Eleştiri Gülüş'ün Köşesi

Benim zamanımda…

zaman1Oğlumu ve kızımı doğurduğum o birkaç yıllık dönem, meğer Türk Çocuk Yetiştirme Tarihinde kilit bir dönüm noktasıymış! Öyle ki, aralarındaki dört yılın yarattığı “devasa” farka bakarak “Benim zamanımda…” diye konuşabiliyorum teyzeler gibi…

Bence 2009 yılı, Türkiye’de çocuk yetiştirme akımlarındaki değişimin ışık hızına geçtiği yıl olarak tarihe geçmeli.

2009 öyle bir yıl ki ondan önce çocuk yetiştirme felsefelerinde fikirlerarası geçiş, bir nesilden diğerine geçiş temposunda yaşanıyordu. Aralarında 3-5 yaş fark olan çocukların anneleri birbirlerine bakıp “Aaa, sen çocuğunu öyle mi uyutuyorsun? Yanlış teknik, ben böyle uyutuyorum” demiyordu.

  • zaman2Öyle bir yıl ki öncesinde doğum seçeneklerim “normal” ve “sezaryen”den ibaretti. Tabii bunlardan biri iyi, öteki kötü olmalıydı ki, birini seçebileyim! Oğlumu normal doğurduğum için benden mutlusu yoktu…
  • Öyle bir yıl ki öncesinde emzirme seçeneklerim, emzirmek ya da emzirmemekti. “En az 6 ay” söylemi sokak duvarlarını süslüyordu. Ben (dönemin kahramanı olarak) bu süreyi tam iki katına çıkardım. “Ne? 12 ay emzirdin mi sahiden? Helal olsun!” söylemleriyle 2006 Nisanında oğlumu memeden yumuşakça kestim.
  • Öyle bir yıl ki öncesinde uyku eğitimi sorunsalı “vermek ya da vermemek, işte bütün mesele” idi. Burada esas olan annenin hazır olmasıydı ve bunu anlayan her anne bebeğine uyku eğitimi verebildi…
  • Öyle bir yıl ki ondan önce disiplin seçeneklerim, uygulamak ya da uygulamamaktı. 3 yaşından sonra son derece makul, tatlı, yumuşak huylu ve annesiyle iyi geçinen bir oğlum oldu. Elbette zorladığı anlar vardı ama onunla iletişim kurma ve ona sınır koyma işini büyük ölçüde halletmiştim.

Yıl 2006: “Ne? 12 ay emzirdin mi sahiden? Helal olsun!”
Yıl 2010: “Ne? Sadece 13 ay mı emzirdin? En az 2 yıl emzirmeliydin!”

Derken yıl oldu 2009. Çocuk yetiştirme akımlarındaki değişimin ışık hızına geçtiği yıl!
Ve ben, bir kız çocuğu dünyaya getirdim…

zaman3O yıldan itibaren bebek ürünlerindeki çeşitlenme kafa karıştırıcı bir hal aldı. Kanguruların yanına slingler eklendi (tabii kanguru kötü olmalıydı ki sling alasınız!). Pusetler ise henüz “çocuğunu kucağında taşıma emeğini sarf etmeyen tembellerin aracı” olarak yaftalanmamıştı. Ama çocuk yetiştirme rehberleri önce dört, sonra on dört katına çıktığında, işin içinde başka dinamikler olduğunu anladık…

  • Doğum seçeneklerim sezaryen (epidüral mi alırdınız, spinal mi? Tam mı yarım mı bayıltalım?), ya da normal (ama suni sancı olsun mu olmasın mı? Evde mi hastanede mi? Suda mı doğada mı? Mum? Müzik? Doğum fotoğrafçısı gelecek mi yoksa makinayı kocanıza mı teslim edelim?)…
    Ha, bir de bebek doğar doğmaz ne yapacağını söylemeliydim doktora: “Bebeğimi hemen kucağıma verin” (bebeği anında kucağınıza almadığınızda ayrılık travması geçireceği, güvenli bağlanamayacağı ve yetişkinliğinde bunun acısının çıkacağı söyleniyor size). Ve ben bu kez normal doğurup kucağıma alamadım (buna rağmen gözlemleniyor ki güvenli bağlanmış benim kız!)
  • Emzirme günlerim harika geçti. 12 ay değil, tam 13 ay emzirdim kızımı. Bunu gururla söylerdim ama gel gör ki… “Ne? Memeden mi kestin? Bebek kendi karar vermedi mi? Sen ne biçim annesin? Sadece 13 ay mı emzirdin? En az 2 yıl emzirmeliydin!” Vallahi internetten bulup çıkarsam o eski yorumları, görseniz espri yapmadığımı.
  • Uyku eğitiminin birincisini veren bir anne, ikincisini de vermez mi? Oğlum zamanında bana imrenen anneler, bu kez beni anlayışsız, gaddar, keyfime düşkün olmakla suçlamaktaydılar, inanılmaz! İtirazlar ve felaket tellalıkları arasında güvenli bağlanmış bebeğim, kendi odasında, kendi yatağında güvenli güvenli uyumaya başladı…
  • Sonra disiplin zamanı geldi. En azından ben öyle biliyordum. Ama… “El kadar çocuğa disiplin veriyor!” dendi. Kreşe verdim, “Vay egoist kadın!” dendi…

Bu mantıkla ilerlersek 2020 yılında doğacak çocukların akibetini merak etmekteyim. Ya her şey tersine dönecek (garip inanç sistemlerine hapsolmuş anneler birden çıldıracaklar, dayak serbest olacak, bağırmak çağırmak sağlıklı ilan edilecek ve sling ise yer bezi işlevi görecek) ya da bu sembiyotik ilişki katlanarak vücut bulup anneleri boğacak!

Umalım ki anneler korkutan bilgilerin eksik/çarpık olabileceğini düşünebilsinler. Umalım ki her anne kendini tanımaya zaman ayırsın, zaaflarını fark edip, kimseye (çocuğuna bile) ruhunu teslim etmesin. Aklımız ve sağduyumuz devrede kaldığı sürece her şey eskisinden daha güzel olacak…

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız