Çocuk Psikolojisi Eleştiri Yetişkin Psikolojisi

Çocuklarımıza “annecim, aşkım” demek gerçekten zararlı mı?

people-220039_64025 yıl oldu Türkiye’ye yerleşeli. Evim olarak seçtiğim ülkenin kültürünü ne kadar anlasam, sevsem veya benimsesem de, bazı konular benim için daima kocaman bir muamma olarak kalacak. Bu da onlardan biri; Bir annenin çocuğuna “anneciğim” demesi. Bazı uzmanlara kulak asarsak sadece “annecim” değil, birçok hitap şeklimiz çocuklarımıza zararlı. Gerçekten öyle mi? Bu konuyu Alternatif Anne’ler tartıştı! İşte sonuçlar:

Belki fark etmişsinizdir, bu konuyla ilgili yazılar yıllardır belli aralıklarla paylaşılıyor. Çocuğa başka şekillerde hitap eden bir anne babanın çocuğuna neden bir isim koyduklarını sorgulayan uzmanlar olduğu gibi, herkes tarafından farklı şekilde hitap edilen çocuğun kişiliğinin, bireyselliğinin düzgün gelişmeyeceğini savunan uzmanlar da var. Psikolog değilim. Yine de bunu çok abartılı bulduğumu belirtmeden edemiyorum. Çocuklarımıza nasıl hitap edeceksek edelim, bunu belli durumlarda yapmıyor muyuz? Birilerimiz çocuğa kızarken bir şekilde hitap ettiği gibi birilerimiz sevgi ve şefkat dolu hitaplarında farklı kelimeler kullanıyor.

Çocuğunuza “fareciğim” der misiniz?

Her ülkede bu aynı bence. Oğullarımla Almanca konuştuğum için şefkat durumlarında onlara mesela “hazinecik” ve “farecik” derim. Bu size muhtemelen çok garip geliyordur! Ancak Almanya’da çok da yaygın kullanılan iki kelime. Türkiye’de ise çocuğa hitap eden kişinin sıfatıyla hitap etmek yani annenin “anneciğim”, ablanın “ablacığım“, babanın “babacığım” demesi gibi “aşkım” kelimesinin de çok kullanıldığına şahit oluyorum. Ben kullanmasam da, Berna Kasapoğlu Serdarlı‘nın dediği gibi “Aşk bir tek karı koca arasında mıdır? Allah, vatan, sevgili, çocuk aşkı kocaman bir cümledir”…

Gülüş Türkmen benim gibi “annecim” ve “babacım” gibi hitapları garip bulanlardan. Ancak önemli bir yere vurgu yapıyor: “Kuzum“, “fıstığım” derken nasıl çocuk kendini gerçek bir kuzu ya da fıstıkla bir tutmadığımızı öğrenmeye başlıyorsa (!), “annem“de de aynı şey oluyordur herhalde. Oldukça mantıklı, değil mi?

Baba gözüyle konuyu değerlendiren Özdemir Hiçdurmaz “Ben kızlarıma prenses muamelesi yaptım, zira annelerine kraliçe gibi davranırken haksızlık olurdu” diyerek yaptığı espriyle düşüncesini de ortaya koyuyor. Bu sadece bir hitabet biçimi ve çok üstünde durulması gereken bir konu değil.

Aslolan çocuklara prens, prenses muamelesi yapmamak

Benim oğlanlarım kendilerini ne “hazine” ne de “fare” sandıkları gibi, Gözde Erserçe Özateşler de bunun gibi esprili ama sevgi yüklü hitapların zararlı olduğunu düşünmüyor: “Ben çocuklarıma balböceğim derim bazen. Hiç de çocuklarımın kendilerini böcek yerine koyduklarını hissetmiyorum. Prensesim, paşam demem ama. “Denmesin” demek de yanlış, bence aslolan prensesmiş ya da evin kralıymış gibi davranmamak. Çocuk merkezli ebeveynlikse tarzınız -bundan kastım her şey onun çevresinde dönüyorsa- zaten çocuk o rolü alır ve ne dediğinizin de bir önemi olmaz!”

Hiçbir uzman çocuğa “aşkım” denmesinden yana değil

Uzman psikolog Defne Eraslan Öztürk de aynı fikirde: “Annecim gibi hitaplar yüzünden çocukların kafasının karıştığını hiç sanmıyorum. Seven kullanır, sevmeyen kullanmaz. Ama “aşkım” daha yüklü bir ifade. Güzel değil ama önemli olan nasıl davrandığınız çocuğa. Aşkınız kocanız/karınız olmalı, çocuğa öyle gibi davranmayın da aşkım diyecekseniz deyin.”

Uzman pedagog Belgin Temur Yağlıtaş ise hitap şekillerini farklı bir yönden değerlendiriyor ve “aşkım” demesinden doğabilen bir tehlikenin altını çiziyor:

Anne babaların çocuklarına hitap şekillerinin onlarla ilişkilerini nasıl etkilediğini fark etmeleri gerekiyor. Hitap şekilleriyle bağlantılı olarak kurdukları bağımlı, koruyucu ve dolayısıyla gelişimlerini engelleyici tutumlarını değiştirmek konusunda motive olabilirler. “Aşk” konusu bambaşka bir konu. Bu gerçekten çocuk için kafa karıştırıcı olabiliyor. Babanın aşkı anne olmalı, anneninki de baba. Araya çocuk karıştırılınca ödipal dönem karmaşalarının çocuk açısından iyice içinden çıkılmaz bir hal aldığı bilimsel bir gerçek. Bu dönemde anne babanın çocukla ilişkisinde kendi rollerini iyi belirlemesi ve çocuğa da çocuk rolünde kalması için uygun bir model olması önem taşıyor.

Çocuğa ebeveyniniz gibi davranırsanız, ebeveyniniz olur!

Uzman psikolog Yasemin Meriç de hem şahsi hem de psikoterapist olarak görüşünü bizimle paylaştı:

Sevgi ifadesi olarak seçilen kelimelerin tehlike yaratacağını düşünmüyorum. Davranışlarımız ve beklentilerimiz daha önemli bence. Belgin Temur Yağlıtaş’ın da belirttiği gibi erken yaşlarda aşkım, sevgilim tarzı şeyler söylemek -eğer çocuğu yeteri kadar aydınlatmadıysanız- bir kavram ve konumlandırma sıkıntısına yol açabiliyor. Ama daha önemli olan başka konulara yeteri kadar dikkat ediyorsanız bu da çok sorun olmaz diye düşünüyorum. Çocuğunuza annecim ya da babacım diye hitap etmek kendisini sizin anne babanız sanmasını sağlamaz -eğer çocuğun zihinsel bir sorunu yoksa.  Fakat çocuğa sanki sizin ebeveyniniz oymuş gibi davranırsanız, ona ismiyle hitap etseniz bile bir zaman sonra sizin üstünüzde bir ebeveyn gibi davranmaya başlayabilir.

Ya kızların güzellik, erkeklerin akıl üzerinden övülmesi?

Yasemin Meriç devam ediyor:

Benim daha çok önemsediğim “güzeller güzeli kızım“, “akıllı oğlum” gibi hitaplardır. Bunları da asla kullanmamak gerekir diyemem ama mutlaka arada çocuğa açıklama yapmak gerekir. Akıllı, başarılı gibi sıfatları kullanmamakta, yani genellemeli sıfatlardan kaçınmakta fayda var. Sonra kendini sürekli başarılı olmak zorunda gibi hissedebiliyor.

Yanlış hitabet + yanlış davranış = Psikopatoloji

Alternatif Anne’lerin sonuca vardığı noktayı yine Yasemin Meriç’in sözleriyle özetleyebilirim:
“Sonuç olarak bu tarz şeyler bir bütün olarak anlam kazanıyor. Sadece hitapla psikopatoloji oluşmaz.”

Alternatif Anne yazarları ve uzmanları hemfikir: Kullandığınız hitap ne ise, çocuğunuzun gerçekten o olduğunu düşünmesine davranışlarınızla neden olmayın.

 

KIDEX Yeni Baneer

Regina Röttgen

1989 yılında tatile geldiği Türkiye’nin insanına ve doğasına aşık oldu ve henüz 19 yaşında olmasına rağmen bir daha ülkesine dönmedi. B.Ü.’de Felsefe ve İngilizce dili ve edebiyatı okuyup felsefede yüksek lisans yaptıktan sonra yerli ve yabancı yayınlar için çalıştı ve evcil hayvan dergisi yayımladı. Çocuklar için güvenlik eğitimi kursları ve düşünme atölyeleri düzenledi.

15 yıldan fazla İstanbul’un merkezi semtlerinde oturduktan sonra işini aslında her yerde yapabileceğine karar verdi ve büyük şehri terk etti. Eşiyle, iki oğlu, sayıları sürekli artan tavuklar, 2 kedi ve bir köpek sürüsü ile birlikte şuanda Bodrum yakınlarında bir köyde yaşıyor. Yabancı yayınlar için annelik ve evcil hayvan hakkına yazıyor.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız