Kategorisiz Magazin

Barrymore dağılmış, Blair hiç etkilenmemiş!

Zamanının önünde giden fantastik filmler, biz seyircileri derinden etkiliyor. “E.T.” 35-45 yaş arası tüm annelerin çocukluğunda derin bir iz bırakmıştır sanırım. Peki ya “Şeytan”? Aman yarabbi!

Drew Barrymore, 1982 yılında yayına giren bilim kurgu filmi E.T.’nin başrol oyuncularından biri olduğunda 6 yaşındaydı. Bu genç yaşta zamanın en uçuk filmlerinden birinde rol alması Barrymore’un, filmin ve medyanın etkisi altında ezilip 9 yaşında ilk sigarasını, 11inde ilk şampanyasını, 12’sinde de ilk esrarını içmesine önayak oldu. Hiç şaşırtıcı gelmiyor, değil mi?

Uyuşturucu yüzünden kilo aldığı için ajansı ona iş vermemeye başladığında kendine bir kurtuluş yolu bulamayıp, 13’ünde de kokainine bulaştı Barrymore. İşte o yıl annesi, kızının içinde bulunduğu durumu fark edip onu bir tedavi merkezine gönderdi. Barrymore tam bir yıl tedavi gördü. Çıktığında dünyanın ne kadar güzel bir yer olduğunu fark ettiğini söylüyor. Tabii tedavi merkezinden çıkar çıkmaz insana iş vermiyorlar. Bu yüzden 15 yaşında garsonluk yaparak hayatını idame ettiren Barrymore, yapmak istediğinin sinema olduğunu iyice idrak ettikten sonra temiz ve emin bir başlangıç yapmaya karar verdi. Kendini çok zor kabul ettirse de sinemaya geri döndü.

E.T. ne kadar masum, şirin bir film, değil mi? E.T.’den sonra bu hallere düşen Barrymore’a bakınca, ondan on yıl kadar önce dünyanın gelmiş geçmiş en ürkütücü filmlerinden biri (ya da filmi!) olan “The Exorcist” (Şeytan) filminin başrol oyuncusunun halini hiç düşünmek istemezsiniz, değil mi?

Geçtiğimiz hafta işte aklıma bu takıldı: Linda Blair! Kızcağız acaba hala yaşıyor muydu? Ben o kızı karşımda bulacağım korkusuyla yatağımdan kalkıp tuvalete gidemezken, Linda Blair’in sınıf arkadaşları acaba onunla nasıl yaşadılar? Peki ya Blair, kendisi, “The Exorcist” sonrası yıllarını nasıl bir ruh hali içinde geçirdi? İnternete girip araştırdım, zannettim ki karşıma şöyle bir cümle çıkacak: “Linda Blair, Şeytan filmini çevirdiğinden beri hayatını tımarhanede sürdürmektedir.”

Oysa karşıma pırıl pırıl parlayan bir kadın çıkıyor. Kendisine The Exorcist sorulduğunda ağzından ilk çıkan cümle, “Biliyor musunuz, ilk yıllar çok zor oldu ama bugün o yaşadıklarım için müteşekkirim.” Çünkü Blair, Şeytan filmi sayesinde hayatta istediği her şeyi yapabilmiş ve en son ne yapmış biliyor musunuz? Kendi adına bir hayvan koruma derneği kurmuş.

Peki insan böyle bir film çekerken karşılaştığı görüntüleri nasıl hazmeder? Küçük bir çocukken böyle “kötü” bir ünü nasıl taşır? Biz gördüklerimizi uzaktan dahi hazmedemiyorken o kendisi bunu nasıl yaşamıştır? “Film üzerinde bir buçuk yıl boyunca çalıştık. Her sahne defalarca çalışıldı, makyajsız, sonra makyajlı, ne göreceğimi çok iyi anlamıştım.” diyor Blair. Okulda ise oldukça komik bir durum yaşanmış: “Kimi arkadaşlarım gerçekten benden tırstılar, koridorda bana rastlayınca sanki gerçekten şeytanmışım ve onlara bir şey yapacakmışım gibi huzursuz bakışıyorlardı. Kimileri zamanla duruma alıştı. Çoğu da zaten filmi izlememişti ve onlarla her şey aynı eskisi gibi devam etti”. Bana kalırsa bu küçük kadın, yaşadıklarını “ti”ye alma becerisine de sahipmiş, yoksa insan alınmaz mı insanların garip bakışlarından?

Bu iki genç oyuncuya bakınca insanın aklına şunlar geliyor: Barrymore’un anne-babası boşanmıştı. Şöhret öncesinde ve sonrasında belki yeterli aile desteğini bulamadı Barrymore? Blair ise çekim süresince yeterince göreceklerine hazırlandığını ifade ediyor. Bunlara bir doz da kişisel algılama şekli ekleyin: Demek ki şöhret, her çocuk için katlanılmayacak bir şey değil?

 

*Bu yazı 15.Ekim.2012 tarihinde Alternatif Anne’de yayınlanmıştır.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız