Eleştiri Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik

Bir bağımlılık hikayesi: Anne-çocuk ilişkisi

Fedakarlık ve özveri olarak niteleyeceğimiz şeyler gün gelir her iki bünyeyi de zehirler...

Bir göbek bağı ile başlar hikayemiz. Hepimiz o kordon ile dünyanın en güzel canlısından besleniriz, hayata gelene kadar o mucizeyi yaşarız beraber. Anne çocuk ilişkisinin bu ilk adımında o, dışarıdan bize şarkılar söyler. Karnını okşayarak bizimle konuşur, bizim için endişelenir, umutlarını tohum eder toprağına diker.

Doğanın en güzel ilişkisidir bu, araya kimsenin giremediği bir ilişki. Doğduğu günden itibaren her canlı yavrusunu kanatlarının altında korur, kollar ama aynı zamanda hayata da hazırlar. Günden güne kendi ayakları üzerinde durmasını sağlar. İşte bence en önemlisi de bu son kısmıdır: Hayata hazırlamak.

Çocuk kadar anne de beslenir bu ilişkiden. Ama kontrolü kaçırdığında ilişki karşılıklı bağımlılığa ve esarete dönüşebilir. Fedakarlık ve özveri olarak niteleyeceğimiz bazı şeyler gün gelir, her iki bünyeyi de zehirler…

İki yaşanmış örnek:

  1. Gittiğim Montessori eğitmenlik eğitiminde başka bir şehirden gelmiş bir kreş sahibi de vardı. Çocuk gelişimi okumuş ve büyük bir kreşin sahibi. Ders içi sohbetlerde kendi hayatımızdan da örnekler veriyorduk. O, İstanbul’da üniversite okuyan oğlundan bahsederken sorumluluk sahibi olmadığından ve her şeyi hala kendisine yaptırdığından bahsediyordu: “Evinin elektrik faturasının fotoğrafını yolluyor ödeyeyim diye, oysa ben ona yeterli para yolluyorum.” Buna benzer bir çok örnekten sonra tespiti kendisi yaptı: “Aslında ben biliyorum bunların sebebini. Oğlumun 12 yaşına kadar ayakkabılarını ben bağladım, her şeyini ben yaptım, elini sürdürmedim bu işlere.
    Peki neden?
    Ona kıyamadım.
    Aslında böyle yaparak kıymış olmadın mı?
    Sanırım öyle.
  2. Büyük bir yazılım firmasında mühendis olarak çalışıyordu Ferhat. Askeri projelerde önemli bir yere sahipti. Gittiğimiz iş seyahatinde fark ettim ki dışarıda yemek yediğimizde hiç biftek, pirzola gibi tercihler yapmıyordu: Köfte standart siparişiydi.
    Sen biftek sevmez misin?
    Tam aksine, çok severim.
    Niye hiç yemiyorsun?
    Benim yediğim etleri hep annem keser.
    ???????

Verecek cevabım yoktu. Evli ve büyük sorumluluklar alması gereken bir bireyin hayatından basit bir örnekti bu. Daha neler vardı kim bilir ?

O “kıyamadığımız” çocuklarımızın ileride kendi çocuklarına, eşlerine, ülkelerine, hayatın içindeki tüm değerlerine karşı gösterecekleri sorumluluk ve sahip olacakları özgüveni en önemlisi bağımsızlıklarını sevgi, şefkat ve fedakarlıkla ellerinden alırken gerekçelerimiz neydi?
Sevgiyle yaptığımız bu yanlışları onlara da öğreterek gelecek nesillere ve tüm topluma etki etmiyor muyduk?
Şapkamızı önümüze koyup düşünecek ne çok şey var değil mi?

Not: Verilmiş örnekler hiçbir şekilde kurgu değildir!

Halil Uzel

Hayalim, gri şehir ortasında hayatın yavaş gittiği bir vaha kurmaktı. Kurdum da. Her yaştan kişilerin keyifli, mutlu ve kendisini rahat hissedeceği Toprak Baba Yaşam Merkezi'nin sahibiyim.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız