Gülüş'ün Köşesi Gündem

Asıl korkunç olan

Bu ülke için bir dileğim olacaksa, sorunları bilimsel ve metotlu biçimde bertaraf etmeyi öğrenmemizdir.

Belçika’dan Türkiye’ye kesin dönüş yaptığım yaz Gölcük depremi gerçekleşmişti. Her şeyi hatırlıyorum: Kaldığım evin bir yılan gibi kıvrılışını, zifiri karanlığı, araba farının aydınlattığı yolda ilerleyişimi, TV’de çöken apartmanlarla, ölü sayısıyla karşılaşmamı… Korkunçtu. Ama daha da korkunç olan, sorunun ele alınış şekliydi…

İşyerim Eminönü’nde, uzmanların “birinci dereceden hasar görecek deprem bölgesi” ilan ettiği yerdeydi. Bunu öğrenir öğrenmez tereddüt etmeden yakın çevremle paylaştım. Sohbet şu şekilde ilerledi:

“Aman sus, ağzından yel alsın!”
Ne diyorsunuz yahu? Ben deprem duası etmiyorum ki! Konu uzmanlarının açıkladığı bir bilgiyi aktarıyorum size.
“Aman, Allah korusun!”
Nasıl yani?
“Kaderimizde varsa yapacak bir şey yok”
Yahu önlem almanın yolları var, bu konuda ne yapılıyor? Sadece dua mı edeceğiz?

Bu yaz Bodrum’a geldiğimde sitemizde dolaşan köpeklerden birinin bazı kişilere saldırdığını, Fatma hanımın kuduz tedavisi olduğunu, Ahmet beyin tehlikeden bir başka köpeğin karşı atağı sayesinde kurtulduğunu öğrendim. Korkunç. Ama yine esas korkunç olan, sorunun ele alınış şekli…

Brüksel’de bir gün okuldan eve yürürken, kaldırım kenarından minik bir köpek fırlıyor üzerime. Havlaya havlaya gelip ısırıveriyor! Bir bakıyorum arkasından sahibi koşuyor, bağıra çağıra. Yaşım küçük ama köpeğin sahibi önümde iki büklüm oluyor desem yeridir: “Lütfen matmazel, affedin onu, hiç böyle yapmazdı, bir daha olmaz.” Tamam, tamam diyorum, sorun yok, hadi herkes yoluna. Ama kadının rengi bembeyaz, hala konuşuyor: “Matmazel!” Ne yahu? “Matmazel, şikayetçi olmazsınız değil mi?” Akşama bu olayı şaşkın şaşkın anneme anlatıyorum. Diyor ki, köpek sahipleri köpeklerine sahip çıkamıyorlarsa ve saldırmaları söz konusu ise, bir şikayet ile hayvanı evinden alınıp barınağa götürürler. Köpeğin varsa eğiteceksin kardeşim…

Bu olayı Bodrum’dakilere anlatıyorum ve sitemizdeki köpeği şikâyet edecek bir mercii olması gerektiğini söylüyorum. Sohbet şu şekilde ilerliyor:

“Amaan, kim uğraşacak?”
Kim uğraşacak olur mu? Kim mağdur olduysa, köpeği ve sahibini kim tanıyorsa o uğraşacak. Tanımadığım bir köpek ve sahibi için ben şikâyetçi olamam ki?
“Vallahi ben korktum, artık sitede yürüyüşe çıkamıyorum”
İyi de, güvenlik hakkın var. Haklarını korumak için site yönetimi var, Belediye var… Hem başkalarının da güvenliği tehlikede…
“Amaan, şikayet ediyorsun da bir şey mi yapıyorlar?”

Bilmiyorum! Şikâyet ediyorum da ne oluyor? Yapılanlar, insan ve havyan haklarına uygun mu yapılıyor? Benim de şüphelerim var. Ama boşvermişlik ve umutsuzluk ile nasıl yaşarız? Çocuklarımızı nasıl büyütür,onlara nasıl bir mesaj veririz?

Deprem olunca çocuklarımla, özellikle de oğlumla uzun sohbetler ettik. Ve bir kez daha gördük ki bizi esas korkutan, insanların önlem alma zahmetinden yoksun olması. “Allah korusun” diyerek konuyu değiştirmesi!

Benim bu ülke için bir dileğim olacaksa, sorunları bilimsel ve metotlu biçimde bertaraf etmeyi öğrenmemizdir.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız