Ekolojik Yaşam Sağlık

Kokunun sesini duy!

aromaterapiDoğanın mucizelerini düşününce ilk aklımıza gelen çocuklarımız olur ama ben bugün başka bir mucizeden bahsetmek istiyorum. Bunlar küçücük şişeler içindeler ama şişe açıldığında kokuları bir anda başımızı döndürebilir. Uçucu yağlar ve aromaterapi ile ilgili Cottonbox‘un düzenlediği ve Ayşe Tolga tarafından verilen bir çalıştaya katıldım.

Anneler olarak çoğumuz bebekler olunca bir şekilde bu uçucu yağlar ile tanışıyoruz zaman içinde. Bebek biraz fazla ağlıyorsa karşı komşum hemen lafa karışıyor “Aaa tatlı elma yağı dene o da geçirmezse acı elma yağı ile ayak tabanlarına masaj yapıver diye”. Ya da süt verirken göğüs uçlarına çörek otu yağı öneriveriyor mevlütte yanımda oturan yengenin görümcesi. Yaz gelince hemen lavanta yağını hazır ediver diyor parkta tanıştığım anneanne, sivrisineğe birebir diye de ekliyor. Bunun gibi bir çok tavsiye kulaktan kulağa doğru yanlış dolaşıyor anneler, çocuk bakımını üstlenen yetişkinler arasında.

Kulaktan kulağa dolaşan bu bilgi elbette yüzde yüz doğru değil
ama öyle sanıldığı kadar da boş değil.

Uçucu yağların kullanıldığına dair kanıtlara Çatalhöyük’te bile rastlanmış. Aslında doğanın bu sırrı yaşadığımız coğrafyada çok çok eski. Keza Eski Mısır’da mumyalar yine bu esansiyel yağların sırları ile saklanmış ve bugüne kadar gelmiş. Sedir ağacı, karanfil, tarçın, hindistan cevizi yağı ve mür mumyaların hiç kırışmaması için hazırlanan iksirin formülüymüş. Sonuç eski dünyada şimdiki adı ile aromaterapi denilen ama aslı bitkilerin özünden faydalanmaya dayanan bu eski bilgi günlük hayatta daha fazla yer tutuyormuş. Ama her eski bilgi gibi zaman içinde modernleşmeye kurban gitmiş. Taaa ki 20. yüzyılın başlarında René-Maurrice Gattefosse adlı Fransız kimyagerin parfüm yapımı esnasında yaşadığı bir kazaya kadar. Kimyager elini yakıp ilk bulduğu soğuk su dolu kaba elini daldırdığında, elindeki yanmanın bu denli hafifleyeceğini tahmin etmemiştir ama sonradan aslında o suyun içinde lavanta yağı olduğunu anladığında yağların mucizesine bir kapı aralanmış.

İşte yazının ilk bölümünde bahsettiğim teyzeler de unutulan eski bilgiyi böyle böyle duymaya başlamışlar. Her kulaktan dolma bilgi gibi eksiklikler ve kullanım hataları da kaçınılmaz oluyor. Burada aslolan bu yağların kullanımı sırasında ciddi hastalıklar için mutlaka ve mutlaka doktorunuzdan bilgi almanız gerekliliğidir ve ayrıca sadece semptomları gidererek gerçeği gizleyemezsiniz. Bu sebeple vücudumuzdan gelen uyarı sinyallerini bir uzman ile paylaşıp, nedenini bulmadan asla işe başlamamak önemli.

Ayşe Tolga’nın da çalıştayda vurguladığı çok çok önemli bir kaç noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum:

1. Olur olmaz her yerden uçucu yağ alınmaz. Uçucu yağ satın alırken öncelik soğuk sıkma olmasına dikkat edilmeli ve mutlaka üretici firma ve üretim/son kullanma tarihi bilgisi olmalı. Neden derseniz? Yağlar hazırlanırken soğuk sıkma ile elde edilen saf yağın dışındaki yan ürünler de farklı formlar ile yağ olarak satılabiliyor ama aldığınız ürünün IMG_3799fiyatı daha uygun görünse dahi o verdiğiniz ücret o ürünün ederi, asla ucuza almış olmuyorsunuz. Oysa soğuk sıkım yağa daha fazla ücret verseniz de zaten daha fazla verim elde ettiğinizden onu da ederinde satın almış oluyorsunuz.

2. Aldığınız soğuk sıkım yağın asla ama asla saf hali ile kullanılmaması gerekir, zira söz konusu olan saf ürün çok etkili ve kaş yapayım derken göz çıkarmaya gerek yok. Her şeyden olduğu gibi fazla kullanmak da az kullanmak da istenileni sağlamaz. Bu sebeple uçucu saf yağı baz yağlar içinde %2 oranında seyrelterek kullanmalı. Örneğin yazın börtüböcek ve sivrisinekten korunmak için tarçın veya karanfil yağı mı kullanmak istiyorsunuz, 100 damla tatlı badem veya kayısı çekirdeği yağına sadece 2 damla saf karanfil yağı eklemelisiniz.

3. Uçucu yağlar asla ve asla uzman gözetimi olmadan yutulmamalıdır. Zira bu yağlar bitkilerden elde edilir ve doz aşımının nelere sebebiyet vereceğini bilemeyiz.

4. Bazı uçucu yağlar hamilelikte ve 1 yaş altı bebeklerde sakıncalı olabilir. Bunun için mutlaka iyi araştırma yapılmalı ve gerekirse bir uzmana danışılmalıdır. Tabii ki bu mahallenizin aktarı olmasa iyi olur. Hatta özel sağlık durumlarında uçucu yağların astım, epilepsi gibi  atakları tetikleyebileceğini unutmamak gerekir.

5. Bazı yağlar ise alerjiye sebep olabilir. Bu sebeple doğa aynı semptoma iyi gelen birden fazla bitki sunuyor. Tabi bunu bu konuda zaman harcamış biri dışında kim bilebilir ki?

Ben kendi hayatımda bu maddelere dikkat ederek yağların mucizesinden faydalanmakta bir sakınca görmüyorum. Mesela çocukların burnu tıkandığında ökaliptus kullanıyorum. Ama asla asla bu yağı cilde doğrudan sürmüyorum, zira uzun dönemde yan etkileri olabilir. Bunun yerine çocukları banyo yaptırırken banyoda sıcak su dolu kovanın içine 5-10 damla damlatıyorum ve oldukça iyi bir etki sağlıyor tıkalı burunlarda.

Bunun dışında bebeklerde pişik için zeytinyağı bir baz yağ olmasına karşın asit oranı yüksek olduğunda uzun dönemde ciltte hassasiyet yaratabilir, eğer kısık ateşte kaynatıp asidi giderebilirseniz neden olmasın ama onun yerine fındık yağı veya aynısafa (kalendula) kullanılabilir.

En önemlisi bebe yağı diye bir şey yoktur! Parafin ya da paraben adı ne olursa olsun petrol artığı bir hammadde içeren bu yağlar hele ki banyodan sonra cildin tüm koruma kalkanları inmişken bebeğinize iyi geleceği çok tartışmalı bir uygulama. Gerekirse boş bırakın, cilt kendi dengesini bulur.

Yine şu günlerde çok popüler olan argan yağı ile ilgili Ayşe Tolga’nın verdiği bir bilgi sadece saça değil yaraya, bereye de iyi geldiği yönünde ama burada bahsedilen saf uçucu argan yağı. Ve mutlaka mutlaka bu yağ da bir baz yağ içerisinde seyreltilerek kullanılmalı diye ekledi.

Sağlıcakla kalın,
Kokunun sesini duyun*

*2,5 yaşındaki kızım beğendiği bir koku duyduğunda bu aralar kokunun sesini duydum diyor da 🙂

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız