Çocuk Psikolojisi Eleştiri Kadın Kategorisiz

Anne olmak – çılgınlık mı, yoksa…

naughty-boyGeleceğe yönelik bir iş arıyorsanız, analitik düşünme ve problem çözme becerisine sahipseniz, dinamik bir ortamda hızlı ve sonuç odaklı çalışabilen araştırmacı, yenilikçi ve yaratıcı yönü gelişmiş, iletişim yeteneği kuvvetli ve takım çalışmasına yatkın, size bağlı ekibini etkin bir şekilde yönetebilecek bir insansanız “anne pozisyonu” tam size göre! 

Annelik “iş tarifinden” anlaşıldığı gibi, annelik dünyanın en stresli, en zor işlerden biridir. Aynı zamanda da dünyanın en güzel işi! Küçük çocuklarla hayat çoğu zaman kargaşadan başka bir şey değilse de, çocuklar hayatımıza çok şey katıyor…

Bedensel ve zihince genç kalınır
Küçük bir çocuğun fiziksel hareketliliğine yetişmek maratoncunun kondisyonunu gerektirir. Bir saat boyunca iki yaşındaki ufaklığıyla dans etmek olsun, iki küçük enerji küpünün peşine düşmek olsun, çocukların biz anneleri tüm gün koşturdukları kesin. Hele zihinsel açıdan bir annenin yaşlanması mümkün değil! Sürekli sorulan sorulara cevap bulmak, bin bir ani duruma çözüm üretmek ve ileride ödevlerin kontrolünü yapmak sanki sürekli olan bir beyin jimnastiği gibidir.

portrait-of-a-little-boy

Bir gülüş yeter…
En yorgun, en bitkin hatta en stresli halimizde çocuğumuzun bir şeye sevinmesinin gözlerine vuran o parıltısı ve yüzündeki gülüşü bir anda omuzlarımızdaki tüm yükü alabilecek bir güçte. Üstelik çocuklardan bu konuda bir şeyler de öğrenebiliyoruz. Çocuklar, mesela buzdolabında sevdikleri meyveden bir tanesinin kaldığını görünce sevinip gülüyorlar. Biz yetişkinler gülmeyi unutmuşuz. Meğersem gülmek, gülümsemek bizi rahatlatır ve daha mutlu hissetmemizi sağlar.

Her şey planlanamaz!
Düzenli bir hayat sürdürdükten sonra anne olunca biraz zor adapte olunan bir şey esnek olmaktır. Hem de nasıl! Giyilecek kıyafet, yapılacak yemek, çıkılacak saat, oynanacak oyun, aslında her şey sürekli değişiyor. Günü planlamak imkansız hale geldiği için sadece iki güvenilir konu var; hiçbir şeyin planlandığı gibi gitmemesi ve o yüzden plan yapmamanın daha iyi olduğudur.

Anı yaşamak lazım!
Çocuklar küçük bir ayrıntıya öyle odaklanabiliyorlar ki etraflarındaki her şey unutuverirler. Mesela çiçeğe konulan kelebeği görünce başka bir şey düşünemez olurlar. Ne sabahleyin anaokulunda bir arkadaşın attığı cimdiği, ne oyun parkında düştüğünde aldığı yarayı, ne de biraz önce istediği kurabiyeyi düşünüyorlar. O an dünya o kelebekten ibaret. Bizler öyle bir an maalesef yakın geçmişi ve geleceğe odaklı düşüncelerle dolduruyoruz. Beş dakika sonra çıksak, geç kalır mıyız acaba, akşam yemeği saat kaçta yesek, eve geç dönersek yemek olarak ne yaparım, çamaşırları asmayı unutmamam gerekiyor ya da biraz daha oyalanırsak halletmem gereken işe yeterli vakit kalacak mı gibi düşünceler bizim öyle anları yaşayabilmemizi imkansız kılıyor. Çok fazla vakit geleceği planlamak ya da gelecek konusunda endişelenmeye harcıyoruz.

Ağlamak rahatlatırcry
Oyuncağı bir türlü bulamayan, istediği yemeği o gün yiyemeyen, arkadaşını istediğinde göremeyen ya da arzuladığı oyunu o anda oynamayan çocuk bunun için ağlayabilir. Evet, ağlamak güzel bir şeydir, çünkü rahatlatır. Birazcık ağladıktan sonra dünya bambaşka görünür ve ağlandığı şeyin aslında o kadar da önemli olmadığını sanki kendiliğinden anlaşılır. Biz de arada bir ufak tefek şeyler için ağlasak ne olur sanki…

Çıplaklık güzel!
Akşam yatağa giderken pijamasını giymek üzereyken soyunan oğlum “bunu da çıkartacağım!” deyip külodunu yere fırlatır ve “çıplak kurbağa!” diye çırılçıplak bir odadan diğer odaya koşuyor. Kendi vücudunu seviyor ve giysilerce sınırlandırılmadığının keyfini çıkartıyor. Bizim ise beş dakika bir kadın dergisine bakmamız genelde yeterli oluyor, çıplak halimizi düşünmemizin daha iyi olduğunun kanaatine varmak için. Meğersem çıplaklık güzeldir!

Küçük şeylerin de değeri yüksek
Bizim unuttuğumuz başka bir nokta küçük şeylerin değerini bilmek. Her şeyi bildiğimizi, artık her şeyi gördüğümüzü düşünüyoruz. Ancak tam bu düşünce bizi küçük ama yine de önemli olan şeyleri görmememize neden oluyor. Örneğin, yerdeki bir su birikintisine küçük bir taş atan oğlum taşın düştüğü yerde oluşan halkaları ve onların dışa doğru büyümesini izliyor. Büyük bir hayranlıkla bu dalgaları izliyor. Dindiklerinde ise yeni bir taş alıp suya atıyor. Sonra parmağıyla suya dokunarak acaba aynı dalgalar meydana gelir mi diye deniyor. Ona sorsak bir mucizeye tanık olduğunu düşünüyordur. Bize göre ise normal bir şeyi binlerce kere gördüğümüz bir şey oldu. Binlerce defa görmüş olabiliriz ama bu olağanüstü bir şey olmadığı anlamına gelmiyor.

mum-and-son-138099051839k

Affetmenin cazibesi
Çoğumuz görünmez bir yük taşıyor. Ettiğimiz kavgalar, küstüğümüz veya üzdüğümüz kişiler, kızdığımız olaylar. Çocuklar her şeyi hemen affeder. Affedilince unutuyorlar da. İşte o çok güzel! Çocuklarımız gibi tekrar affetmeyi öğrenmek için her gün bizim öğretmenimiz oluyorlar. Bunu  tekrar öğrenmek bize kaldı.

Ya hep ya hiç
Küçük çocuklar bir şey yapınca bunu tam yaparlar. Örneğin bir paket un eline geçen çocuk bununla koltuklarda “kar” yağdırıyorsa bunu tüm paketler yapar. Kar tanelerinin bazıları kullanmadan pakette bırakmak yazık değil mi? Tıpkı bir şey istemediğinde de yaptıkları gibi. Oyunun ortasında yemeğe çağrılan ufaklık oyunu bırakır mı? Elleri yanlarına koyar ve “hayır, gelmeyeceğim” der, çünkü önce oyunu bitirmek ister. Bu kadar kararlılık iyi bir şey değil mi şimdi? İleride okulda, üniversitede, işte tam bu şekilde davranmasını istemiyor muyuz? Aslında biz bile onlardan bir şey öğrenebiliriz. Önce bir işi bitir, sonra diğerine geç.

Tam da bir fincan kahve içmek için vakit bulmuşken telefon çalıyor. Boş ver çalsın, şimdi kahve içiyorum!

Regina Röttgen

1989 yılında tatile geldiği Türkiye'nin insanına ve doğasına aşık oldu ve henüz 19 yaşında olmasına rağmen bir daha ülkesine dönmedi. B.Ü.'de Felsefe ve İngilizce dili ve edebiyatı okuyup felsefede yüksek lisans yaptıktan sonra yerli ve yabancı yayınlar için çalıştı ve evcil hayvan dergisi yayımladı. Çocuklar için güvenlik eğitimi kursları ve düşünme atölyeleri düzenledi.

15 yıldan fazla İstanbul'un merkezi semtlerinde oturduktan sonra işini aslında her yerde yapabileceğine karar verdi ve büyük şehri terk etti. Eşiyle, iki oğlu, sayıları sürekli artan tavuklar, 2 kedi ve bir köpek sürüsü ile birlikte şuanda Bodrum yakınlarında bir köyde yaşıyor. Yabancı yayınlar için annelik ve evcil hayvan hakkına yazıyor.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız