Söz Çocuklarda!

Beyda’nın depremi

13 yaşındaki Beyda Erciş’te, Atatürk İlköğretim Okulu’nda sınıf birincisi olarak okuyordu. Taa ki okulu yerle bir olana kadar…
Eğitimine devam edebilmesi ve bu karanlık günlerin içinden daha kolay çıkabilmesi için anne-babası onu İstanbul’a, bir arkadaşının evine getirdi. Şimdi etrafı aklınıza gelebilecek her tür desteği kendisine sağlamaya çalışan bir grup dostla çevrili. Yazarımız Banu Özkan Tozluyurt onlardan biri. Ondan duyuyoruz yeni okulunda nasıl canla başla çalıştığını, nasıl bir hızla uyum sağladığını…
Banu, Beyda’nın yaşadıklarını bize yazmak istediğini söylediğinde önce fazla heyecan yapmak istemedik: Yetişkinler bile kaç sözünden kaçını gerçekten tutabiliyor ki bir çocuktan bunu bekleyelim? Ama Beyda bizi çok utandırdı, yazısını hızla yazıp yolladı!
Çok değil birkaç hafta öncesine kadar okulunun gazetesini çıkaran Beyda, hayata sımsıkı sarıldı ve şimdi Alternatif Anne’ye imzasını atıyor. Gelin onu dinleyin, ona yorumlarınızla destek verin. Bu sabah siz onu okuyun, bu akşam da o sizin yorumlarınızı okusun!

 

Mutfakta oturuyordum, annem yemek hazırlıyordu. Genelde biz pazar günleri evde olmazdık.
Biraz sonra kardeşim ve babam yanımıza geldiler.

Birdenbire sanki ters dönüyor gibi olduk: Yer ayaklarımın altından kayıyor, ev beşik gibi sallanıyordu. Tabaklar havada uçuşuyordu.
Hızla apartmandan aşağı inmeye çalıştık. Apartmanın penceresinden sadece toz gözüküyordu; Bu yıkılan binaların tozu olmalıydı. En son çıkan bizdik galiba…

Dışarı çıkınca binaya baktık, kocaman çatlaklar vardı. Düşündüm; deprem olabileceğini konuşmuştuk ama böyle bir facia beklemiyordum.

Bir an kıyamet kopuyor zannettim. Arkamı döndüğümde annemin ağladığını gördüm. Nedenini az sonra anladım: Teyzesinin yaşadığı bina yıkılmıştı.

Az sonra bir deprem daha oldu, şiddeti ilkinden daha azdı ama artçı bir sarsıntıya da benzemiyordu. İlerledik, parkın ortasına geldik. Atılan çığlıklar insanı ürpertiyordu. Tam da enkazların çok olduğu bir bölgedeydik ama konuşmak istemiyordum, annemi kucaklayıp ağladım. Eve giremeyeceğimiz her halinden belliydi.

Biraz sonra yanımıza akrabalarımız geldi. Annemin teyzesini çıkaramamışlar. Çok kötü bir durumdu ve bu anda insanlara teselli vermek en saçma şey olurdu herhalde.

Akşam bir ateş yaktık. Etrafında bir çember oluşmuştu. Ateş yüzümü yakıyordu ama bu, canımı acıtacak en son şeydi. Siren ve ambulans sesleri geliyordu, herhalde enkaz çalışmalarına başlamışlardı. Canları pahasına insanları kurtarmaya çalışıyorlardı.

Annem ise her şeyin düzeleceğini söylüyordu ama beni rahatlatmak için söylediğini anlıyordum, çünkü sürekli ağlıyordu.

 Sabahın nasıl olduğunu hatırlamıyorum, uyumamıştım. Sabaha kadar depremler durmadı. Bu çok zor bir şey…

Dedem çadır bulmuştu ama işe yaramıyordu çünkü çok soğuktu. Yağmur da başlamıştı, çaresiz çadıra girdik. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Şartlar zorlaşmıştı; İhtiyaçlar, enkazlar, deprem ve çığlıklar bitmiyor, biteceğe de benzemiyordu…

Konuk Yazar

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız