Bir annenin İstanbul ile imtihanı
Anne olunca görürsün dedilerdi, korkuttulardı. Anne oldum ve çok şükür ki dedikleri kadar “görmedim”! Hah, dedim, demek ki başka türlü annelik mümkünmüş, “gününü görmemek” için emek sarf edince anne de, çocuk da başka türlü olabiliyormuş. Ne güzel!
Gelgelelim, anne olunca göremediğim “gün”leri İstanbul’a gelince gördüm!
Küçüğü iki yaşını geçmiş iki çocuk sahibi “kolaylamış” annelerden biri olarak ailemle Ankara’da sallana yuvarlana yaşamaktayız. Böyle yuvarlanıp giderken iki çocukla dört günlük İstanbul seyahati, gözümde büyümemişti açıkçası. Gerçi bavulumu hazırlarken kocam dediydi, şurada rahat rahat otururken ne demeye gidiyorsunuz o hengâmenin içine diye. Merak etme dedim ona, artık çocuklar büyüdü, bundan sonrası kolay!
Uçuş kartı almak için sıra beklerken küçük kızımın çiş aciliyetini katlanan lazımlıkla çözmenin gururu, kardeşini pusetiyle abisine taşıtmanın rahatlığı, uçakta oyun hamuru ve origamilerle uslu çocuklar yaratmanın hazzı, türbülanslarda yanımızda kusan kadına rağmen çocuklarla gülüşmeler… Görünüşte çözemeyeceğim sorun yok gibiydi.
Ama sonra İstanbul’a indik…
Fırtınalı havada yer trafiği öyle bir hale gelmiş ki bizi havaalanına karşılamaya gelen babam arabayı kapıya yanaştıramadı. İki çocuk bir anne, yürümek için yapılmamış var ile yok arası bir kaldırımda, yağmura ve rüzgara karşı ilerledik. Ben ayaklarıma takılan koca bir bavulla önde, Barış kardeşinin zar zor ittiği pusetiyle arkamda, yokuş tırmandık. Rüzgâr hepimizi bir güzel çarptı, saç, baş bir tarafta arabaya ulaştık. İki buçuk saatlik araba yolcuğulunun ardından eve vardık.
Akşama bende bir kırıklık başladı.
İkinci gün Levent’te ebeveyn koçu İlkiz Özcan Sönmez’in “Çocuğumla El Ele Ebeveynlik” seminerine katılacaktım. Saat daha sabahın onu. Taksi ilerlemiyor. Yarım saat bekledikten sonra şoför köprü yoluna şöyle bir baktı ve “Ooohoo”, dedi, siz bir saatten önce Levent’e giremezsiniz! Bir saniye düşündüm ve “geri dönün o zaman!” dedim. Dünkü macerayı bir daha yaşamak istemedim.
Ancak karşıya geçmemek demek, trafiğe takılmamak demek değildi. Üç saat sonra başka bir randevu için katlanmak zorunda kaldığım Suadiye-Karşıyaka mesafesini 45 dakikada gidip aynı mesafeyi bir saatte döndükten sonra babam bana “bu bir şey değil, karşı taraf daha kötü” demez mi? Bundan daha kötüsü nasıl olabilir?
Akşama bendeki kırıklık yerini mide bulantısı ve çarpıntıya bıraktı.
Oysa inanır mısınız, çocuklarım bana hayatı kolaylaştırmak için ellerinden geleni yaptılar: Gece uykularını güzel uyudular, yemeklerini güzel yediler, alışık olmamalarına rağmen (şaşkınlıktan olsa gerek!) uzun araba yolculuklarında yaygara çıkarmadılar. Elbet çocuklar için yaptıklarım da enerjimi alıyordu ama onlar benim planlarımı hiç bozmadılar…
Anladım ki İstanbul’da planları artık insanlar yapmıyor, İstanbul yapıyor! Hele hava yağmurluysa, işin hiç şakası yok.
İstanbullu annelere kolaylıklar, büyük şanslar, sabırlar dilerim. Ben olsam ameliyatla sinirlerimi aldırırdım. Anneysen evinden çıkma, evinden çıkacaksan çocuk doğurma, hadi diyelim ki doğurdun, bari iki tane doğurma…
Yazar Hakkında
Benzer yazılar
Yorum yazın
You must be logged in to post a comment.
