Eğitim Ergen

Ben okulu bırakmak istiyorum anne!

Hiçbirimiz istemez ama bir gün gelip de bu soruyu duyabiliriz.

Bu yazıyı sindirebilmeniz için önce sizi havaya sokayım

Çocuğunuz 18 yaşına gelip de size “Ben okulu bırakmak istiyorum” derse ne yaparsınız?
Ebeveynler olarak korkulu rüyalarımızdan biridir kuşkusuz, bir gün çocuğumuzun karşımıza geçip “Ben okulu bırakmak istiyorum” demesi. “Matematiği sevmiyorum” ya da “Öğretmenimi sevmiyorum” demeye benzemez bu, maazallah insana kalp krizi geçirtir!

Hayatlarımızın en güzel yıllarını kaplayan eğitim sistemi, içinden geçmeden adam olamayacağımız (daha doğrusu adamdan sayılmayacağımız!) zorunlu (ve de sorunlu!) bir süreç. Bu gerçek, bir çocuğa tatlı dille nasıl anlatılır ki?

Çocuğumuz için en iyi eğitim sistemini seçmeye çalışıyoruz. 4+4+4’ler, yabancı dilde eğitimler, mecburi din dersleri ve yurtdışında eğitimler arasından önce biz seçiyoruz çocuğun yolunu.
Derken çocuk büyüyor ve fikir sahibi oluyor. Bir bakıyorsunuz ki itinayla seçtiğiniz okul meğer onu yıpratmış, okuldan soğutmuş! Ya da –şanslıysanız- iyi kötü eğitim sürecini bu şekilde yaşamayı kabullenmiş…

Şimdi size kendimden bahsedeyim. Başkalarına sorsanız benim için şunları söylerler: “O mu? O annesiyle 10 yaşında Belçika’ya gitti. Fransızca, Flamanca, İngilizce, İspanyolca, hatta Latince ve Yunanca öğrendi. Belçika’nın en elit lisesinden mezun oldu. Oranın en ‘light’ matematik dersi bizim sistemimizde en ağır matematik dersine eşit. Oradan çıkmak herkesin harcı değil!”
Gelin bir de bana sorun: O okul hayatımı öyle bir kararttı ki, ruhumun kırıklarını onarmam en az on yılımı aldı. Şaka değil, on yıl!

Benim okulla derdim, ta ilkokulda başlamış. Öğretmen annemi çağırmış: “Nesi var bu kızın bilmiyorum, en iyi öğrencilerimdendi, şimdi ders dinlemiyor, parmak kaldırmıyor.” Annem bana sorunca şöyle demişim: “Parmak kaldırsam da görmüyor ki anne, 65 çocuk var o sınıfta”.
Yıl 1983. Türkiye’de Montessori, Renzulli falan yok. Benim gibi ilgi ve alaka isteyen kendini bilmezler “tembel öğrenci” olup çıkıyorlar…

Derken Belçika’ya taşındık. Brüksel’de annemin dil öğrenmem için tuttuğu öğretmen, aynı ilkokul öğretmenim gibi çok zeki olduğumu, ülkenin en elit lisesinde okuyabileceğimi söylüyor anneme. Böylece kendimi son derece hırslı, bireysel başarıya odaklı bir tomar çocuğun ortasında buluyorum. Zaten ailemden uzaklaşmışım, ergenlik çağındayım, bir de okulda yalnızlaşınca içimi bir hüzün kaplıyor ki söküp atabilene aşk olsun! Büyüdükçe sanata, müziğe sarılıyorum ama derslerin ağırlığından buna da imkân yok. Demek ki dedikleri kadar zeki değilmişim! Bu gerçeklerden kaçmama imkân tanıyan yegâne şeyden, müzikten de uzak duruyorum sınavları verebilmek için.
“İnek” öğrenci olamıyorum bir türlü, “eşek” öğrenci oluyorum: Eşekler gibi fizik çalışıp, anca anca %50 alıyorum. Biyoloji, fizik, kimya, tarih, hepsini ucu ucuna geçiyorum. Bir tek edebiyat dersinde çiçek gibi açıyorum, bir de felsefede. Okulumun tuvaletine saklanıp ağladığımı bilirim: “Bu kadar çalışmaya bu kadarcık puan alıyorsam ben bu okulun altından nasıl kalkacağım?” diye.

Lise bitti, ben de bittim! Lise bana çok şey kazandırdı ama bir o kadar da kaybettirdi. İnsanlar elden gideni değil, elde kalanı gördüğünden beni yukarıdaki gibi anlatırlar size. Kendimi geri kazanmak için nasıl uğraştığımı bir ben bilirim.

Çocuğunuz bir gün size “Ben bu okulu bırakmak istiyorum” derse ne yapacaksınız?
“Olmaz, bitireceksin!” demek, “Sen nasıl istersen!” demek kadar sakıncalı olabilir. Doğru seçim nedir?

Lise yıllarından beri “Doğru bir eğitim sistemi var mıdır?” diye araştırıyorum kendi çapımda. İdeal ve herkese uyan bir eğitim sistemiyle henüz karşılaşmadım. Ancak yıllar içinde gözlemlediğim bir şey var: Kendi seçimini kendi yapan bir insanın hayatı göğüsleme becerisi hep daha iyi oluyor. Bu şekilde kişi, zorluklara karşı daha güçlü oluyor, hiçbir şey onu kolay kolay sarsmıyor.

Bazı tanıdıklarım, gençliklerinde ebeveynlerinin isyanına rağmen okulu bıraktılar. Afedersiniz anne babaları arkalarından havladı, onlar hayatını yaşadı! Kâh Bodrum’a yerleştiler, kâh bir iş buldular, her telden çaldılar. Yıllar sonra kendi kararlarıyla yeniden sarıldılar eğitime. Kimsenin ummadığı bir şekilde imtihanları kazanıp, üniversiteye -hem de ağır bölümlerden- girip, mezun olup çıktılar. Bohem yaşantıları güzel bir anı olarak yanlarına kaldı. Tabii o süreçte ebeveynler dediklerini yaptıramadıkları için çocuklarıyla bozuştularsa bazı kötü anılar da oluştu. Çocuklarına güvenen, onları iyi günde kötü günde destekleyen ebeveynler ise fazla zarar görmeden atlattılar bu süreci ve o çocuklar hiçbir okulun öğretemeyeceği şeyler öğrendiler, Hayat Okulu’nda…

İnsanın kendi kendine ve başkalarına rağmen verdiği kararın en doğru karar olduğuna defalarca şahit oldum, hele konu eğitim olduğunda!

Herkesin rotasının okul + iş + evlilik + çocuk olmadığını, bazen sıranın şaşabildiğini ama önemli olanın insanın kendi kararlarını uygulaması olduğunu hissettim. Uzaktan doğru görünenin gerçekte doğru olmayabildiğini, yanlış görünenin ise tam tersine doğru olabildiğini gördüm.

Sanırım çocuklarımla izleyeceğim yol bu olacak: Yıllar boyunca okulla ilgili memnuniyet cümlelerini ve hayıflanmalarını takip edeceğim. Hayıflanmalar artarsa çocuğumu karşıma alıp konuşacağım. Önündeki seçimleri ve her seçimin geri dönülmez sonuçlarını beraber kâğıt üzerinde düşüneceğiz. Seçimi çocuğum kendisi yapacak ve sonuçlarının sorumluluğunu da üzerine alacak.

Başta kendime olmak üzere tüm ebeveynlere cesaret ve bol şans dilerim!

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 18 Aralık 2012 tarihinde yayınlanmıştır.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

4 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Büyük oğlum önce 10 yaşında sonrada 21 yaşında okulu bırakacağım dedi. Birincisini sanal kolaydı. Seni ayakkabı tamircisinde çırak yapalım şimdiden meslek öğren dedik vazgeçti.Ama 2. de kolay olmadı. Hem söyleyiş biçimi hem de vazgeçtiği şey bizim için zordu. Ama kararlarına saygı duyduk,arkasında olduk. Evlat yetiştirmek zor.Büyüdüğünde bunu çok daha net görüyor insan. Seçimleri ona bıraksanız, sevdiklerini yapsın deseniz de herşey kağıt üstündeki gibi olmuyor. Yeri geliyor 6 yıl sonra seçimlerim yanlışmış başka şey yapmalıyım diyebiliyor. Bu süreç zorlu bir yoll…

  • Büyük oğlum önce 10 yaşında sonrada 21 yaşında okulu bırakacağım dedi. Birincisini sanal kolaydı. Seni ayakkabı tamircisinde çırak yapalım şimdiden meslek öğren dedik vazgeçti.Ama 2. de kolay olmadı. Hem söyleyiş biçimi hem de vazgeçtiği şey bizim için zordu. Ama kararlarına saygı duyduk,arkasında olduk. Evlat yetiştirmek zor.Büyüdüğünde bunu çok daha net görüyor insan. Seçimleri ona bıraksanız, sevdiklerini yapsın deseniz de herşey kağıt üstündeki gibi olmuyor. Yeri geliyor 6 yıl sonra seçimlerim yanlışmış başka şey yapmalıyım diyebiliyor. Bu süreç zorlu bir yoll…

  • Mayıs 2016
    Okulu Bırakmak İsteyen Liseli Gençlere

    Tanıştığınız yeni çocuk sigara içiyor, alkol alıyor, ve sokaklarda yatıyor. O kadar “sistem” dışı ki ona çekilmekten kendinizi alamıyorsunuz. Fakat biraz durup düşünün. Bu yaptıkları sürdürülebilir mi? Gerçekten hayatındaki tüm sorumluluklarından kaçan biri ile uzun süreli beraber olabilir misiniz? Onun yaşadığı gibi yaşamak mümkün mü?
    Maalesef bu imrendiğiniz hayat bırakmış birinin hayatı. Ben hep sahip olacak birini aramak yerine size sahip olacak birini bulun derim. Ben kaybolduğumda acaba direklerin üzerine bu adamı kaybettim bulan varsa şu numarayı lütfen arasın diyecek birkaç kişim var mı sorusunu sorarım kendime.

    Tanıştığınız o kötü çocuk ister inanın ister inanmayın size sahip çıkmayacak biri. Zaten seçtiği yol da sorumlu olmamak, sürekli olmamak, günü ve o gün karşısına kim çıkarsa onu deneyimlemek üzerine kurulu bir yol. Bugün ne derse desin sizi gelecek ay ya da sene unutacağından emin olabilirsiniz.

    Peki şu çok kızdığınız sistem nedir? Bu normal olmayan çocuk biraz da sistem dışı olduğundan çekici değil midir? Tamam bir sürü sıkıntısı, kuralı, öyle yapma böyle yapı vardır da, bu sistemin olmaması mümkün müdür? Sistemin hiç mi iyi tarafı yoktur?

    Tamam biraz sıkıcıdır filan ama bir açıdan sistem pek de fena değildir. Bundan yüz sene öncesini düşünün. Elektriksiz, ayakkabısız, ekmeksiz yaşayan bir nesil in torunları şu anda arabalara binebiliyor, sağlık hizmetlerinden faydalanabiliyor, okullarda eğitim görebiliyor, çalışıp para kazanarak ailesinin yaşadığından daha iyi yaşayabiliyor. Sistem aslında “birbirine hizmet eden insanlar topluluğu”dur, ve güven ve süreklilik üzerine kuruludur. Garson bana yemek getiriyor, ben onu hastanede ameliyat ediyorum ve ikimiz de sabah işimizin başına geliyoruz. İşte bunu sağlayan sistemdir.

    Peki bu yaşamın alternatifi nedir? İnsanlar bu tarz işlerle meşgul olmasalar ne ile meşgul olurlardı? Sistem olmasa ne olurdu? Bunu bir kafamızda canlandırmaya çalışalım. Fakir mahallelere bakın. Günü uyuşturucu kullanıp, satarak, hırsızlık yaparak geçiren kitleler var. Bunu belki en iyi askerlikte görürsünüz. Bir insan topluluğunu olumlu şeylerle meşgul etmez boş bırakırsanız, maalesef belki de doğaları gereği kendilerine ve birbirlerine zarar verecek şeylerle meşgul oluyorlar. Ağaçlara çıkıp, karşısındakilere tüfekle eşek şakası yapan, sonra da ölümüne kavga eden askerler gözünüzde canlandırın.

    Ya da ilkel ve fakir bir Afrika kabilesini düşünün. Malınızı ve canınızı koruyan bir polis sistemi olmayan, tuvalet ya da çöpleri göz önünden kaldırmak için bir belediye sistemi olmayan bir kabile. Suç işleyenin yargılanmadığı, sağlık hizmeti, eğitim hizmeti olmayan ve hatta yiyecek yemek bulmakta bile sıkıntı çeken ilkel ve fakir bir Afrika kabilesi. İşte orada yaşayan biri için bir sistem hayat kurtarıcıdır ve önemlidir. Allah’tan Anadolu eski bir medeniyettir, ve bu yapılar yüzyıllardır doğduğumuz bu coğrafyada kuruludur ve faaliyet göstermektedir.

    Peki gerçekten sorumluluk olmadan, iş olmadan, bir meşguliyet olmadan sistem dışında örneğin bir ormanda özgürce yaşamak mümkün müdür?

    Aslına bakarsanız ormanda bile yaşasanız, belirli ihtiyaçlarınızı karşılama zorunluluğundasınızdır. Para kazanmak, okula gitmek de bir zorunluluktur. Nasıl su içmeniz, uyumanız, yemek arayıp bulup yemeniz gerekiyorsa, hayatınızı devam ettirmek için de sistemin içinde ya da dışında belirli bir disiplin içinde çalışmak ve yaşamak, sağlığınızı kaybetmemek için belirli saatte uyumak ve uyanmak zorundasınızdır.

    Sistem elbette hatalıdır, iyileştirilecek çok yeri vardır. Ama sistem bir taraftan da size özgürlükler de tanır. Bugün 30 sene öncesinden farklı olarak hemen her köyde elektrik, su olduğu gibi, hemen her köy evinde de çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi hayatı kolaylaştıran eşyalar var. Sistem sizi çok sıkıyorsa, az bir miktar para biriktirerek, hayatın daha yavaş geçtiği böyle bir yere taşınabilirsiniz. Ama unutmayın orada da sorumluluklar peşinizi bırakmayacaktır!

    Bu işleri kurcalayan beyin için bir diğer akıl oyunu da şudur. Eğer size ayda fazlasıyla geçinebileceğiniz bir para verilse ne yapardınız? Gününüzü nasıl geçirirdiniz?

    Pek çoğumuz buna hiçbir şey yapmazdım diye cevap verse de bu gerçekten mümkün değildir. Dale Carnegie’nin de dediği gibi “monotonluk” yaşamın en kötü belasıdır. Beyin uyaransız kaldığında kendi uyaranlarını yaratmaya başlar. Fakirlik monoton olduğundan bu kadar sıkıntı verir. Zengin kişinin hayatı ise alternatiflerle doludur.

    Size üzücü bir haber vereyim çok zengin bile olsanız doğanız itibariyle hiçbir şey yapmamaya ya da izole (yalnız) yaşamaya uygun değilsiniz.

    Hep söylediğim bir şey var. Hemen hepimiz bir tam günü tekrar tekrar yaşıyoruz. Hemen hepimiz sabah bir işe gidiyor, akşamları da bir eve geliyoruz. Eğer sabahki uğraşımız bizi mutlu ediyorsa, ve geldiğimiz evdeki insanlarla akşamlarımızı geçirmek bize haz veriyorsa dünyanın en şanslı insanlarındanız. Ama eğer sabah nefret ettiğimiz bir işi yapıyorsak ve akşam da yüzüne bakılmaz bir kadın/adam bizi karşılıyorsa durumumuz çok kötüdür.

    Onun için eğer size ayda fazlasıyla geçinebileceğiniz bir para verilse ne yapardınız sorusunun doğru yanıtı: “kendime günü geçirecek sağlıklı bir uğraş bulurum” dur; ya da “kendime haz duyacağım bir günlük kurgu yaratırım” dır. İşte şanslı olanlarımızın günlük “iş”leri aynı zamanda meşgul olmaktan mutluluk duydukları uğraşlarıdır. Birçok çok zengin kişi de günlerini ve hayatlarını anlamlı kılmak için “çalışmaya” ya da günlük uğraşlarına devam etmeye, ve emekli olmamaya aslında çok heveslidirler.

    Bence mutluluğun formülü de budur, gündüzü ve akşamı haz alınır hale getirmek. Sağlıklı kişilerle, sağlıklı uğraşlarla hayatı devam ettirmek. Eğitim seviyeniz, ya da ekonomik statünüz ne olursa olsun eğer yanaklarınız kırmızıysa o zaman siz doğru yoldasınız demektir.

    Maalesef ne dersek diyelim hayatımızı zorlaştıran bir sürü durum ve insan vardır, ve olacaktır. Haksızlığa uğrayan, ya da bir türlü sağlıklı kurgusunu yaratamayan her bireyin hayatında da mutluluk ve huzur yerine kaygı ve sinir egemen olmaya başlar.

    İnsanlar olarak acı çektiğimiz şeylerin bitmesini, haz duyduğumuz şeylerin ise devam etmesini isteriz. Hayat da bize sürekli acı veriyorsa bitirilmesi gerektiğini düşünürüz. Ama haz veriyorsa hiç ölmek istemeyiz. Felsefi olarak hayatın ne olduğu uzun uzun konuşulabilir. Ama eğer hayatınızı haz duyacağınız bir şekile sokabilirseniz, onun devam etmesini istersiniz. Bu da sokakta yatmak, hiçbir şey yapmamak, alkol almakla değil sağlıklı uğraşılar, ve sağlıklı ilişkiler ile mümkün olur.

    Bu halde yapılması gereken nedir? Doğru günlük kurguyu bir an evvel geciktirmeden yaratmaya çabalamak. Parasızlık, yalnızlık, sömüren bir koca, tatmin etmeyen bir iş gibi etmenleri hayattan çıkarmak, ve hayatı bir an evvel basitleştirmek.

    Sisteme gelince, sistem Allah’a şükür, her asır akılcı olana doğru yavaş da olsa yakınsamaktadır. Bugün Amerika’da (en kapitalist ülkede bile) sağlık ya da eğitim reformları konuşulmaktadır. İnsanlar tarih boyunca ne zaman akla uygun olmayan problemler yaşasalar bunları akıl yolu ile çözme yoluna gitmişlerdir. O yüzden de bana göre bundan 100 sene sonra insanlar bugün yaşadığımızdan daha iyi yaşayacaklardır.

    O yüzden lütfen okulunuzu bırakmayın. Küsüp gitmek yerine, kendinizi hayatınızı daha iyi kılmaya adayın. Göreceksiniz ki hep devam etmesini istediğiniz ve her gününden haz duyduğunuz bir hayat var. Sadece o hayatın üstündeki örtüyü kaldırmanız gerekli.

    Dr. Erkin Ölmez