Yazan: 28 Ocak 2013 Yorumlar Devamı →

Anaokulu karnesi

Anneler, anaokulundaki çocuğunuz karne aldı mı?

Eminim almıştır. Benim ufaklık da almıştı, Türk anaokulunda geçirdiği yılın sonunda. Tabii ki -ama tabii ki- hepsi “pekiyi” idi. “Benim çocuğum çok özel”di, “süper”di, öğretmenleri ve arkadaşları onu çok sevmişlerdi…

Ertesi yıl Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı anaokuluna girdi oğlum. Ve işler değişti!

Karne, öyle şık karton üzerine basılı değildi bir kere: Dosyalanmış basit bir bilgisayar çıktısıydı ve Excel ile hazırlanmış kâğıtlardan oluşuyordu. Aman bu ne karışık bir şeydi böyle! Anaokulu karnesi dediğin keyfi bir karne değil midir? Bütün bu yazılar da nedir?

Oğlumun karnesinde artık hepsi pekiyiler yoktu! Benimki yoksa “geri” miydi?

Çalışmaların sonuçları duygusal veya maddi bağlarla bağdaştırılmadan, birebir yansıtılmıştı karneye!

Ne anneler, ne kavgalar yaptılar bu yüzden öğretmenlerle!

“Siz niye böyle notlar işliyorsunuz dört yaşındaki çocuğun karnesine?”
“Hanımefendi, bu karnelerin o kadar ciddiye alınacak bir tarafı yok” diyordu öğretmenler.
“O halde neden böyle notlar koyuyorsunuz?”

Alışmışız biz, çocuklarımızın her kabahatine göz yumulmasına.

Fransız okullarına dair söyleyebileceğim çok şey var ama bu yazımda sadece karneler üzerinden gideceğim, bakalım yaklaşım farkına dair siz neler düşüneceksiniz? İşte Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’nın, 6 yaşına girmiş oğlumu değerlendirmiş olduğu kapasitelerden bazıları:

“Diğerlerine saygı duymak ve ortak yaşam kurallarına saygı göstermek” – Bakınız, kral çocuk muamelesi yok, “ortak yaşam alanı” fikri hemen vurgulanmış.
“Dinlemek, yardım etmek, işbirliği yapmak, yardım istemek” – Bakınız, sadece yardım ederek değil yardım istediği zaman da öğretmenlerden olumlu not alıyor çocuk…
“Kendine güvenmek, duygularını kontrol etmek” – Yine sosyal yaşam, içedönük ve dışadönük beceriler.
“Hareketlerini çevreye ve çeşitli mecburiyetlere göre adapte etmek” – Analitik yaklaşım!
“Basit bir güzergâhı bilmek ve anlatmak”
“Bir tehlikeyi fark etmek ve onu göz önünde bulundurmak” – Güzel hareket!
“Olayları birbirine bağlamak”
“Bir müzik parçası dinlemek, onunla ilgili diğerleri ile duygu ve düşüncelerini paylaşmak” – Sanat ve akıl bir arada…

Hiçbir eğitim sistemi mükemmel değil ve her sistemin iyi olduğu gibi kötü yönleri de var. Fransız eğitim sistemini özellikle anaokulu yıllarında eleştirecek çok şey bulabilirim. Ama bu birkaç başlığı okuduğumda bu eğitim sistemini neden seçtiğime dair iyi bir fikir ediniyorum.

*Bu yazı 21.Ocak.2012 tarihinde Alternatif Anne’de yayınlanmıştır.

Gülüş Türkmen

Yazar:

ALTERNATİF ANNE KURUCUSU | Belçika-Türkiye arasında mekik dokuyarak büyüyen Gülüş, başlarda bu kültürlerarası gelgitten yorgun düşmüş. Türkiye’de Avrupalı gibi, Avrupa’da Türk gibi hissetmesi onu her çemberin dışında bırakmış. Ama Gülüş, kendisinden beklenen davranış kalıplarına uymak yerine her kültürün sağlıklı ve işlevsel özelliklerini hayatına dahil etmeyi seçmiş. Yaşadıklarını önce bir müzisyen, sonra da iki çocuk annesi bir yazar olarak paylaşıyor. Temennisi, annelerin daha sağlıklı ve daha kolay çocuk yetiştirmek için alternatiflerini keşfetmeleri ve yaşam tarzlarını bilinçli olarak seçmeleri. | GÜLÜŞ TÜRKMEN, "Anneliğin Ötesinde" kitabının yazarı, "Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler?" lisanslı atölye yöneticisi, TRT-TSR'de Alternatif Anne köşesinin sunucusu, "Annelik Haritası" çalıştayının ve "Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik" kavramlarının da "annesi"dir.

Yorum Yaz


altı × = 30