Çocuk Psikolojisi Kategorisiz Pedagog

Anne-çocuğun kaçınılmaz yapışıklığı

Geçmişten günümüze annelikte neler değişti;

alternatif anne bagimlilik“Geçmişten günümüze annelikte neler değişti?” Bu soruyu düşünmeye ve sorgulamaya devam ediyoruz. Bu ve bir önceki yazdıklarım daha çok ev annelerini bağlıyor aslında. Çalışan annelere ve onların annelik süreçlerine dair bildiklerime, yazı dizisinin sonlarına doğru değinmek istiyorum. Yine tekrarlamak istiyorum ki, anneleri ve anneliği anlamadan anneye dokunmadan çocuklara ulaşmak ve onları iyileştirmek mümkün değil. Annenin kendisine yönelik iyileştirme ve farkındalık kazandırmayan çocuk eğitim programlarının hep yarım kalacağına inanıyorum. Bugün günümüzde anne-çocuk yapışıklığı ve bunun sonuçları üzerinde durmak istiyorum.

Aşırı birlikteliğin zararları

Aşırı birlikteliğin birlikte olan iki kişi açısından çok da iyi olmadığını çocuğumuz tecrübe ettik. En sevdiğimiz arkadaşımızla 20 gün aynı evde kalsak, gün boyu birlikte olsak şüphesiz çok sorunlar çıkardı. Bizi dünyaya getiren anne-babalarımızla bile aşırı birliktelik yaşadığımızda ilişkilerimiz bozuluyor. Evlilik öncesinde aşırı derecede birliktelik yaşayan aşıklar daha az birliktelik yaşayanlara göre daha çok sorun yaşıyor. Çünkü aşırı birliktelik ilişkileri tüketiyor. Her şeyin aşırısı gibi birlikteliğin de aşırısı zarar kısacası.

Yalnızlık bir ihtiyaçtır

Biz sosyal varlıklarız. Topluma karışmak, ilişkiler kurmak, kalabalık ortamlara girmek bizi mutlu ediyor genelde. Çünkü sosyal tarafımız bu şekilde doyuma ulaşmış oluyor. Öte yandan hepimizin yalnızlık ihtiyacı da var. Kimi zaman sadece tek başımıza kalıp kafa dinlemek, dönüp kendimize bakmak, ya da sadece müzik dinlemek istiyoruz. Issız-kimsesiz bir ada, çeşitli zamanlarda hepimizin özlemini duyduğu bir mekan aslında. Yeteri kadar yalnız kalamadığımızda, bu durum çeşitli sorunların da kapısını aralıyor. Bu nedenle yalnızlık hayatımızda her daim olması gerekiyor.

Anne-çocuk yapışması

Aşırı birliktelik ve yalnız kalamamak konusu üzerinden düşündüğümüzde, günümüz şehirli annelerinin, özellikle ev annelerinin en büyük zorluklarından birinin, tam burada başladığını görüyoruz. Okul öncesi dönemde çocukla sürekli bir birliktelik anne-çocuk ilişkisini yıpratıyor. Anne, en az 5 yaşına kadar hayatının her gününü, gününün her saatini çocuğuyla geçiriyor. Genelde evde geçirilen bu vakitte, anne, evde sıkılan çocuğuna sürekli sınır koymak durumunda kalıyor. Önünde iki seçenek var, ya çocuğunu TV karşısına bırakacak, ya da onun sıkılmış bir şekilde evde gezinip olmadık şeyler denemesine göz yumacak. Bu ise yorucu bir süreç. Hal böyle olunca hem çocuk hem anne gün boyu yaşanan bu birliktelikten bunalıyor. Anne çocuk ilişkisi zedeleniyor. Şefkat-sevgi temelli olması gereken ilişki, kızgınlık-bağırma temelli bir ilişkiye dönüşüyor. Ayrıca anne yalnız kalma ihtiyacını da gideremiyor. Bu durum anneleri başka sıkıntılara sürüklüyor. Yeterince dinlenememek, kendine vakit ayıramamak, kendi kişisel zevklerinden ve eğlencelerinden uzaklaşmak bu sıkıntılardan başlıcaları. Eskiden durum bu kadar zor değildi. Neden mi?

