Alternatif Anne Ödülleri Gülüş'ün Köşesi Kitap

Okula feda edecek çocuğum yok, okuldan soyutlayacak çocuğum da.

Çocuklar oyunun dışında kalmak ister mi?

Yaklaşık 8 yaşındaydım, Ankara’daki evimizin sokağında gezinirken yanıma bir kadın yaklaştı ve bana elindeki kâğıdı uzatarak şöyle dedi:

“Yavrum, benim okuma yazmam yok, bu adres neresi, yardım edebilir misin?”

Annem yaşlarındaki bir kadının, bir apartman numarası bulmak için benim gibi bir bacaksıza muhtaç olması bende şok etkisi yaratmıştı. Üzüntü ve onun adına mahcubiyet hissettiğimi hatırlıyorum. Okula gitmemin bir şans olduğunu bana daha iyi hiçbir olay hissettiremezdi.

Oysa farkında olmadan ilkokul 3. sınıftan itibaren okula olan ilgimi yitirmeye başlamışım. Belçika’ya taşınınca Fransızcayı öğrenmek adına 5. sınıfı tekrarlamak zorunda kalmam, orta 1’de sınıfta kalmam ve sonraki yılları bütünlemelere kalarak, ağlaya sızlaya tamamlamam, beni tam bir okul düşmanı yaptı. Derslerini dinleyerek anlayan, ödevlerini müzik eşliğinde yapabilen sıradan bir öğrenci olamadım. Okul yıllarım bana kazandırdığından daha fazlasını kaybettirdi. Bunu öğretmenlerime bildirmekten hiç gocunmadım, sınıf önünde yapmam gereken sunumu “Okulda Yorgunluk” isimli bir araştırma üzerine yaptım. Kaç gece, kıçıkırık diplomamı aldıktan sonra okula benzin döküp, kibriti yere atıp, yüzümde bir intikam gülümsemesiyle, kendimi cayır cayır yanan binadan uzaklaşırken hayal ettim.

Eğer aramızda çocuklarını okula göndermemeyi seçecek bir gözükara varsa, o rahatlıkla ben olabilirdim. Bu konuyu, çocuklarla ilgili her konuyu düşündüğüm gibi, enli boylu düşündüm.

tumblr_ltnsgnWhxv1ql64h5Öncelikle çocuğunu okulsuzlaştırmayı (yaşayarak öğrenmesini sağlamayı) ya da ona evde eğitim vermeyi Türkiye’de yapmak ile, bunu Amerika’da yapmak arasında kavramsal farklar var. Birinde yasal suç işlemiş oluyorsunuz, diğerinde tercih yapıyorsunuz. Ama her ikisinde de çocuğunuzun geleceği ile ilgili norm dışı bir karar almış oluyorsunuz.

16 yaşında okulu bırakan yazar Ben Hewitt, yazdıklarına bakılırsa, okuldan benim çektiğim kadar bile çekmemiş. Ama ailesi kararına saygı duymuş (16 yaşında mı? Reşit olma yaşı 18 değil miydi?). Hewitt doğada yaşamaya, kendi yiyeceğini üretmeye, sistemin kuklası olmamaya aktif olarak çabalayan bir yazar olmuş. Ormanın içinde güneş enerjisi üreten evinde iki oğlu ve karısı ile yaşıyor. Çocuklara okuma, yazma, temel matematik gibi topluluk içinde yaşayabilmeleri için gerekli olandan fazlasını, onlar talep etmedikçe, vermiyor.

img_2959Ben Hewitt’i “doğalcı” dediğimiz gruptan farklılaştıran, seçimlerini entelektüel, trendy ya da narsist bir itkiyle yapıyor olmaması. Çocuklar adına sıra dışı kararlar vermenin “egoistçe” olduğunu söylemesine rağmen okulsuzlaştırma seçimini nasıl açıklayacağını merak ederek sayfaları çevirirken, kendi oğlumu bir sabah aktivitesine bırakmış, kafede bir şeyler içerek beklemekteyim…

Yazarın iki çocukla Allah’ın her gününü nasıl birlikte geçirdiğini okuyorum. Pek de kolay iş sayılmaz. Waldorf yaklaşımıyla evde eğitim denenmiş ama büyük oğlan masabaşı işlerini külliyen reddediyormuş. Okula gitseymiş kesin hiperaktif damgası yer, Ritalin kullanmaya teşvik edilirmiş. Amerika’da 2013’te dikkat eksikliği teşhisi alan çocukların oranı %11 imiş. Onlardan biri olabilirdim. Ritalin kullansaydım da özgüvenim bu kadar zedelenmeseydi, daha mı iyi olurdu acaba…

Untitled-1Kitap elimde, akşam saatlerini buluyorum. Şimdi oğlum, kendi biriktirdiği parayla geçen yıl staj yaptığı robot atölyesinden satın aldığı robota bilgisayarda yazdığı programı yüklüyor. Hewitt’in oğlu ise, tahtadan kaşıklar yapıp internet sitesinden satışa sunuyor. İnek sağıyor, balık tutuyor.

Robot, oğlumun verdiği komutları yerine getirince benimki kendinden geçiyor, çığlık atıyor: “Başardım! Anne, Başardım!”

Anlamaya çalışıyorum. Sanırım içinde yaşadığımız kültürü ve ortamı gözeterek Hewitt de, ben de, çocuklarımız için aynı şeyi yapmaktayız: Bire bir ilgilenmek, yakından tanımak, bilmek istediğini vermek, sorumluluklarını yaşatmak, TV’yi ve medya kullanımını kısıtlamak…

rye-finHewitt’in okulsuzlaştırmaya çocuklardan çok yetişkinlerin ihtiyacı olduğunu söylemesi hoşuma gidiyor. Lise sonrasında en az 10 yılımı, okulun verdiği hasarlardan iyileştirmeye çalıştığımı biliyorum. “Acaba her çocuk benim çocuklarım gibi büyüseydi, nasıl olurdu?” diye soruyor Hewitt ve okulsuzlaştırmanın yaygınlaşması durumunda doktorların nasıl doktor, pilotların nasıl pilot olabileceklerini sorguluyor.

En doğru olanı yapıp yapmadığımızı belki de asla bilmek istemeyeceğiz. Her çocuk özeldir, çocuğun yeteneklerini ve özgüvenini korumak iyi bir fikirdir. Ama gerektiğinden fazla özel muamele yaptığımızda onun toplumsal hayata karışmasına köstek olabilir, başka türden zararlar verebiliriz. Oyuna katılma hakkını elinden almak dahil. Yazar bir çocuğun öğrenmemeyi seçmeyeceğini düşünüyor ama ben, 8 yaşımda gördüğüm kadının bunu seçmiş olabileceği şüphesini içimde taşıyacağım. Hewitt’e derin saygı duyarak.

Dipnot: Kitabın çevirisi Sinek Sekiz Yayınlarından Şule Seda Ay’ın çevirisiyle çıkacak.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Ne karar alırsak alalim, cocuklar üzerinde gücümüzü kullanmış oluyoruz. Bu beni içten ice cok rahatsız etse de aksi bir seçenek olması mümkün degil. Okulun olumsuz etkilerinden korumak icin evde resmen Oya isler gibi cocugu islemek gerekiyor. Bazi ailelerin yanlışlarını okul düzeltirken; bazi aileler okulun verdigi zararı aza indirmekle meşgul. Ne okulla ne okulsuz olmuyor. Okulun yapısını tümüyle değiştirmek, cocuk dostu yapmak, benim gördüğüm tek çözüm.

  • Bu günlerde bir çok yerde okuyorum bu başlığı. Bir kaç arkadaşımla da tartıştım ama işin içinden çıkamadım:)