Eleştiri

Bir aşı-sızlık hikâyesi

 

Aylar önce bazı annelerin, bir takım bilgilere dayanarak ve bu işe sıcak bakan bazı doktorların gözetimi altında çocuklarına hiç aşı yaptırmamayı seçtiklerini öğrendim. Böyle bir alternatifin varolabileceği bile doğrusu hiç aklıma gelmemişti. Alternatif Anne’nin manifestosunda “alternatif olanla sıradışı olanı birbirine karıştırmamak” ilkesi bulunduğundan, “biz de yazmalıyız” diyen arkadaşlarıma aynı heyecanla geri dönemedim. Sonuçta derinlemesine öğrenmeden konuşulmaması gereken, promosyonunu yapmak istemeyeceğimiz bir konu.

 

Fakat bir tanıdığımın yaşamakta olduğu soruna kayıtsız kalamadım. Bugün sizlerle bu yakınımın başına gelen, kızamık aşısını –unutkanlıkla- es geçmiş olmanın karşılaştırdığı hazin tabloyu paylaşacağım.

 

 

İşte hikaye:

 

Ayşegül’ün üç çocuğu var.
Büyük kızı Elif, zekâ geriliği sorunu ile doğmuş. Buna rağmen biraz özel ilgi ve özel eğitimle hayatına en iyi şekilde devam ediyor Elif. Ancak iki yıl önce babasının kanser hastalığına yakalanması, aynı dönemde eve üçüncü çocuğun gelişi Elif’i epey sarsmış olacak ki, bir tür bunalıma giriyor. En azından annesi öyle zannediyor…

 

Maddi durumu iyi olmayan anne, bir taraftan hasta baba ve yeni doğanla uğraşırken, bir yandan da 13 yaşındaki kızını hastaneden hastaneye taşıyor, koridorlarda aylarca sürünüyor. Devlet hastanesinde her seferinde başka bir psikolog çıkıyor karşılarına ve iş öyle uzuyor, öyle uzuyor ki, sonunda özel bir doktor kızın depresyonunun şizofreni sınırlarına geldiği teşhisini koyuyor ve soruyor: “Neden bu kadar geç kaldınız?” Ne yazıktır ki devlet hastanelerimiz kızıyla tüm sorunlarına rağmen düzenli olarak ilgilenen Ayşegül’ü bu soruyla karşı karşıya bırakıyorlar…

 

İlaç tedavisi başlıyor. Fakat ilaçla iş düzelmiyor, hatta garip bir şekilde daha da kötüleşiyor.

 

Sonunda karşılarına şans eseri başka bir dalın uzmanı çıkıyor (detay veremiyorum çünkü konuşmamızdan hatırladığım kadarını anlatıyorum) ve bir takım can sıkıcı tetkiklerin ardından iki farklı “kesin tanı” koyuyor.

 

Birincisi, ilk doktorun söylediğiyle aynı.  
İkinci tanıdan ise Ayşegül pek bir şey anlamıyor: Subakut Sklerozan Panensefalit.

 

Başka bir şekilde söyler misiniz doktor bey? Evet: S.S.P.E.
Başka bir şekilde daha söyler misiniz? Evet: Ölümcül kızamık virüsü hastalığı.

 

Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) hastalığına, kızamık hastalığı geçirildikten sonra beyne yerleşen kızamık virüsü neden oluyormuş. Kızamık geçirdikten sonra 1 ila 10 yıl arasında hastalığın belirtileri başlıyor ve virüs beyinde tahribata yol açıyor. Hastalığın kesin tedavisi bulunmuyor. Sadece virüsün yayılmasını geciktiren ilaçlarla hastalığın seyri yavaşlatılabiliyor.

 

Uzmanlar, kızamık aşısı olmamış çocukta hastalığın görülme riskinin aşı yapılana göre 20-30 kat fazla olduğunu belirtiyorlar. Hastalığın en erken 6 hafta içinde ölüme sebebiyet verdiğini bildiren uzmanlar, iyi bakımla 20-25 yıl daha yaşayan vakalara rastlandığını ifade ediyorlar.

 

Can sıkıcı bu haberi paylaşma ihtiyacı duydum. Bir şeyi bilinçli yapmakla bilinçsiz yapmak arasında sonsuz fark olmalı. Önemli olan kafasına göre hareket etmemek, yıllar boyu süren araştırmalarla ilerleyen bilime arkasını dönmemek…

 

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız