri yüzünden ölüyorken, önce insan sonra kadın olarak etkileniyorum, elde değil. Bu etkilenme; mutsuzluğa, daha çok üzülmeye ve içimde ufacık kalan umudu kaybetme endişesine dönüşüyor. Bunların hepsi sırf burada yaşıyorum diye oluyor. Yaşama o zaman, demeyin! Bu bir çözüm değil, aksine bu cümleler daha çok dibe çeken ağırlıklar gibi!

Hayat böyle devam ederken, bir akşam iş yerimden çıktım ve evime doğru yola koyuldum. Gerçekten uzun zamandır “beni eğlendiren şeyler” dışında hiçbir şey okumuyordum. Bir anda sosyal medyada bir iletiye gözüm takıldı: “Yarı tarafım kadınsa diğer yarı tarafım da ejderha”. Açıkçası çok da anlam veremediğim için “komikmiş” deyip devam ettim. Sonra “yarım kadın” paylaşımları arttı. Arttıkça “Hayırdır, ne oluyor” diye haberlere göz attım. İnanın kimin neyi, neyce, nasıl söylediğiyle bile ilgilenmek istemiyorum ama kadınım işte! Ya da yarım kadınım bilemiyorum çeyrek kadın da olabilirim, hiç düşünmemiştim.

Yıllardır, “cinsiyet” ve “insan” olma arasında yaşadığım bir zorlu geçiş süreci var. Bu bir yolculuk ve çok uzun süre hatta ömrümün sonuna kadar da devam edecek. Kadın olarak değil insan olarak hayatımı sürdürmek istiyorum. Erkek olsaydım da bu kaide değişmezdi. Özümde “insanlık” var olmalı ve insan olabilme erdeminde devam edebilmeliyim, esas varış noktası kabul ettiğim yer burası!

Durum böyle olunca, “bayan deme” diye çıkışan bir arkadaşınız oluyor. “Hayvan mısın” diye küfür etme gereği  duyduğunda bunu “hayvanlara” haksızlık kabul eden bir arkadaşınız daha oluyor. Kadınlara yönelik ya da erkeklere yönelik değil “insana” yönelik şiddete karşı çıkan bir başka arkadaşınız daha  oluyor. Yine de altınızı çizerek söyleyebilirim “insanlara” saygı duymaya çalışıyorum ama tüm insanları sevemiyorum. Bu da benim değerim, yargım, pencerem.

Bu kadar uzun uzadıya bir giriş yapmak istemezdim ama “eleştirirken” kendimin de ne olduğunu söylemenin faydası olduğu kanaatindeyim. Bakın yine ve tekrar söylüyorum şu an aynı gezegende yaşadığım kadınların hepsini sevmiyorum, insanları da sevmiyorum ama saygı duymak için elimden geleni yapıyorum. Yaptıklarının altında sebep arıyorum, bir neden sonuç ilişkisi oluşturuyorum. Baktım ki bir yerde yanlış var onun da arkasında olmuyorum, saygısızlaşmadan usulca odayı terk ediyorum!

*

İlkokuldan üniversiteye kadar duyduğum en klasik cümlelerden biridir: Çok güzel bir ülkede yaşıyoruz! Bence yaşamıyoruz. Irmaklarını görmedikçe, dağlarına çıkmadıkça, her yerine dokunmadıkça bir güzelliği ne kadar fark edebilirsiniz? Van’dan İzmir’e kadar başlayan cümlede kaç tane şehir var, biliyor musunuz? Kaçına gittiniz, imkanınız oldu, şöyle bir oh çektiniz! Öğrendiğiniz bir cümle var ama içini doldurabildiniz mi?

Bunu hep yapmıyor muyuz? Öğrendiklerimizi söylüyor ama içlerini doldurmuyoruz! Havalı olsun diye yazıyorum, benim halamın kızını anlatsam bir süksesi olmaz. Johnny Depp kadınlar gününü kutladı, tıpkı ezberlediğimiz gibi sonra anneler gününü kutladı yine ezberlediğimiz gibi. Sonra karısını dövdüğü iddia edildi yine alıştığımız gibi! Eee, kırmızı gülleri hatırlasanıza ya da notları ne kadar da havalıydı? Ne oldu şimdi?

Öğrenilen güzelliklerin içini uydurulmuş hikâyelerin vahşeti doldurdu. Adı da gerçek oldu, skandal oldu, vah vah oldu! Tıpkı kadınlarımız gibi! Bizim kadınlarımız, toplumun, komşunun, evrenin… Bir cümle çıkıyor ağızlardan, “kadınlarla” ilgili! Alt küme ilişkisi gibi düşünün; bizden çıkıyor, etrafımıza yayılıyor, Dünya öyle konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor…

Yarım kadın nedir? Nasıl bilinir, hiç etrafınızdan duydunuz mu bilemiyorum ama Anadolu’da yarım kadın, çocuğu olmayana denir. Çocuk isteyip de sahip olamayan kadınlarla birazcık sohbet ederseniz, yaşadıkları inanılmaz duygu karmaşasını, çabayı görebilir ve hatta hayran kalabilirsiniz. Bir de çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlar var, Batı’ya gittikçe nüfusları artıyor. Onlarla da tanıştıysanız, başka bir şey için inanılmaz çaba içindeler ve “bir dakikalığına” bile duramıyorlar. Bu isteklerde kendini yargılama da sadece hormonlar değil hemen hemen her şey etkili oluyor; coğrafya, kültür, dil, din hatta siyaset!

Aslına bakarsanız, kadın da insandır. Yani bir şeyi isteyebilir ya da istemeyebilir. Ömrünüz boyunca sevişebilir ama çocuk yapmadan yaşayabilirsiniz! Tıpkı ömrünüz boyunca su içip, patlıcan yememek kadar normal!

Kedi bakıp, çocuk bakan kadını eleştirmenin bir manası yok!

Çocuk sahibi olmak istemeyen kadını, yuhalamanın bir anlamı yok!

Bakamayacağı kadar çocuk yapan kadına, bir şeyler öğretmeden aşağılamanın anlamı yok!

Zaten çocuk yapmakla değil bakmakla oluyor, yetişiyor!

Daha uzlaşmamız gereken çok şey var dağıtmadan ilerlemek istiyorum, bu kadar dağınıklık arasında bir iğneye ip geçirsem belki sen ya da o dikişe başlar! Bir kadını yine başka bir kadın kurtarır… El birliğiyle dikilecek elbise gibi.

*

teenage-mother1Yarım kadın diye bir açıklama yapıldığında, bunun kimlere, nasıl dokunacağını düşünmek gerek! Benim çok da umurumda değil ama “bizim” umurumuzda olmalı. Ya senin? Ya çocuğu olmayacağını duyan Ayşe’nin? Ya bugün daha iyi bir kariyer için tüm “kadınlık dürtülerini” erteleyen Fatma’nın? Ya ne olduğunu bile anlamadan hamile kalan 15 yaşındaki Hatice’nin?

Elbiseye ihtiyacım yok ama “biz” olacaksak, sizinle elbise dikebilirim. Böyle olmazsa, nasıl birbirimize sahip çıkabiliriz ki? Çıkmamız gerek! Unutuyoruz yoksa, insanlığımızı, insan kalarak yaşamayı…

Doğurursam size ne, doğurmazsam size ne? Siz mi bakacaksınız, siz mi yetiştireceksiniz de; bizi “yarım kadın” olarak suçluyorsunuz?

Bir de kurban rolüne girmemizi, kendimizi savunmamızı istiyorsunuz?  Bu bir vahşettir!

Neden tüm damgalar üzerimizde?

Canım toplumum “biz, kadınlarınız, kadınlarımız, kadın hissedenlerimiz” mal mıyız?

Kimin mallarıyız da, bu kadar değersizce hakkımızda konuşulabiliyor? Bize bakarken “açılan” gözleriniz neden yumuluyor?

Neden, bize “yarım” diyorsunuz?

Ve buna neden sessiz kalıyorsunuz?

*

Seçimlerimden, hayatın getirdiklerinden, başıma gelenlerden, arkamdan gelenlerden, önümden geçenlerden dolayı kendimi suçlu hissetmiyorum. Rahmime ve yumurtalıklarıma ve ürememe ya da üreyememe kimse karışamaz!

Susma canım arkadaşım,

Karıştırtma!

Yarım değilsin,

Yarıda kalma!

Ahter Önkaya

Marmara Üniversitesi-Gazetecilik Bölümünden mezun...
Uzun zamandır basın-medya sektöründe çalışıyor...
Bir yayınevinde basın ve iletişim uzmanlığı yapıyor...
Yazıyor,karalıyor,yazıyor,karalıyor...

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız