Alternatifinize sahip çıkar mısınız?
Hani bazı günler olur, kendi kendinize sorarsınız: Nasıl oldu da bu işlere bulaştım ben?
Alternatif Anne’nin yeni sitesi hazırlanırken ben de tüm eski yazılara göz gezdirdim ve durup düşündüm: Nasıl olmuş da bazı konular anneler arasında daimi bir mücadeleye dönüşmüş? Ve nasıl olmuş da kendimi bu kavgaların içinde bulmuşum ben?
- Çocuğuna kendi kendine uyumayı öğretir misin, öğretmez misin?
- Anaokulu yaşına gelmeden memeden keser misin, kesmez misin?
- Bağımsızlığını verir misin, vermez misin?
- İşine gelmese bile çocuğunun isteklerini dikkate alır mısın, almaz mısın?
- Onu sevdiğin gibi sayar mısın, saymaz mısın?
- Kuru kuru itiraz etmek yerine söylediklerini eylemlerinle destekler misin, desteklemez misin?
İki çocuğum da yeterince büyüdüler; Beslenme, uyku, tuvalet eğitimi, kardeş kıskançlığı, okul fobisi gibi her annenin karşılaştığı temel süreçlerden azami sıkıntıyla geçmeyi başardım. Çocuklarımdan sevgimi esirgemeden onlara öz bakım işlerini yapmayı öğretebildim, kendilerine güvenen küçük insanlara dönüşmelerini sevinçle izledim. Bebekliklerini doya doya, onları öpe koklaya yaşadım. Peki, neden hala Alternatif Anne’de bu konularla ilgili yazıyor, bu kavgalara bulaşıyorum?
Hafta sonu yoga dersine girdiğimde, cevabımı en berrak şekliyle buldum.
Eğitmenimiz Esra Pulak, dingin, yumuşak sesiyle en ince ayrıntısına kadar hareketi tarif ediyor, bir yandan da işin felsefesini anlatıyordu. Birden bir baktık, karga duruşuna geçmişiz: Ellerimiz bedenimizi havaya kaldırmış! Önce bir saniye, sonra iki… Esra hoca başarmak için düşünceyi kontrol etmenin önemini anlatırken, ben de dinlediğini anlayarak uygulamanın önemini düşünüyordum (hocanın söylediği gibi kollarımı hafifçe bükmeseydim yere çakılırdım!). Aslında düşünceyi kontrol etmek de, söyleneni veya okuduğunu anlamak da disiplin denen becerinin parçaları değil mi? Derken Esra hoca da konuyu disipline getirdi: Bir gün önce izlemeye gittiği bale gösterisinde baş balerinin nasıl titrediğini, bu görüntü karşısında nasıl şoke olduğunu anlattı. Bir baş balerinin zorlanması normal değil tabii. Bu, disiplin eksikliğinin ülkemizde pek çok şeye olduğu gibi sanata da yansımasıydı.
Ne zaman babamın yanına gitsem, hiç hoşlanmadığım “bizden adam olmaz” felsefesini dinlerim. Sinirlenirim ama babamın tezini çürütemem. Bizler, trafik kurallarına uymakta zorlanırız. Rejim yapmak çoğumuz için imkânsızdır çünkü boğazımıza hâkim olmak irade ister. Depreme karşı önlem almak mı? Maalesef deveye hendek atlatmak gibidir. Dünya standartlarında sporcularımız, sanatçılarımız, düşünürlerimiz varsa, eğitimlerini yurtiçinde değil, yurtdışında pekiştirmişlerdir.
Bizde bir vurdumduymazlık vardır, kanıksarız halimizi. Ya da bahaneler üretiriz: Falanca fahri uzman rejimi onaylamıyor, filanca fahri uzman depremin yıkıcı olmayacağını söylüyor…
Çocuklarımıza aşığızdır, onlar için kurban oluruz, onlara kıyamayız! Ara sıra (sık sık) itişip kakışmayı ise kaderimiz biliriz. Yavrularımızın hayallerini gerçekleştirmelerine pek yardımcı olamayız: Astronot olmak mı? Daha neler! Hem uzaya falan gitmeyi düşünme, çok uzak orası!
Şayet anneler olarak disiplinin bize ve çocuğumuza getireceği refahtan yararlanmak istiyorsak, ne kadar erken denersek başarmak için o kadar şansımız olacaktır. Hamilelik ve doğum, yeni fikirleri benimseyip uygulamaya çok müsait olduğumuz bir dönemdir. Bu zor ama çok hevesli olduğumuz dönemde bu savaşı vermemiz gerekir.
İşte ben, bu savaşta seve seve yer alıyorum! Duymak istemediklerimize kulak tıkama alışkanlığımızla, bahane uydurma huyumuzla elimden geldiğince mücadeleye varım.
İsterim ki biz anneler, birbirimizi mevcut şartlar için bahane bulmaya değil, daha iyi şartlara ulaşmak için çalışmaya teşvik edelim. Daha kolay ve daha iyi bir annelik alternatifimiz olduğunu, bunun bir masal olmadığını bilelim.
Ve tabii, isterim ki bacakları titremeyen bir baş balerin seyredeyim. Şu babam da biraz dırdırı bıraksın!
Alternatif bir Türk toplumuna!
Yazar Hakkında
Benzer yazılar
Yorum yazın
You must be logged in to post a comment.