Çocukların özgür alanı sokaklar

Öncelikle bir nesil öncesinde çocukların sokakları vardı. Bu sokaklar şimdinin sokakları gibi güvensiz değildi. Çünkü mahalleli birbirini tanırdı. Ayrıca sokaklar araçlar tarafından istila de edilmemişti. Yeşil alanlar da çoktu. Çocuk kahvaltısını yapar, bahçeye sokağa çıkar ve annenin gözetimi olmadan vaktini dışarıda geçirebilirdi. Bu esnada anne işini yapar, müziğini dinler, kendi ile baş başa kalabilirdi. Sürekli çocuğuna sınır koymak durumunda kalmazdı. Yemek vakitlerinde çocuklar eve gelir, uykusu varsa uyur, sonrasında yeniden sokağa çıkabilirdi. Böylece çocuk annenin yakasından düşer, kendisi için de geliştirici olan sokakta özgürce oynardı. Günümüzde ise sokaklar güvenli değil ve zaten araçların istilası altında. Dolayısı ile çocuklar anneye yapışık şekilde evdeler.

Çocuğun ikinci evi: Akrabalar

Yine bir iki kuşak öncesinde geniş aile bir arada yaşardı. Anne çocuğunu ninesine, teyzesine, yengesine bırakıp işini görebilir, pazarına gidebilir, yalnız kalabilirdi. Yani günümüzdeki yapışıklığın önüne geçen önemli bir faktör de ailelerin, akrabaların iç içe olmasıydı. Böylece anne bunaldığında, sıkıldığında bir akrabasına çocuğu bırakarak rahatlayabilirdi. Geniş aile, akrabaların birlikteliği anneyi bu açıdan destekleyen bir süreçti.

Senin çocuğun, benim de çocuğum

Yine bir önceki nesilde komşuluk ilişkileri şimdikinden çok öteydi. Komşu kapıda, asansörde karşılaşılan kişi değil, ev oturmasına, akşam çayına gidilen kişiydi. Herkes sadece kendi çocuğunun sorumlusu değildi. Sokağın çocuğu tüm sokak sakinlerinin de çocuğuydu. Bu nedenle annenin çocuğunu bırakmak istediğinde sığınak yerlerinden biri de komşularıydı. Çocuk rahatlıkla komşuya bırakılabilirdi. Bu da anneye nefes alma imkanı tanırdı. Günümüzde ise bu tarz komşuluk yok maalesef. Dolayısı ile çocukla annenin bir anlık bile ayrılığı mümkün değil.

İşte, geçmişten günümüze değişen sokak, akrabalık, aile ve komşuluk ilişkileri birinci derecede evde anneyi etkiledi. Artık anneler doğumu takip eden beş yıl içinde yaklaşık 15 bin gün, günde en az 14 saat çocukları ile birlikteler. Bu aşırı birliktelik annenin yalnız kalma ihtiyacına set vururken, anne-çocuk ilişkisini de yıpratıyor. Bu derece çocuk merkezli yaşamak, eşi ile birlikte yalnız kalamamak, kendi zevklerinden feragat etmek anneleri psikolojik olarak çok yoruyor. Bu yorgunluk içinde annelerden çocuk eğitimine odaklanmalarını beklemek ise oldukça güç.

Eski sokakları kuramayız, dönüp akrabalarımızın yanına yerleşemeyiz ancak komşuluk ilişkilerini geliştirebiliriz belki. Bu sayede anneler biraz nefes alabilir. Ama en önemlisi annelerin gün içinde ihtiyaç hissettiğinde çocuklarını 2-4 saatlik bırakabileceği güvenilir kurumlar inşa etmek. Annenin kendi başına, eşi ile birlikte baş başa kalmasını sağladığımızda, yapışmış anne-çocuk ilişkisini biraz ayırdığımızda emin olun, daha sağlıklı bir nesil yetişecek.

 

*Uzm.Pedagog Mehmet Teber’in “Annelik” yazı dizisinin “Üreten anneden tüketen anneye” başlıklı ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

*Bu yazı Alternatif Anne’de ilk kez 8 Mayıs 2013’te yayınlanmıştır.

Uzm.Ped. Mehmet Teber

Evli ve iki çocuk babası olan uzman pedagog Teber, ilk ve orta öğrenimini İzmit'te tamamladı. 2003 yılında Boğaziçi Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını aynı üniversitede Eğitim Bilimleri alanında yaptı. Birçok kurumda pedagog ve psikolojik danışman olarak çalıştı. Pedagoji Derneği Başkanı olan Teber, aynı zamanda eğitim kurumlarına eğitim danışmanlığı yapmaktadır. Teber’in Çocuk Eğitiminde İdeal Anne-Baba, Sınav Terapileri, Profesyonel Öğrenci adıyla yayımlanmış üç kitabı bulunmaktadır. www.mehmetteber.com internet sitesinde de yazılarını paylaşan Teber ile iletişim için: m.teber@yahoo.com email adresini kullanabilirsiniz.

3 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız